Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Büyük Hak velilerinden Şeyh Şibli (Kuddise sırruh) bir kervanla bir yerden bir yere… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 3 · s. 35

Büyük Hak velilerinden Şeyh Şibli (Kuddise sırruh) bir kervanla bir yerden bir yere giderken, eşkiya tarafından yolları kesilmiş ve soyulmuşlardı. Kervanda bulunan bir zat, bir torba hurma çıkararak, herşeyleri çalınan yol arkadaşlarına:

— Karnı acıkan bu hurmalardan buyursun alsın! demiş ve herkes birer avuç alarak nefsini körletmeğe çalışmış. Eşkiyanin reisine de buyur etmişlerse de:

- Ben oruçluyum, demiş ve yememiş.

Biraz sonra, namaz vakti gelmiş ve hepsi kalkıp namaza durmuşlar, oruçlu olduğunu söyleyen eşkiya reisi de onlarla birlikte namaza kalkmış. Cemaatle namazlarını kılmışlar ve sohbet etmeğe başlamışlar. Eşkiya başı, Şeyh Şibli hazretlerine dönerek:

— Oruç tutup, namaz kıldığım halde eşkiyalık yaptığıma şaştınız değil mi? diye sormuş. Şeyh Şibli hazretleri çekinmeden cevap vermiş:

— Evet, Hakka ibadet ettiğiniz halde, böyle bir günah iş- Irmeniz çok çirkin, demiş. Eşkiya:

— Yalnız sizi soysaydım, Allahu tealâ'ya ve peygamberlerine iyman etmeseydim, ibadet ve tâ'atte bulunmasaydım, daha mı iyi olurdu? dediğinde Şibli:

— Hayır, hiç eşkiyalık yapmasaydın ve yalnız iyman ve ibadete devam etseydin, hakkında daha hayırlı olurdu, cevabını vermiş, eşkiya reisi:

— Kötülük yapıyorum, günah işliyorum diye Rabbimden

yüz mü çevireyim? Hayır!.. Ne kadar kötü ve günahkâr bir kul olsam da, Rabbimle münasebetimi kesmem ve kulluğumu unutmam, der ve oradan uzaklaşır.

Bir kaç yıl sonra, Şeyh Şibli hazretleri Kâ'be-i Muazzama'ya varır. Senelerce önce bir dağ geçidinde kendilerini soyan eşkiya reisinin ağlayıp inleyerek Kâ'beyi tavaf ettiğini görür, bir kenara çekilerek onun da tavafını bitirmesini bekler ve yanına giderek elinden tutar ve sorar:

— Bu ne hal yahu?

Sabık eşkiya reisi gözyaşları ile cevap verir:

— Allahu tealâ ile taklidi münasebetimiz, el-hamdü lillâh bizi tahkike ulaştırdı. Rabbime, mâ'siyyet ile yaptığım ibadetler, mâ'siyyetimi mahbubiyyete çevirdi, der ve Şeyh Şibli'nin kolları arasında teslim-i ruh eder.

Görülüyor ki, o şakinin bile Rabbi ile ilgi ve ilişkisini kesmemesi, onu o zilletten kurtarmış ve tövbe ile aziz etmiştir.

Nice şakiler, böylece said olmuşlardır. Onun için, insan her hal ve kârda, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun, nerede olursa olsun, Rabbiyle münasebetlerini kesmemelidir. Rabbilâlemiynin kerem ve âtıftine nihayet yoktur. Fakat, mü'mine lâyık olan günah ve isyanları terkederek tövbe kapısından geçmek, aşk-ı ilâhiyyi Resûl-ü zişânın mübarek ellerinden içmek, ölmeden önce bu dünya âleminden göçmektir.

Ölmeden önce ölenler, daha bu âlemde iken olanlardır.

Bu âlemde olanlar, ölmezler. Ölen hayvandır. Ölmeden önce ölenler, ölüm acısını duymayanlardır. Bu âlemde iken bilen, bulan ve olanlardır, fâniden bâkiyi görenlerdir. Bâki'nin rizasına erenlerdir. Bâki'de beka bulup zat cennetinin güllerini derenlerdir. Cemal-i lâ yezali müşahede ile satâ sürenlerdir.

Bu derecelere vasıl olabilmek için ise, Muhammed kapısından geçmek gerektir. Sıbgatullah ile boyanmaksızın, o kapıdan geçilmez. Kur'an-ı aziym reçetesi olmaksızın, her biri birer şifa ve rahmet olan âyet-i kerime ilâcından içilmez. Isyan ve günahlara perhiz edilmeksizin, Hak sofrası açılmaz. Kişi, saf ve hâlis bir iyman ve itikad ile Muhammed kapısına dayanmalı,

günah ve isyan kirlerini tövbe suyu ve istiğfar sabunu ile arındırmalı, Allah boyası ile boyanmalı, Besmele-i şerife ile gaflet uykusundan uyanmalı, Kur'an kaynağından doya doya içerek kanmalıdır ki, kalbi nura, göğsü sürura, amelleri şu'ura erişsin, sadrı islâm ile şerholunsun ve safaya kavuşsun.

Zâhir bâtın bir gerek, birlik eri halinde;

Dünya âhiret bir adım, aşk erinin yolunda...

Ateşe konulan demir, ateşe tahavvül ettiği gibi, muhabbette muhabbet zahir olur. Züleyha ise aşkı ile Yusuf'una vasıl olur. Yakup gibi gözü yaşlı ve hüzünlü ise, Yusuf için ağlaması gülmeye ve hüznü surura tebeddül eder. Yusuf aleyhisselâm gibi sıddık olan köle iken mahbub olur, sultan olur. Onun için Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemde pişen, muhabbette de pişer ve muhabette pişenden de çiğ kalan olmaz, FEZA'- UL-EKBER'de yüzü sararıp solmaz ve kararmaz, mahcup ve perişan kalmaz, mizânda bigâne ve divanda divane bırakılmaz, sıratı düz ve gecesi gündüz olur.

Sırat-ı müstakiymde sabit ol ey kardeş! BIL — BUL — OL!.. Bilmeden bulamazsın, bulmadan olamazsın, olmadan göremezsin. Tevfik ve inayeti Allahu tealâ'dan, şefaati Resûl-ü müctebâ dan bekle... Yolcu, yolunda gerek... Bir yoldan gel-' mişsin, bir ağaç altında oturmuş ve biraz da uyumuşsun, biraz sonra uyanacak ve yoluna devam edeceksin... Gördüğün darlık ve varlık rü'yâdan başka bir şey değil... Bütün insanlar uyuyorlar, ölüm geldiğinde uyanacaklardır, buyurulmuştur.

Ölüm, büsbütün yok olmak demek değildir. Ruhun, bedenden ayrılmasıdır. Olüm, ruhla beden arasında hâ'il olup, ruhun tekrar o cesede girmesine engel olur. Ölüm, bir evden bir eve, bir ülkeden bir ülkeye nakletmek, göçmek gibidir.

Ölüm, fakirin kulübesine de padişahların ve kralların saraylarına da aynı pervasızlıkla girer.

Mü'minin, âhiret âlemindeki ilk süruru ölümdür, ölümü ile başlar. Allahu azim-üş-şân, mü'min kullarına dünya hayatındaki iyman ve ibadetlerinin, ihlâsının, hayır ve hasenâtının

ecrini ölümleri ânında ihsan buyurur, onlara ebedi ni'netlerini, ikramlarını, iltifatlarını o zaman gösterir. Bu ilâhi mükâfatları gördüğü gün, mü'minlerin ilk sürurları başlar ve devam eder.

Taberâni'nin Ebû-Malik'ten istihraç ettiği bir Hadis-i şerife göre, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, şöyle dua buyurmuşlardır:

— Yâ Rabbi! Risalet ve nübüvvetimi hak bilerek bana iyman eden ümmetime, ölümü sevdir...

Ebu-Hureyre radıyallahu anh, haber vermiştir ki:

(Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz:

— Her ölen kimse, pişmanlık duyar, buyurduklarında kendilerinden bunun sebebini sorduk. Saadetle şöyle buyurdular:

— Olen, iyman ve ibadet sahibi salih bir kişi ise, din kardeşlerine ihsan ve ikramda bulunmuşsa, âhiret ni'metlerini görünce dünyada iken ihsan ve ibadetlerini çoğaltmadığına pişman olacaktır. Eğer, ölen günahkâr ise, dünyada tövbe ve nedametle Hakka rücû etmediğine, ibadet ve tâ'atte bulunmadığına pişman olacaktır.)

Bu Hadis-i şerif, TIRMIZI adındaki Hadis kitabında zikredilmiştir.

Cabir Radıyallahu anh da buyuruyor ki:

(Cenab-ı fahr-i Risaletmeab efendimizin âlem-i cemale intikal buyurmalarından üç gün evveldi. Huzur-u saadetlerinde bulunduğumuz sırada şöyle buyurmuşlardı:

— Ey ashabım!.. Sizlerden biriniz, âhirete göçerken Rabbil-âlemiyne hüsn-ü zannile ruhunu teslime hazırlansın. Bir kavim, Allahu tealâ'ya sû-i zan ederse, Mevlâyı müte'al hazretleri o kavme şöyle buyurur:)

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.