Emevi hükümdarlarından birisi, kendisine karşı isyan eden ve silâh kullanan bir kabilenin ileri gelen silâhşorlarını yakalatıp ölüm cezasına mahkûm etmiş ve cellât boyunlarını vururken kendisi de onları seyrediyordu. Dokuz kişinin başı gövdesinden ayrılmış ve sıra onuncu mahkûma gelmişti. O kimse, kendilerini büyük bir vicdan huzuru içinde seyreden hükümdara seslenmiş ve:
— Yâ Emir! Eğer, senin eline düşecek yerde zâlim bir kâfirin eline geçseydik, acaba bize ne muamele yapardı? diye sormuştu.
Hükümdar, düşünmeden cevap vermişti:
— Hiç şüphe yok ki, benim size yaptığımı yapardı...
— Yani cellâda teslim eder ve başını vurdururdu değil mi?
- Evet...
— Biz, el-hamdü lillâh müslümanız, sen de müslüman olduğunu söylüyorsun, ama zâlim ve kâfirlerin yapacaklarını aynen yapıyor ve bizi cellât elinde öldürüyorsun. Şu halde, seninle o zâlim ve kâfir arasında ne fark vardır?
Hükümdar yaptığı hatayı anladı ve:
— Bu zat, beni önceden irşâd etseydi, hiçbirini öldürmez ve hepsini bağışlardım diyerek onu ve geri kalanları affetti, ihsan ve ikramlarda bulunarak serbest bıraktı.
Zâlimlere birgün dedirir Kudret-i Mevlâ, Tallâhi lekad âserek allahü aleynâ...
Evet, Hz. Yusuf aleyhisselâmın kardeşlerinin dedikleri gibi, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri, zâlimlere de zulmettikleri kimselere hitaben: (Allah'a yemin ederiz, gerçekten Allahu teâlâ seni bizden üstün kılmıştır..) dedirtir.
Yukarıda, bir vesile ile zâlimlerin kabirde görecekleri azap ve ıztırabın ileride göreceklerinin başlangıcı olduğuna işaret etmiştik. Tıpkı bunun gibi, mü minler ve mazlûmlar da, ölümü tattıkları ândan itibaren işledikleri hayırlı amellerin ve gördükleri zulmün mükâfatı olan ni'metlerin başlangıcında olurlar.
Kâfirlere asıl azap ve ıztırap ve mü'minlere de asıl mükâfat ve sevap mahşerde hesaptan, mizandan sonra verilir. Kâfirler, ebedî felâket ve meşakkate sürülürlerken, mü'minler de ebedî saadet ve selâmete iletilirler. Kur'an-ı aziymin ASHAB-I-YEMİN olarak tebşir buyurduğu kutlu ve mutlu kişiler, cemal-i ilâhiyye'yi seyrederek ebedî ni'metlere ererlerken, kâfirler ve zâlimler de en acı ve en çetin bir azaba düçar olurlar. Mü'minler, iymanlarının semeresini görürlerken, münkirler de küfürlerinin ve zulümlerinin cezasını çekerler, herkes yaptığını bulur ve ektiğini biçer.
Ey Cemal-i lâ yezâle âşık olan mü'min kardeşim:
Geceleri çok uyuma!.. Çünkü, yakın bir gelecekte, nasıl olsa uzun bir uykuya yatacaksın. Bu uykudan seni ancak Israfil aleyhisselâmın sûru uyandıracaktır. Hatırıma gelmişken hemen söyleyivereyim: Mü'ezzin efendilerin ezan okurken çıkan sesleri, Israfil aleyhisselâmın sûruna remizdir. Namaza gidenlerle gitmeyenler de, kıyamette mü'minler ile mücrimlerin ayrı ayrı toplanacaklarına işarettir. Insanın, yatmak için yatağa girmesi, önünde sonunda kabre gireceğine, kendisini sivri sinek, tahta kurusu ve saire gibi haşerelerin tedirgin etmesi de kabir hayatında musallât olacak yılan, çıyan ve diğer böceklere işarettir. Yorucu ve yıpratıcı bir iş gününden sonra, rahat bir döşeğe girmek, sinek, sivri sinek ve diğer haşerelerin hücumuna uğramadan sabaha kadar deliksiz bir uyku çekmek ve dinlenmek, dünya hayatında Rabbini bir ân için olsun unutmayan, günlerini ibadet ve tâ'atle değerlendiren, elinden geldiği ve gücünün yettiği kadar hayırlı ve yararlı işler işleyen, kâmil bir iyman ile can veren muhlis bir mü'minin kabirdeki istirahatine delâlettir. Bunun mâ'azallah aksi olarak dünyaya meyledip Allah ve
Resûlünü unutmuş, günah ve mâ'siyyet yolunu tutmuş, kendisini bir takım heves ve vesveselerle avutmuş, nefsini içki ve sefahatle uyutmuş kimselerin, sabaha kadar yataklarının içinde türlü kâbuslarla, korkunç rüyâlarla kıvranmaları da kabirlerinde görecekleri azaba işarettir. Münkirlerin ve kâfirlerin kâbusları ve korkulu rüyâları, kabir azaplarına işaret olduğu gibi, mü'minin göreceği güzel ve tatlı rüyâlar da, kabrinde iltifat-l ilâhiyyeye nail olmasına ve cennetteki makamını görmesine delâlettir.
Ancak, hemen ilâve edelim ki, kabir azabı rüyâ gibi değildir. Biz bu misali sizlere kabir azabını veya kabir istirahatini, cennet derecelerini anlatabilmek için verdik. Zira, kabir azabı valnız rüyâda olduğu gibi görmekle değil, tatmakla olacaktır.
Ancak, korkulu bir rü'yâ gördükten sonra dehşetle uyananların, bütün vücutlarının nasıl titrediğini, kalplerinin nasıl çarptığını ve yataklarının içinde doğrularak (Oh.. El-hamdü lillâh, rü'yâ imiş!..) dediklerini de hepimiz görmüşüzdür. Rü'yâda bu derece korkan ve titreyen, Allah korusun kabir azabına nasıl katlanabilir? Rabbim, cümlemizi kabir azabından ve cehennem ateşinden korusun ve kurtarsın. (Amin bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn.)
Ey kardeş!..
Gerçekten âşık-ı sadık isen, geceleri mâ'şukunla sohbet et..
Unutma ki bir çok âyet-i kerimelerde gece vakti kısa zamanda çok uzak mesafeler kat'edildiği bildirilmektedir. Mi'râc-1 güzivn, gece vukubulmuştur. O, öyle bir leyle-i şerifedir ki, KURB-U VİSÂL, RU'YET-I CEMAL o mübarek gece tahakkuk eylemiş, doksan bin kelime ile ilâhî sırlar Habibi edibi Kibriyâ' ya o gece zuhura gelmiştir.
Ve lo-sevfe yo'tike Rabbüke fe-terda Ed -Duha: 5
(Ey Nebiyyi zişân, Rabbin seni razı kılana kadar sana istediğini verecektir.)
tebşirat-ı sübhaniyyesi, o gece vâki olmuştur. Hak celle ve alâ, Resûl-ü müctebâ'ya hitap buyurmuş:
(Ey Habib-i edibim!.. Senin sevdiğin, benim sevdiğimdir.
Senin sevmediğin, benim menfurumdur..) makam-ı ulyâsı o gece Habib-i Hudâ efendimize bahş ve ihsan olunmuştur.
Evet, geceleri derin derin gaflet içinde uyuma!.. Mi'râc, gecelerdedir. Kadir, gecelerdedir. Berat, gecelerdedir. Feyz-i Rahman, gecelerdedir. Rizayı ilâhî, gecelerdedir. Dost ile buluşmak, gecelerdedir. Mevlûd-u Nebi gecelerdedir. Rega'ib, gecelerdedir. Dost ile söyleşmek ve sevişmek gecelerdedir. Allahu teâlâ'nın yemini, gecelerde olmuştur. Aşıklar, Hak rizasını gecelerde bulmuşlardır, didâra ermişlerdir. Habib-i edib-i Kibriyâ, Rabbine gecelerde dua ederdi. Sen de, gecelerde Rabbine niyaz eyle... Teheccüd, Resûl-ü zişâna farz idi, sana dostun yolunda yürümek sünnet oldu. On geceyi unutma ve ihmal etme, gaflet içinde yatacağına Rabbin ile söyleş.
Evet, geceleri derin derin gaflet içinde uyuma!.. Rabbin ile söyleş... Olur ki, sana da inayet-i Rabbaniyye erişir, gecelerden birisinde mi'râc eder ve Rabbinle görüşürsün. Zira, sen de Habib-i edib-i Kibriyâ'nın ümmetisin. Cennet-i â'lâ, cemal-i ilâhî, Rizayı Rahman, Rıdvan ve cinân senin için hazırlanmıştır. Insan'sın, kâmil insan olmağa, Halifetullah olmağa gayret et, hayırlı ve yararlı amellerde bulun.. Başına akıl, kalbine iyman, gözüne ibret, gönlüne muhabbet, diline zikir ve şükür, emrine her türlü ni'met bahş ve ihsan buyuruldu. Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerine kul, Habib-i edibine ümmet olabilmek şeref ve imtiyazına mazhar oldun, Mevlâ sana (Ey iyman eden, ey şeref-i iyman ile müşerref olan mü'min!..) diye hitap buyuruyor. Seni, zât-1 ahadiyyetine muhatap kılmak bahtiyarlığına nail etmiş, seni affedeceğini, cennetine koyacağını, cemalini göstereceğini Kitab-ı keriminde müjdeliyor.