Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Kuş kalesi denilen kasabada, şükreden zenginlerden hayır sahibi, ilmi ile âmil ve bir… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 55

kapattılar. Oduncu Adem ağa, merhum Faruk Şinaverdi hazretlerinin cesediyle kabirde başbaşa kalmıştı.

Cemaat henüz dağılmağa başlamış ve ayak sesleri uzaklaşmıştı ki, kabrin içinde âlem başka bir âlem oluverdi. Iki korkunç melek kabre geldiler. Merhuma: (Rabbin kim? Dinia hangi dindir? Peygamberin kimdir?) sorularını sormağa başladılar. Adem ağa, bir kenara büzülmüş tirtir titriyordu. Ezberinde olan âyet-i kerimeleri okuyor, fakat korkusundan tamamayamıyordu. Hâsılı, iki Melek Şinaverdi efendiyi bu sorgu ile epeyce terlettiler. Nereden kazandığını, nerelere sarfettiğini, ömrünü ve bilhassa gençliğini nerelerde çürüttüğünü, ilmiyle âmil olup olmadığını sordular ve aldıkları cevapları kefenine yazdılar. Şinaverdi efendinin ağzının suyu mürekkep, şehadet parmağı kalem ve kefeni kâğıt gibi kullanılıyordu. Neticede, kendisine: (Artık rahat et, menzilin mübarek olsun, mahşerden sonra gideceğin yeri de sana gösterelim...) dediler ve hazrete cennetteki makamını gösterdiler. Daha sonra, oduncu Âdem ağaya döndüler ve sordular (Sen kimsin ve burada ne arıyorsun?) dediler. Adem ağa, merhumun vasiyeti üzerine ölmeden ve bir gece ona arkadaşlık etmek üzere kabre girdiğini söyleyince: (Evet, biliyoruz sen henüz ecel şarabını tatmadın ama, biz seni de sorgusuz bırakmayacağız, cevap ver bakalım dediler ve gerçekten sormağa başladılar:

- Elindeki baltayı nereden ve kimden aldın?

— Kazandığım parayı biriktirerek aldım. Sapını da arabacı Mehmet ağa hayrına takıverdi.

— Parayı nereden kazandın?

— Ormadan kuru dalları ve çalı çırpıları kesip satarak kazandım.

— Dallarını kestiğin orman kimindir?

— Devletin...

— Demek devletin malını çalıp sattın, peki o ipi nereden buldun?

— Onu da odun satarak kazandığım para ile aldım.

— Demek onu da haram para ile almışsın. Peki, sırtına giydiğin gömleği, şalvarını, kuşağını, yeleğini nereden buldun?

— Hepsini kazancımla satın aldım.

— Kazancın haram yerden olduğuna göre, onlar da haram sayılır. Seni harami seni!.. Biz, sana ne yapacağımızı biliriz ama, henüz dünya ehli olduğun için sana hemen azap edemiyoruz. Yakında, nasıl olsa ölümü sen de tadacak ve bize geleceksin, biz sana millet ve devlet malını kesip satarak haram para kazanmanın ne demek olduğunu o zaman gösteririz. Anlat bakalım daha neler yaptığını? Yediğin ekmek haram, içtiğin su haram, giydiğin gömlek haram, baltan haram, ipin haram, hepsi haram değil mi?

Melekler, seslerini yükseltiyorlar, gök gürültüsünden de şiddetli bir ifade ile sorularını sıralıyorlardı. Gözlerinden de âdeta yıldırımlar çakıyordu. Korkudan dili tutulan ve oracığa küçük büyük abdest bozan Âdem ağa, ne yapacağını bu işten nasıl kurtulacağını tasarlarken, mezarlığın karşısındaki mescitten salâ verilmeğe ve daha sonra da ezan-ı Muhammedi okunmağa başladı. Melekler, şehadet getirdiler ve çekilip gittiler.

Âdenı ağa, enkaz yığını halinde mezarın bir köşesine yığılıp kalmıştı.

Sabah namazını kılan cemaat, Adem ağayı mezardan çıkarmak üzere kabrin başına geldiler. Kabri açtılar ve zavallı Adem ağayı yarı baygın bir halde çıkardılar ve Şinaverdi efendiyi amelleriyle başbaşa bırakarak mezarı tekrar kapattılar. Adem ağayı ayıltıp kendisine getirmek için hayli uğraştılar, yüzüne su serptiler, ellerini ve kollarını uguşturdular ve gözlerini açar açmaz, vasiyyet gereğince hakettiği yüz altunu kendisine uzattılar. Âdem ağa, önce kaş göz işaretiyle bu parayı kabul edemeyeceğini bildirmek istedi. Anlayamadılar ve henüz kendisine gelmediğini sanarak israr ettiler:

— Âdem ağa! Bu para senin hakkındır. Merhumun vasiyyeti böyle idi. Neden almak istemiyorsun? dediler. Adem ağa, güçlükle cevap verdi:

— Yok, istemem kardeşler... Bir baltanın ve bir ipin he-

- 61 _ sabını bile veremedim. Nerede kaldı ki, bu yüz altunun hesabını verebileceğim? dedi ve başından geçenleri hazır bulunanlara olduğu gibi anlattı.

Âdem ağanın kabul etmek istemediği bu yüz altınla Kuş kalesi kasabasının Kumrulu mescidi karşısına güzel bir çeşme yaptırıldı ve üzerine de bu hadiseyi hatırlatan ve tarihini belirten bir taş dikildi:

Yaptırdı bu çeşmeyi oduncu Âdem, Fatihâ ile yâdeyle âmili her dem...

Ey Hak rizasına talip kardeşler:

Bu hikâye, bir çok şeyler anlatmak istiyor ve bizlere bu âlemden sonra geçeceğimiz korkulu geçitleri haber veriyor. Devlet ve millet malı ormandan kestiği çalı çırpı ile satın aldığı baltanın ve ipin hesabını veremeyen Âdem ağa, inşâ'allah haksız yere millet malını çalan, görevini kötüye kullanarak devleti ve milleti dolandıran bazı gafillere durumlarının ağırlığını ve başlarına neler geleceğini hatırlatır. Rüşvet, irtikâp, sû-i istimal yolları ile derleyip biriktirdikleri paraların ve malların günün birinde hesabının sorulacağını düşünerek bu kötü ve çirkin alışkanlıklarından vazgeçerler, yaptıklarına pişman olurlar ve daha bu âlemde iken tövbe edip doğru yola gelerek affa uğrarlar.

Bir emanettir sana bu mülk-ü mal, Sorulacak şüphesiz bir gün su'al...

Ancak, aldığını yerine koymadıkça, gasbettiğini hak sahibine geri vermedikçe, kendisine hakları geçenlerle helâllaşmadıkça, vurduklarının rizasını almadıkça ve bütün bunlarla birlikte yaptıklarına pişman olmadıkça göz yaşı dökerek, tövbe ve istiğfar ederek Hakka yalvarıp yakarmadıkça bu geçitlerden sâlimen geçebilmek mümkün ve muhtemel değildir. Tövbesiz, iymansız, amelsiz, ibadetsiz âhirete gidenlerin, gümüş kubbeli, altun yaldızlı mezarları olsa, içinde azap çekmekten gayrı

hiçbir işe yaramayacağını bilmek ve anlamak lâzımdır.

Allahu zül-celâl vel-cemal hazretleri, cümlemizi bu gaflet uykusundan bu dünya hırs ve sarhoşluğundan uyarsın ve ayıltsın ve bizlere tevfikini refik eylesin...

Evet, haram-helâl gözetmeden halkı soyanlar, fakirleri inletip sızlatanlar, dulları ve yetimleri ağlatanlar çok yakın bir gelecekte, çırıl çıplak soyularak kabre girecekler, orada çok ağlayıp sızlayacaklar, inim inim inleyeceklerdir ama, dünya hayatında olduğu gibi yardımlarına kimse koşmayacaktır. Orada, dertlerine çok derman arayacaklardır ama, bulamayacaklardır.

Mahşer günü, huzur-u izzette haksız elde ettikleri malların yükü ve haramdan kazandıkları ağırlığı boyunlarına asılacak, günahları sırtlarına yüklenecek ve her kuruşlarının hesabını vereceklerdir. Dünya hayatında pek sevdikleri ve biriktirdikleri paraları, cehennem ateşinde kızdırılarak alınlarına, yüzlerine, sırtlarına ve göğüslerine yapıştırılacak ve kendilerine:

— Tadın bu haram paralarınızın tadını!.. denilecektir.

Bunlar, cehennemde yanacakları ateşi buradan sırtlanıp götüren gafillerdir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.