Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Ibrahim Edhem (Kuddise sırruh) efendimizin de hazır bulundukları bir mecliste, padişah saraylarından, mimari… — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 410

Asıl makam, makamların en ulusu ve yücesi kulluk makamıdır, kul olduğunu, fâni olduğunu, gelip geçici ve bu dünyadan göçücü olduğunu, burada yaptıklarının hesabını bir gün vermek zorunda bulunduğunu unutmamaktır. Makam, Allahu teâlâ'nın kuluna bir emaneti, bir ved'asıdır. Bunu böylece bilenler, emaneti birgün başkalarına devredeceklerinin şu'uruna varırlar, o makamı Allahu tâlâ'nın ve Resûl-ü müctebâ'nın emir ve irade buyurdukları mutlâk bir adalet ve hakkaniyetle idare ederler, halka hizmeti en büyük görev bilirler, zâlime karşı mazlûmun yanında yer alırlar, zayıfı ve âcizi korurlar, makamlarını değil, Allah ve Resûlünü severler, o fâni makama değil, Allah ve Resûlüne bağlanır ve güvenirler ve muvakkaten işgal ettikleri o makamları cennete girmeğe, rizaya ermeğe, cemali görmeğe vesile ittihaz ederler.

Çünkü, onlar bilirler ki işgal ettikleri makamda, kendilerinden önce de birisi vardı ve binaenaleyh ona bâki kalmadığı gibi o makam kendisine de bâki kalmayacak ve bir gün bir başkasının olacaktır. Bu sebeple, kendilerinden önce gelip geçenlerden ibret alarak, kendileri başkalarına kötü ibret ve örnek olmazlar. Netekim, tarih sahifelerinde böyleleri de vardır ve insanlık kendilerini daima takdir ile anmakta ve hâtırasını tebcil etmektedir. Dünya hayatında böylece temiz bir nam ile tatyip olundukları gibi, âhiret hayatında da rahmet-i ilâhiyye ile taltif olunacakları muhakkaktır.

Makam sevgisi, ne büyük bir felâket ve musibet ise, işgal ettikleri makamları halka hizmet yolunda kullananlar için de o kadar büyük bir ni'mettir. Din, dil, cins, ırk, mezhep farkı göetmeksizin idaresi altında bulunan herkese eşit muamele eden, hak ve adaletten ayrılmayan, zâlimden mazlûmun hakkını alan ve zâlimlere göz açtırmayan, ağlayanları güldüren ve sevindiren, çaresizlerin dertlerine derman olmağa çalışan, yetimlere ve öksüzlere şefkat, dul ve kimsesizlere merhamet besleyen, yaş lı ve kocamışlara destek olan ve bütün bunları kullara yaranmak, övülmek, sevilmek, alkış toplamak için değil, ancak Hak rizası için yapanlar Hz. Ömer-ül-Faruk'a komşu, Hz. Osman-l Zinnûreyn'e yoldaş ve Hz. Ali ile sırdaş olurlar. (Rıdvanullahi aleyhim ema'ıyn).

Makam sahipleri, ordularını din ve millet düşmanlarına, kamçılarını hâ'inlere ve zâlimlere, servetlerini hak yoluna kullanırlar, hak ve adaletten ayrılmazlar ve istikametten sapıtmazlarsa iki cihanda da aziz ve kerim olurlar. Makam sahiplerinin böyle davrandıkları devirlerde, milletimiz cihana hâkim olmuş ve üç kıt'ada asırlar boyu hüküm sürmüştür. Sonradan bazı fırsat düşkünleri, birer vesile ile o makamlara geçip oturunca, şahsî hırs ve menfaatleri uğruna hem memleketi, hem de milleti harap etmişlerdir.

Müslüman Türk milletine lâyık olan, doğru olan ve doğru yoldan ayrılmayan atalarımızın izlerinden gitmek, milleti ve devleti felâketlere sürüklemekten kurtarmaktır.

Cem'eylerse her kim bu dört hasletl, Hakka tâ'zim, halka vardır şefkati, Biri iyman, birisi salih amel;

Din-i mübiyn için bunlardır temel...

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.