Günlerden birgün, Behlûl-u Dânâ, mezarlığın kenarında oturuyordu. Bazılanı yanına geldiler ve ona:
— Başın sağolsun erenler, dediler. Baban öldü ve sana bunca mal ve para miras bıraktı.
Behlûl, kabristana dönerek söylendi:
— Babamdan kalan mirası iki liraya satıyorum, alan var mı?
Hazır bulunanlardan bir akıl hastası talip oldu:
— Ben alırım, dedi.
Behlûl, hiç düşünmeden cevap verdi:
— Öyle ise, ben de sana babamdan kalan mirası iki liraya sattım.
Kendisine bu miras haberini getiren araya girmek istedi:
- 63 _
— Yahu sen aklını mı kaçırdın? Hiç bu kadar mal iki liraya satılır mı? Hiç olmazsa fakirlere dağıtsaydın, açları doyursaydın, malını Allah yolunda infak etseydin!..
Hazret-i Behlûl başını salladı:
— Kıyamet günü, Allahu tealâ kulunu kızgın saç üzerinde hesaba çekecektir. Şu kadar malımı fakirlere verdim, şu kadarıyla açları doyurdum, bu kadarıyla çıplakları giydirdim diye, uzun uzun hesap vereceğime, iki liraya sattım der tezden hesabını veririm olur biter. Esasen, benden bu malı alan da akıllı bir adam değil, hoş aklı başında olsaydı bu malı kabul eder miydi? dedi.
Düşünebilmek mazhariyetine erenler ve Hakkın rizasını gözetenler iyi bilmelidirler ki, dünya hayatında toplanan malın ve paranın, eğer helâl ise hesabı, haram ise azabı vardır.
Adaletten ayrılarak zulme dalanlar, rüşvet alanlar, halkı soyanlar, yetim malı yiyenler ateştedirler. Allahu talâ'nın nârı haktır, nuru da haktır, hesabı, mizanı, suali de haktır. Başkalarının aldatarak yaşadıklarını zannedenler, aslında bizzat kendilerini aldatmakta ve avutmaktadırlar. Milyonlarına milyonlar ekleyenler, kasalarını tıklım tıklım doldurup bunların kıyamete kadar kendi ellerinde kalacağını zannedenler de yine kendilerini aldatmakta ve avutmaktadırlar. Mallarını ve paralarını Allah rizası yolunda harcamağa kıyamayanlar, zekât ve sadaka şöyle dursun, kimseye ödünç bile vermeyenler, azap günlerinin gittikçe yaklaştığını unutmamalıdırlar. Eşten, dosttan, akraba ve ahbaptan, tanıdık ve bildikten çokları akın akın sonu olmayan o büyük yolculuğa çıkıyorlar. Hırs ve ihtirasın sonu yoktur, dünya malı hiç kimseye yâr olmamıştır. Şu koca İstanbul şehrinde, dededen toruna yüz yıldanberi aynı evde oturan kaç aile gösterebilirsiniz? Boğaziçi'nin iki yakasını süsleyen muhteşem yalılardan kaçında, onları yaptıranların evlât ve ahfadı oturmaktadır, hiç soruşturdunuz mu, düşündünüz mü?
Dört milyon altun harcayarak Dolmabahçe sarayını Karabet Balyan ustaya yaptıran Abdülmecit han, o muhteşem sarayda tez vereminden ölmedi mi? Kim kaldı, kime kaldı bu dünya?
Neden, ibret alamıyoruz, neden ayılıp uyanamıyoruz? Bir çok semtlere isimlerini veren ulular nerede? Yüz yıl önce bu şehirde oturanlar nerelerde?
Aldanma azizim bu dünyanın nakşına, nakkaşına;
Hazret-i Âdem gibi girsen hezâran yaşına, Akibet getirirler seni de şu musallâ taşına, Kapatırlar seni de bir hâl-i haraba yalnız, O karanlık gecede kendine bir yâr ara bul!..
Muhterem kardeşlerim ve Hak yoldaşlarım:
Helâlden kazanıp helâlden yiyelim, helâlinden giyinelim, Rabbimizi bilelim, Rabbimizi bulalım, Rabbimizde olalım...
Rabbini bilen, onu sever. Onun emirlerini seve seve yerine getirir. Insan, sevdiğinin bir sözünü iki etmez. Sevdiğini kırmaz ve incitmez. Sevdiğinin sevdiğini de sever ve onu da üzmek istemez. Sevdikleri için hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz. Yarın, o karanlık mezarlarımızda kendimize gerçek bir dost arıyorsak, o ıssız ve sessiz diyarda yalnız kalmak istemiyorsak, bütün korkulardan, kaygulardan emin olmak diliyorsak, Rabbimizi bilmek ve bulmak zorundayız. Onun bize ihtiyacı yok, biz ona muhtacız. O, bizden yardım beklemiyor, biz onun yardımına muhtacız. Biz âciz ve günahkâr kullarını dünya hayatında da, âhiret hayatında da görüp gözetecek, koruyup kollayacak ancak O'dur. Yoksa, servetin milyarlarla ölçülse mezarında sana kimse yoldaş olmaz, olmak da istemez. Bütün dünya tapulu malın olsa, seni ölüm acılarından, kabir azabından, mahşer korkusundan kurtaramaz. Er veya geç hepimiz öleceğiz. Zengin veya fakir son elbisemiz yedi sekiz metre beyaz bez olacaktır. Kuşlar gibi havalarda uçsak, balıklar gibi denizlerin derinliklerinde yüzsek, önünde sonunda gireceğimiz kara topraktır. O kara toprak altında, altunların, gümüşlerin, mücevherlerin ve pır' lantaların, şil çil liraların hiçbir hayrı ve yararı olmaz. Burada, bu dünya âleminde neler işlemişsen beraberinde götürebileceğin ancak onlardır. Anan, baban, kardeşlerin, evlâtların, kırk yıllık hayat arkadaşın, hiçbirisi bir gece bile olsun seninle mezarda kalmak istemez. Hattâ, ruhunu teslim eder etmez, seni evinde bile tutmazlar, alelacele yıkatıp bir kefene sarar, tabuta koyar, önce musallâ taşına ve daha sonra da dünyanın son ve âhiretin ilk durağı olan kabrine götürüp atarlar.
Hoş atmayıp ne yapacaklar? Birgün bıraksalar, kokundan değil evine, hattâ oturduğun mahalleye bile girilmez. O. karanlık mezarda, iyi amellerin sana yoldaş olurlar, hayır ve hasenâtın seninle birlikte bulunurlar. İbadet ve tâ'atin kabrini ferahlatır, okuduğun Kur'an-ı aziym o karanlık çukuru aydınlatır.
Onun için, bu fâni âlemde Rabbine kul ol ki, Bâki'de sultan olabilesin... Varlıkta ve darlıkta, bollukta ve yoklukta Rabbine hamdedicilerden ol, ondan razı ol ki, Rabbin de senden razı olsun, sana merhamet buyursun, mağfiretini üzerinden esirgemesin. Nefsine, hele iki günlük dünya hayatı için başkalarına kul olma:
Akıl isen ne beye, ne şaha bak;
Nükte-i ER-RIZKU ALELLAH'a bak, Olma sakan el kapısında zelil, Olmuş iken rızkına Mevlâ kefll...
Için ve dışın temiz, özün ve sözün doğru olsun... Dinine, milletine, devletine sadık ol, elinden geldiği ve gücünün yettiği kadar şahsına, ailene, muhitine hayırlı ve faydalı olmağa çalış...
Dinine, milletine ve memleketine hizmet edersen, Allahu tealâ da milletini ve devletini kıyamete kadar pâyidar eder, din ve millet düşmanlarına aman vermez... Bütün mahlûkata karşı şefkatli ve merhametli ol ki, Allahu tealâ da sana şefkat ve merhametini esirgemesin. Herkese karşı güler yüzlü ve tatlı dilli ol ve muhabbet besle ki, muhabbetten Muhammed aleyhis-selâtü ves-selârn hasıl olmuştur. Resûl-ü zişânın nurlu ve mübarek yolundan zerre kadar ayrılma, onun izinden yürü, bastiğı yere basmağa çalış, adımlarını, onun adımlarına uydur.
Unütma ki, onun kapısından girenler Allahu talâ'nın rizasına, cemaline ererler. Ölüm, kendilerine gülerek gelir. Sen de ölümü gülerek karşılarsın ama, başkaları seni kaybettikleri için Envar-ûl-Kulub, Cilt 3 - F: 5
ağlarlar, seni rahmet ve minnetle anarlar, sana hayır dua ederler. Evlâtlarina, şerefli bir isim, temiz bir hatıra bırakmağa gayret et, babaları ile öğünsünler. Musallâ'ya konulduğunda cemaate yalancı şahitlik yaptırmamak için gerçekten iyi olmağa özen, iyilerle düş ve kalk, iyilerle sohbet et, herkese sevgi ve saygı göster, seni tezkiye ederlerken gögüslerini gere gere tam bir emniyet ve itimatla (İyi adamdı, gerçek mü'mindi, tekvâ sahibiydi, elinden ve dilinden hiç kimseye zarar gelmezdi...)