Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Abbasi halifelerinden Harun-er-Reşid, hac dönüşü bir kaç Diin inüf de ikamet etmişti. — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 325

ler, onlar da fakir ve garip görünmeği her zaman tercih etmişlerdir. Dünya hayatında sultanlar gibi yaşayan, yiyen ve içenler de aslında sultan gibi görünmeğe özenen birer şarlatandan başka bir şey değillerdir. Hoş, gerçekten sultan olsalar da neye yarar? Fira'un, Nemrud, Kirâ'lar, Sezar'lar, krallar, imparatorlar, çarlar da sultan değiller miydi? Tahtları vardı, payitahtları vardı, orduları, hazineleri, özel muhafızları, tebaaları vardı. N'oldu, nicoldu, nereye gitti o debdebe, o saltanat? Çünkü, onlar sultan değillerdi ama kendilerini sultan sanıyor ve sayıyorlardı. Inş'allah mahşerde hepsinin âkibetlerini, zillet ve mezelletlerini göreceğiz. Hesapları görülüp, defterleri dürülecek ve hepsi de zebanilerin pençesinde inleye sızlaya cehenneme sürülecektir.

Netice itibariyle; kıyamette mü'minler iyınan ve tâ'atin, kâfirler küfür ve inkârlarının, zalimler zulüm ve haksızlıklarının, zâhidler züht-ü tekvâlarıın, âbidler ihlâs ile yaptıkları ibadelerinin karşılığını alacak, hak ve adalet yerini bulacaktır.

Bu âlemde, sureti insan olanların hakikatte bir hayvan ve belki hayvandan da sapık ve şaşkın oldukları halde, vücutlarının bu hakikati gizlemesi gibi, fakir ve hakir görünen mü'minlerin bu halleri de âhiretteki hakikatlerini gizlemektedir. Bu sebeple, dış görünüşe kat'iyyen aldanmamalı ve insanlar hakkında zâhirlerine bakarak hükme varmamalıdır. Oyleleri vardır ki, en pahalı kumaştan, en meşhur terzilere diktirdikleri elbiselerle dış yüzlerini süslerler ama, iç yüzleri daima çirkin kalir. Bir bakıma, o pahalı ve süslü elbiseler, ipekler, sırmalar, mücevherler onların ayıplarını örter. Oysa, bir rüyadan farki olmayan bu fâni âlemde, iç yüzlerini süsleyip güzelleştiremeyenlerin bütün iğrençlikleri, bütün çirkinlikleri âhirette ve kıyamette meydana çıkacak ve bunların gerçek kimlik ve kişilikleri o zaman anlaşılacaktır. Dünya hayatında herkesin gözlerini kamaştıran bu zavallı gafiller tepeden süzdükleri, el öptürdükleri, önlerinde diz çöktürdükleri kimselerin lânet ve hakaretine mâruz kalacaklardır.

Ve kalo Rabben& innâ ota'na sâdatena ve kubera ena fe-edallun-es-sebly|a Rabbena &tlhim di feynl min-el-azabi vel'anhüm la'nen kebiyrâ...

El-Ahz&b: 67 - 68 (O gün, onlara tâbi olanlar: «Ey Rabbimiz! Gerçekten büyüklerimize, ileri gelenlerimize itaat ettik. Bize kütrü telkin etmişlerdi, yolumuzu onlar şaşırttılar. Ey Rabbimiz! Onlara ikl kat azap ver ve onları en büyük lânete uğrat..» diyeceklerdtr.)

Evet, bu konuyu biraz daha açıklayalım. Zenginlikleri, mevki ve makam sahibi olmaları hasebiyle etraflarıa bir sürü çanak yalayıcı dalkavuklar, bir dediğini iki etmeyen sahtekârlar, riyakârlar, mutabasbıslar toplayan ve onları hak ve hakikat yolundan alıkoyan, servet ve ihtişamları ile göz boyayan dünya saltanatı düşkünlerinden, çevrelerine topladıkları kimseler dâvacı olacak ve diyeceklerdir ki:

Ya Rabbenâ!.. Bizler, kendilerini büyük adam saydığımız, veli'ni'metimiz olduklarını sandığımız bu zâlim ve alçak heriflerin sözlerine kandık, onlara inandık ve kendilerine uyduk.

Onların zulüm ve haksızlıklarına yardımcı olduk, kötülüklerine âlet olmaktan çekinmedik. Onları paraları ve malları çok olduğu ve herkesten üstün yaşadıkları için çok akıllı kişiler olarak tanıdık, onlara özendik, onlar gibi yapmağa ve yaşamağa çalıştık. Meğer, Hak yolunu şaşırmış, o nurlu izi kaybetmişiz ki, zât-ı ahadiyyetine, rizana, cennetine ve cemal-i lâ-yezâline davet eden iki cihan serverine, onun velilerine ve alimlerine yüz çevirdik, küfür ve dalâlet, karanlık ve bataklıklarında kaldık.

Bizleri Hak yoldan azdıran, isimlerimizi şaki'ler divanına yazdıran, sana olan ahdımızı bozduran, çirkin ve kötü amellerimizle cehennem ateşini kızdıran bu zâlimdir. Bizler de, onlara tabi olmak suretiyle cehenneme ve azaba müstehak olduk.

Ey Rabbimizl Suçlarımızı biliyor ve huzur-u izzetinde hepsini

itiraf ediyoruz. Etmesek de, aliym ve hakiyın olan sen yüce Rabbimiz, günahlarımızı ve isyanlarımızı biliyorsun. Ancak, zât-1 ülûhiyyetinden niyazımız şudur ki, bizleri senin rizayı şerifine iletecek doğru yoldan ayıran bu zâlimlere, bu ha'inlere, bize vereceğin cezanın iki katını ver, bizlerin cehenneme girmemize, rahmetinden uzak kalmamıza ve hüsrana uğramamıza sebep olan bu alçaklardan intikamımızı al, onlara en büyük lânetlerle lânet eyle, diye yalvaracaklardır.

Yukarıda mealen sunduğumuz âyet-i kerime bunun delili ve isbatıdır. Onun için, Kur'an-ı aziymi te'emmül ile, tefekkür ile okumalı, anlamağa çalışmalı, okuyup anlamak ve geregince hareket etmek idrak ve irtanını bahş ve ihsan buyurması için Allahu teâlâ'ya yalvarıp yakarmalıdır. Zira, Kitabullah'a tâbi olanlar, yukarıda örneğini verdiğimiz kâfirler gibi mahcup olmazlar, hak ve hakikatlerden mahrum kalmazlar, mahşerde herkes ağlarken mahzun olmazlar ve sonunda cehenneme ve azaba mahkûm olunmazlar.

Ey benim kardeşim:

Sizlere sık sık (EY AŞIK-I SADIKLAR!..) diye hitabediyorum. Neden bilir misin? Zira, âşık-ı sadık olanlar bütün bu korkulardan emin olurlar, huzura kavuşurlar, Habib-i edib-i Kibriyâ kendilerine şefkat ve şefaat ederek ağuşunu açar. Alemlerin Rabbine hakkıyle kul ol ve kulluk görevlerini lâyıkıyle yerine getir, ibadetlerini ihlâs ile bitir ki, cennet ve cemale eresin, cennet-i zata giresin, gözlerin görmediği ni'metleri göresin.

Nefislerine kul olanlar, iki cihanda da hasret ve hüsranda, Allahu teâlâ'ya kul olanlar ise yine iki cihanda mağfiret ve gufrandadır.

Her kim, Allahu azim-üş-şâna itaat ve Resûl-ü zişâna ittibâ ve muhabbet ettiyse, feyzi aziyme nail olacaktır. Amellerini islâh edenlerin bütün günahları yarlıganacaktır. Hatta, günahları denizlerin dalgalarından ve kumların tanelerinden, hava zerrelerinden fazla bile olsa affolunacaktır. Kâfirlere ve zâlim- Envâr-ül-Kuldb, cilt: 2 — F: 22

lere, bu fâni âlemde verilen mal ve mülk, servet ve ihtişam, sakın sakın gözlerini kamaştırmasın, seni aldatmasın. Bu mal ve mülk, bu servet ve ihtişam bâki değildir, elden çıkıcıdır, eğretidir. Aklı başında olan hiç kimse, dünya hayatına, bu fâni hayatın zevk ve ziynetine değer vermez. İyi bilir ki, bütün bunlar muvakkattir ve fânidir ve böyle olduğu için de gayet acı ve çirkindir. Onun için de, âhirete talip ve rizaya ragıp olur.

Sözün burasında, bazı dinsiz ve densizlerin haksız sitem ve iddialarına da cevap vermek isteriz. Biz, ehl-i iymanı âhiret ni'metleriyle avutup aldatarak dünya ni'metlerinden mahrum etmek isteyenlerden değiliz. (IKİ GÜNU EŞIT OLAN, ZIYAN-

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.

Abbasi halifelerinden Harun-er-Reşid, hac dönüşü bir kaç Diin inüf de ikamet etmişti. — 3. bölüm — Menâkıbnâme — tarikat.org