Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Ashab-ı kirâmdan Nu'man radıyallahu anh şehit olmuş ve Alâ'i adında bir yetim bırakmıştı. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 190

Ashab-ı kirâmdan Nu'man radıyallahu anh şehit olmuş ve Alâ'i adında bir yetim bırakmıştı. Ashab-ı kiramdan bazılarının çocukları, babalarıyla huzur-u fâ'iz-in-nura cenab-ı Fahr-i risalete yüz sürerler ve dönişlerinde iki cihan serverinin kendilerine nasıl iltifat ettiklerini anlatırlardı. Alâ'i, bunları duya duya Resül-ü zişâna karşı iştiyakı artıyor ve fakat babası olmadığından buna cesaret edemiyordu. Birgün annesine:

— Anneciğim, dedi. Ben de, Fahr-i kâ'inat efendimizin huzur-u saadetlerine varsam, iltifatlarına nail olsam, sohbetlerini duysam ne olur?

Annesi onun başını okşadı, sevdi ve kokladı:

— Oğulcuğum, sen yetimsin... Baban, hayatta olsaydı seni de efendimizin huzuruna götürürdü, dedi.

Fakat, Alâ'inin sabrı ve tahammülü kalmamıştı. Birgün, Mescid-i Nebevi'nin önüne geldi ve: (Ah babacığım!..) diye ağlamağa başladı. Nur-u âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

— Yâ Enes!.. Mescidin önünde bir çocuk feryat edip ağlıyor, git o çocuğu hemen buraya getir, buyurdu.

Enes radıyallahu anh çıktı ve Alâ'iyyi elinden tutarak iki cihan serverinin huzuruna getirdi. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem sordu:

— Evlâdım, sen kimin oğlusun?

Çocuk, hıçkırıklarını tutmağa çalışarak cevap verdi:

— Senin getirdiğin hak din için savaşırken şehit olan Nu'man'ın oğlu Ala'yyim.

— Merhaba ey babası cennet-i â'lânın Dâr-üs-selâm derecesine eren zatın oğlu!.. buyurarak yavrucağın başını mübarek elleriyle okşayıp sevdi ve kendisi için dua buyurdu: (Allahümme bârik fil-Alâ'l ve enbetehu nebâten hasene...)

Alâ'iye iltifatlar etti, gönlünü aldı... Alâ'i, mutlu idi, sevinçli idi, zira diğer çocuk arkadaşları gibi iki cihan serverinin huzurlarına kabul edilmek şeref ve bahtiyarlığına ulaşmıştı. Artık, huzur-u saadete dahil olabilirdi.

Et-Tövbe sûre-i celilesinin 41.'inci âyet-i kerimesi olan (IN-.

FİRÜ HİFÂFEN... Genç ve ihtiyar, zengin ve fakir cihada geliniz...) hükmü nâzil olunca, Medine-i münevvere'de münadiler:

— Ey mü minler!.. Genç ve ihtiyar, zengin ve fakir cihada gitmek üzere hazır olunuz!.. diye nidâ ettiklerinde, Alâ'i henüz yirıni yaşlarında bulunuyordu. Bu dâveti duyunca, annesinden savaşa katılmak üzere izin istedi. Fakat, annesi kendisinden başka kimsesi olmadığından müsaade etmedi. Alâ'i, Hz. Ebu-

Bekir-is-Sıddıyk radıyallahu anha müracaat ederek cihada gitmek istediğini ve fakat annesinin kendisinden başka kimsesi olmadığını ileri sürerek müsaade etmediğini söyledi ve izin almasını niyaz etti.

Hz. Sıddıyk-ı Ekber, Alâ'inin evine gitti ve annesinden rica etti:

— Yâ Hatun!.. Oğluna cihad için izin ver, onu bu ecir ve saadetten mahrum eyleme...

Kadıncağız, ağlamağa başladı ve:

— Yâ Sıddıyk!.. Alâ'iden başka kapımı açacak kimsem yok, gözümün nuru, hayatımın meyvesi biricik oğlumu bana yardımcı bırakınız, diye yalvardı.

Hz. Eba-Bekir, kadıncağızı haklı buldu ve onun annelik sevgi ve şefkatine hürmet ederek daha fazla israr etmedi. Fakat, Alâ'i de boş durmadı ve bu defa Hz. Ömer-ül-Faruk radıyallahu anhı aracı koydu. Fakat, Faruk-u â'zam da sonuç alamadı ve kendisine:

— Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize müracaat et... Ümit ederim ki, annen iki cihan serverinin hatırını kıramaz, dedi.

Alâ'i, azimli ve kararlıydı. Doğruca huzur-u saadete vardi ve:

— Yâ Resûlallah!.. dedi. Annem, cihada gitmeme izin vermiyor. Sıddıyk-ı ekber ve Faruk'u â'zam aracılık ettiler, her ikisini de red etti ve kabul etmedi. Ne yapacağımı bilemiyorum! Siz, tavassut ve şefaat buyurursanız, izin vereceği tabiidir. Ashab-ı kiramdan bir zatı göndererek annemden izin almanızı istirham ederim.

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Hayder-i Kerrâr'a bu vazifeyi verdi ve şöyle buyurdu:

— Yâ Ali!. Bu yiğitle birlikte git, annesine selâmlarımı söyle ve benim namıma cihada gitmesi için izin vermesini istedigimi söyle...

Hz. Ali kerremallahu vechehu ve radıyallahu anh, Alâ'inin evine gitti ve annesine Resûl-ü zişânın selâmlarını ve dileklerini bildirdi. Kadıncağız birden yumuşadı:

— Habib-i edib-i Kibriyâ'ya canım feda olsun, dedi. Oğlumu önce Hakka sonra Resûl-ü zişâna hibe ettim.

Sonra, oğlunun alnından ve yanaklarından öptü ve imam-1 Ali'ye teslim etti ve Alâ'i bu suretle muradına ererek ashab-1 bâ-safa ile birlikte cihada gitti.

İslâm mücahitleri büyük bir zafer kazanmışlardı ve bu savaşlarda Alâ'i de maksuduna erişmiş, kahraman babası gibi rütbelerin en yücesi olan şehitlik makamına ulaşmıştı. Başlarında iki cihan serveri olmak üzere, Medine-i münevvere'ye dönüşlerinde halk kendilerini coşkunlukla karşılıyor ve yiğit gazilere defler vuruyorlar, kasideler söylüyorlardı. Karşılayanlar arasında Şehit Nu'man'ın eşi ve şehit Alâ'inin anası da bulunuyordu. Büyük bir hasret ve iştiyakla ciğerpâre yavrusunu bağrına basabilmek için gazilerin saflarını gözleriyle araştırıyor, fakat onu bir türlü göremiyordu. Kendisinden bir haber alabilmek için sorduğu mücahit gaziler de bir şey söylemiyorlardı.

Uzaktan, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin teşrif buyurduklarını farkederek kendilerine doğru koştu ve kendisini tanıtarak sordu:

— Yâ Resûlallah!.. Şehit Nu'man'ın eşi ve emriniz üzerine cihada katılmasına izin verdiğim Alâ'inin anasıyım. Oğlumu, gaziler arasında aradım, bulamadım. Kime sordumsa bana cevap vermediler. Lûtfen söyler misiniz, oğlum nerede?

Habib-i edib-i Kibriyâ efendimiz:

— Oğlun şehit oldu ve Firdevs-i â'lâda bulunduğunu da Cebrail aleyhisselâm bana haber verdi. Sen, hem şehit kadını hem de şehit anası oldun, bu itibarla iki yönden de Allahu tealâ'nın ecrine nail olacaksın, buyurunca kadıncağız:

— El-hamdü lillâh, hem şehit karısı, hem de şehit anası oldum, diye Cenab-1 vâhib-ül-atâ'ya hamd-ü senâ eyledi.

Aziz kardeşlerim:

Müslüman kadını, işte böyle metin olur. Kocasını, oğlunu, kardeşini Hak yolunda kaybettiğinden dolayı ye'se düşmez, Envâr-ül-Kulub, Cilt 3 — F: 13

Belki üzülür ağlar ama feryad ederek bağırıp çağırmaz, üstünü başını ve saçını yolmaz. Zira, onlara bahş ve ihsan buyurulacak sonsuz ni'metlerin kıymet ve azametini bilir, kendisine vâ'dolunan mükâfatı düşünür, hak yolunda ırz ve iffetinden gayrı herşeyini fedâ eder.

Gönlü mir'at-ı baht-ı Kibriyâ'dır ehl-i tevhidin, Şuhudu her nefes zevk-i likadır ehl-i tevhidin...

HİKÂY E Fira'unun eşi Asiye validemiz, Hz. Musa aleyhisselâma iyman ederek islâm olmuştu. Fira'un, mes'eleyi öğrenince son derece öfkelendi:

- Yâ Asiye! Musa'ya iyman ettiğini ve onun Allah'ına ibadette bulunduğunu söylüyorlar. Benden başka ilâh var mı ki, ona tapıyor ve ibadet ediyorsun?

Asiye validemiz, pervasızca cevap verdi:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.