Akıl ni'metinin ne yüce, ne ulu bir ni'met olduğunu biliyor musun? Allah celle, Kitab-ı aziyminde bak nasıl buyuruyor:
Hel fi zallke kasemün Il-zly hicr...
El - Fecr: 5 (Şüphe yoktur ki, bunlarda akıl ve idrak sahipleri için birer yemin vardır.)
Bu âyet-i kerimede, akıl ve idrak sahiplerine yemin vardır.
Mâ'rifet nuru ile münevver olan akıl sahiplerine işaret bulunan bu nassı celilede Allahu tâlâ'nın akla HICR adını vermesinin sebep ve hikmeti ve hakikati şudur: HİCR, men'etmek anlamına gelir ve bilindiği gibi insan Allahu azim-üş-şânın yasakladığı şeyleri işlemekten, hakkın tevfiki ile men'eden elbette aklıdır. Akıl nerede ise hayâ oradadır ve hayâ nerede ise iyman oradadır. Bunlar, birbirinden hiç ayrılmayan üç nurlu kardeştirler. Biri neredeyse, diğer ikisi mutlâka oradadır. Akıl, nefse galip ve hâkim olursa o kimseye HAKİYM derler. Akıl, kalbin ruhudur. Nasıl ki, cesedin yani bedenin ruhu da ruh-u insani ise, akıl da kalbin ruhudur. Aklı olmayan bir kalp ruhsuzdur. Ruhsuz olan kalpte de akıl kâmil değildir, hatta o kalp bir nevi ölüdür. Allahu sübhanehu ve teâlâ, bu sebeple kâfirlerden ÖLÜ' ler olarak bahsetmektedir. Hadis-i kudside: (Biz, ancak dirileri celâlimizle korkutur, dirileri cennetimize ve cemalimize erdirir ve onları rizamızla tebşir ederiz.) buyurulmuştur.
Bilindiği gibi, ölülerde irade ve tasarruf olamaz. Tasarruf olmayınca da, kalp nefs-i emmâreye mahkûm olur. Nefs-i emmâreye esir olan kalpler ise sahiplerini dünya hayatında isyana ve nisyana, kabir hayatında azap ve ıztıraba ilettiği gibi, âhirette de cehenneme attırır. Oysa, kalbin iki kapısı vardır. Bir tarafı halka ve diğer tarafı da Hakka açılmıştır. Kalp, Hak tarafına açık kapıdan işlerse o kalbin sahibi Hak ile söyler, Hak için sever, yer ve içer, Hak için, girişi ve çıkışı Hak kapısından olan Hak ile yaşar ve bunlar dünyada dış görünüşleriyle kul, Allahu teâlâ katında ise sultandır. Söylemeğe lüzum yoktur ki, böyle kutlu ve mutlu kişiler âhirette de Fİ MAK'AD-I SIDK'a vasıl olurlar.
Giriş ve çıkışları halk kapısından olanlar da, herkesin nazarında hür gibi görünürlerse de, aslında nefs-i emârelerinin esiri olmuşlardır. Bu yüzden, bu gibilerin kalpleri nifak ve şikaktan, bütün amelleri gösterişten, dilleri yalandan, gözleri hıyanetten bir türlü arınıp uzaklaşamaz. Bu çeşit kalp sahipleri de dünyada sultan bile olsalar, hakikatte köleden farksız bulunduklarından, âhiret âleminde saadet ve selâmetten mahrum kalırlar ve eğer tövbe edip salih ameller işlemez ve yaptıklarına pişman olmazlarsa cehenneme ve azaba mahkûm olurlar.
Hâtemül-Enbiyâ aleyhi ve âlihi efdal-üt-tehayâ efendimiz hazretleri bu kötü ve çirkin sıfatlardan kurtulmamız için aşağıda aynen sunduğum dua ile Allahu teâlâ'ya sığınmamızı talim buyurmuşlardır:
şenegu Allahümme tahhlr kalbiy mIn-en-nifak-i ve ameliy min-er-riya-i ve Ilsâniy min-el-kezibi ve ayniy min-el-hiyânet| fe-inneke ta'lemü hainet-ol a'yün| ve mâ tuhf-is-sudar...
(Allahım! Kalbimi nifaktan ve amelimi riyâ'dan ve dilimi yalandan ve gözlerimi hıyanetten, her türlü harama bakmaktan sen azim-üş-şân temizle, arındır, muhafaza ve himaye buyur. Gözlerin hıyanetini ve göğüslerden geçen fâsit niyetleri hakkıyle bilen sensin, gizli veya âşikâr herşeyi bilensin yâ Rab.
"bi!..)
Aziz kardeşim:
Kalbini nifak ve şikaktan, Allahu tâlâ'nın tevfikini niyaz ederek dua ile, mücahede ile temizlemeğe ve arındırmağa çalış.
Zira, kalp nazargâh-ı ilâhî ve Beyt-i Rahman'dır. Yerlere ve göklere sığmayan Mevlâyı müte'al muhlis ve mü'min kulunun kalbine tecelli eder. Nifak ve şikaktan arındırılmayan kalplere aslâ ilâhî tecelliler tenezzül etmez. Sen ve ben, evveli bir damla
su ve âhiri çürümeğe ve kokuşmağa mahkûm bir bedene sanip iken oturacağımız veya muvakkaten bulunacağımız yerin temiz olmasını istiyoruz da, yerlerin ve göklerin ve yerlerle gökler arasında bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen herşeyin müstakillen mâliki, Rabbi ve mürebbisi olan Allahu zül-ce:
lâl vel-kemal hazretleri, nifak ve şikak kirleriyle çöplüğe dönmüş bir kalbe tecelli buyurur mu? O halde, kalplerimizi nifak ve şikaktan, u'cuptan, riyâ'dan, kibir ve hasedden, kin ve gazaptan, Allahu tâlâ'nın sevmediği ve Resûl-ü müctebâ'nın daima kınadığı ve yerdiği pisliklerden ve kötülülkerden paklayalım, arındıralım ve daima temiz tutalım. Kula lâyık görülmeyen pis ve kirli bir yer, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretlerine lâyık ve münasip görülebilir mi?
Bütün bu kötü ve çirkin sıfatları kalplerimizden sökelim ve atalım. Kalplerimizi Allah ve Resûlüllah muhabbeti, iyman nuru ve Kur'an boyası ile temizleyip süsleyelim ki, kalplerimiz nazargâh-ı ilâhî olsun, tecelliyât-1 sübhaniyye ile dolsun, ilâhî sırlara vâkıf ve agâh bulunsun. Bunun da çaresi, bütün amellerimizi riyâdan ihlâs ve ismete, dillerimizi yalandan doğruluk ve hakikate, gözlerimizi hıyanetten sadakat ve ibrete çevirmektir ki, insan bu sayede HALIFETULLAH olmağa lâyık olur ve hak kazanır. İbretsiz gözlerin kişiye faydası yoktur, zararları ise pek çoktur. Meselâ, göz zinâsı asıl zinâ fiilinden daha kötü ve beterdir. Zinâ fiilinde vücudun belirli bir takati vardır ve çabuk doyar. Oysa, göz bakınağa doymaz ve göz zinâsı da sürer gider. Özellikle, insan gözlerini temiz tutmalıdır ki, baktığı yerlerde pislik ve kirlilik görmesin. Gözlerini temizleyemeyenler ise, pis ve kirli şeyler göreceklerine göz kapaklarını kapatabilirler. Kişi, gözlerini haramlardan, Allahu tâlâ'nın yasakladığı şeylerden koruyup kollamalı ve âfet-i basar denilen mânevî göz hastalıklarından kurtarmalıdır. Harama şehvetle bakan gözler, kıyamette ateşle patlatılır. Gözünün en büyük süsü olan ibret ziynetini, devamlı gözlük kullananlar gibi sakın hiç çıkarma!..
Bak, o zaman neler, neler göreceksin. Mâ'nevî körlükten kurtulacaksın. Insan, bakar ama göremez, ancak Allahu teâlâ gösterirse görebilir. Her bakan göremez, fakat mutlâka bakan görür. Her iyman eden iymanını kurtaramaz ama mutlâka iyman eden kurtarır. Her okuyan, büyiik makam sahibi olamaz ama mutlâka okuyan bu makama nail olur. Her salih ameller işleyenin amelleri kabul olunmaz ama, mutlâka salih ameller işleyenlerin amelleri şayan-ı kabul olur. Her çalışan zengin olamaz ama, mutlâka çalışan zengin olur.