Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hasan-ül-Basri (Kuddise sırruh) hazretlerinin bir Yahudi komşusu vardı. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 385

Hasan-ül-Basri (Kuddise sırruh) hazretlerinin bir Yahudi komşusu vardı. Günlerden bir gün, bu komşusunun hastalandığını duyan Hazreti imam, kendisini ziyarete karar verdi ve haber gönderdi. Yahudi, bu habere o kadar sevindi ki, yakınlarına:

— O mübarek zatı yattığım yerde karşılayamam. Beni, yatağımın içine oturtunuz, dedi. Etrafina yastıklar koyarak, isteğini yerine getirdiler. Hasan-ül-Basri hazretleri odasına girince, davranıp kalkmak ve bu müstesnâ misafirini ayakta karşılamak istedi ama, muvaffak olamayarak yatağına yığıldı. Misafir, kendisinden halini ve hatırını sordu, Yahudi teşekkürler ederek hayret ve tecessüsle kendilerinden sordu:

— Beni bağışlayınız yâ imam! Ben, sizin dininizden değilim. Acaba, islâm dini bir gayr-i müslimin hastalığında ziyaretine ruhsat vermiş midir?

Hazret-i imam, derhal cevap verdi:

— Elbette, dedi. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de, hasta olan bir Yahudi komşusunu ziyaret etmiş lerdir. Binaenaleyh, ruhsat vardır. Bahusus, seninle otuz küsur yıldır komşuluk ediyoruz, eğer bu süre içinde bilmeyerek seni üzecek veya incitecek bir hareket veya davranışım olduysa, bana hakkını helâl et.

Yahudinin gözleri doldu:

— Aman yâ imam!.. Benim, sizin gibi muhterem bir zat üzerinde ne gibi bir hakkım olabilir? diye sordu ve aralarında şöyle bir konuşma oldu:

— Senin, benim üzerimde gayet büyük bir hakkın vardır.

- Ben böyle bir şey hatırlayamıyorum yâ imam!..

— Evet, vardır. Ben, bugüne kadar seni islâma davet etmedim. Şimdi, bu hakkını yerine getirmeğe geldim. Sen, islâm dinine lâyık bir kimsesin, ahlâkın da islâm ahlâkına tamamen Envâr-ül-Kulûb, cilt: 2 — F: 25

uygundur. Onun için gel bir tevhid eyle, canını nârdan azad et, ebedî saadet ve selâmete er...

— Doğru söylüyorsun yâ imam! Fakat, Allahu teâlâ iyman ettirmiyor ki, iyman edebileyim.

— Öyle ise ben vazifeni yaptım ve sana zâhirde iyman teklif ettim. Rabbimden niyaz ederim ki, senin kalbine teklif ve sana hidayet buyursun, diyerek odadan çıkmağa davranırken, hasta Yahudi kendisine seslendi:

— Yâ imam!.. Allahu teâlâ, şu ânda bana zât-1 ahadiyyetitine ve Habib-i edibine iyman etmeği nasip eyledi, lûtfen teşrif et, mübarek ellerini bana uzat, sana bi'at ederek Allah ve Resûlüne iyman getireyim, dedi.

Hasan-ül-Basri hazretleri geri döndü, hastanın yüzünden küfür zâ'il olmuş ve simasında iyman nuru belirmişti. Hz. Imamın mübarek ellerini tuttu ve yüksek sesle:

— Şâhid ol yâ imâm!.. Şâhid ol Yâ Rab!.. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve Resûlühu, dedi ve derhal ilâve etti:

— Yâ İmâm!.. Beni, cennete davet ediyorlar, sözleriyle ruhu â'lâyı illıyyin'e uçtu.

Onun, bu haline şahid olan Hasan-ül-Basri hazretleri derin bir ah çekerek ağlamağa başladı. Merakla etrafina toplandilar ve bu ağlamasının sebebini kendisinden sordular. Hıçkırıklar arasinda:

— Bu kadar yıl küfür ve dalâlet bataklıklarında dolaştıktan sonra, son nefesinde ona iyman nasip ve sonu belli oldu.

Ama, benim son nefesimde ne olacağımı kim te'min edebilir?

buyurdu.

Gel gurbet diyarında esir olup kalan insan, Gel dünya harabında yatıp gafil olan insan, Ne müşkildir ki, gafletle yatar hiç inanmadan;

Ölüm vaktinde Azra'il gelince uyanan insan..

Ey u'cub illetine müptelâ olan gafil!..

Bu kıssadan hisseni al, ibret al ki, u'cubunu terkedebilesin, ibadetlerine mağrur olmayasın, yapabildiğin ibadetlerinin sana Hakkın bir lûtfu ve keremi olduğunu, hayır ve hasenâtının tevfik-i Rabbani gereği bulunduğunu anlayarak bu vahim illetten tez vakitte kurtulabilesin... Allahu zül-celâl vel-cemal, sana ve bana hidayet buyursun.. (Amin)

Kötü ve çirkin sıfatların ikincisi de RIYÂ'dır demiştik.

Riyâ, herhangi bir işi Allah için yapmayarak, halka gösteriş için yapmak, desinler, söylesinler, övsünler ve sevsinler diye yapmaktır ki, riyâ'nın gizli şirk olduğuna da işaret etmiştik.

Bu öldürücü korkunç hastalığın ilâcı ve devâsı da, riyâdan ve gösterişten vazgeçerek ihlâsa erişmektir. Allahu sübhanehu ve teâlâ, şirkten gayrı bütün günahları affedebileceğini, yalnız zât-1 ülühiyyetine ortak koşanların aslâ bağışlanmayacaklarını Kur'an-ı aziminde açıkça beyan ve ilân buyurmuştur. Binaenaleyh, tekrar dikkatinizi çekerim, riyâda gizli şirk vardır ve devamı halinde insanı dünya ve âhirette zelil ve rezil edebilir.

Onun için, aklı başında, vicdanı ve sağduyusu yerinde olanlar için bu günahtan hemen tövbe etmek, yapılan her işi ancak ve yalnız Hak rizasıyçün yapmak, gösterişten ve alâyişten kurtulmak gerekir. Hakkın rizasını tahsile çalışanlar, bu kötü ve çir.

kin sıfattan da kurtulabilirler. Kullar ne derlerse desinler, al.

dırış etmemeli ve söylenilenlerin hiçbirisini nazarı itibara almamalı, hak nazarında makbul olacak ameller işlemelidir ki, bu amansız illetten kurtulmak mümkün olsun. Rabbim, sana ve bana tevfikini refik eyleye... (Âmin)

Kıyamet ve nedamet günü, ol mahkeme-i kübrâ huzuruna çıkarılacaklar arasında şu dört sınıfa mensup kişiler de bulunacaktır:

1. Riyâkâr zengin, 2. Riyâkâr şehid, 3. Riyâkâr gazi, 4. Riyâkâr âlim.

Riyâkâr zengine, kendisine verilen serveti ne yolda sarfettigi sorulacak ve o zengin şöyle cevap verecektir:

— Yâ Rab!.. Malımı infak ettim, açları doyurdum, muhtaçları kayırdım, hayır ve asenâtta bulundum.

Hitab-ı izzet şeref-sadir olacak ve:

- Evet, dediklerinin hepsini yaptın ama, rizayı ilâhimiz için değil, nefsini tatnin için, açları doyurup muhtaçları kayırarak kulların hüsnü teveccühlerini kazandın, seni: «Ne cömert adam, ne eli açık insan, ne iyiliksever kişi!..» diyerek övsünler, sevsinler ve takdir etsinler, gıyabında ve yüzüne karşı iyi olduğunu açıklasınlar, herkes duysun ve bilsin diye yaptın... Dileğin de yerine ge di. Etrafındakiler seni övdüler, takdir ve tebrik ettiler, fakir eri giydirdi, kimsesiz çocukları doyurdu diye gazetelerde ism in ve resmin çıktı, cömertliğin ve eli açıklığın dillere destan ollu. Nasibini bol bol dünyada aldın ve burada nasibin yoktur, buyurulacaktır.

Evet kardeşlerim, riyâ küfür ve şirk alâmetidir. Mürâ'inin işlerine ESTAĞFİRULLAH-EL-AZİYM...

Riyâ'dan kaçın, iykana gel;

Şirki terkeyle, iymana gel;

Kullar sana ne derse desin, ihlâs ile sen Rahman'a gel...

Ikinci olarak, riyâkâr şehid divan-ı ilâhiyye hesaba çağırılır ve şehitliğinin ne yolda olduğu kendisinden sorulur:

— İlâhi, senin yolunda kanımı döküp, canımı verdim, cevabını verince, yine hitab-ı izzet şeref-sadir olur:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.