Ara
Menü
2 dakikalık okuma

Bu kıssamız, Tövbe sûre-i celilesinin 119. — 3. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 118

Mü'minlerin annesi Hz. A'işe radıyallahu anha buyuruyorlar ki:

— Biz, ehl-i beyt-i Mustafa olarak on sekiz nüfus idik. Yıllarca, akşam yemeklerinde sofradan doymadan kalkar ve sabahları evimizde ekseriya yiyeceğe müteallik bir şey bulamazdık. Bu uzun yıllar böylece sürüp gitti. Zira, Resûl-ü zişân evde bulunan bütün yiyecekleri, asabına ikram ediyordu. Günlerden bir gün, Hz. Hafsa ile ben Resûlüllah sallallahu aleyhi ve selleme hitaben: «Yâ Resûlallah!.. Medine-i münevvere'ye teşrifinizde, ashabınız fakir ve yoksul idiler. O zamanlar, bize yedirmiyor ve onların fakirlerine ikram ediyordunuz. Şimdi, mâşâ'allah halleri vakitleri yerindedir. Ne olur, bizler de dünyadan arzumuzu alalım, sabah kalkınca evlerimizde yiyecekten içecekten bir şeyler bulalım...» deyince Resûl-ü zişân bizim bu teklifimizden incindi ve tam kırk gün Cemal-i Muhammediyye'den mahrum kaldık. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ashabından hiç kimseyi huzuruna kabul buyurmuyor, devamlı olarak mescitte oturuyor ve namazı kıldırdıktan sonra bir örtü altına giriyordu. Bu hicabın perdedarlığını da Hz. Bilâl-i Habeşi yapıyordu. Evet, Allah'ın Resûlünü incitmiş ve üzmüştük. Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerine yalvarıp yakararak Habib-i edibinin affına mazhar kılması için tazarrû ve niyaz ediyorduk.

Kırkıncı gün, Hz. Ömer radıyallahu anh huzur-u Resûlüllah'a girmek istediğinde, Bilâl-i Habeşi:

— Yâ Ömer! Huzur-u saadetlerine hiç kimsenin girmesine izinleri yoktur, deyince Hz. Ömer-ül-Faruk dışarıdan seslendi:

— Anam, babam sana feda olsun yâ Resûlallah!.. Duyduğuma göre seni inciten ve üzen kızım Hafsa imiş. Şimdi ondan bu cür'etinin hesabını sormağa gidiyorum, der demez Hz.

Omer'in neler yapacağını bildiğinden Bilâl-i Habeşi'ye Omer'i içeri almasını emir ve irade buyurdular. O gün, bizleri de bağışlayarak hane-i saadete teşrif buyurdular ki, kırk gün yani ERBA'IYN tamam olmuş idi.

Islâmda; evvelâ canan, sonra can vardır. Komşusu aç iken, evinde çoluk çocuğu ile karınlarını şişirenlerin, iymanları kemale ermemiş, yani olgunlaşmamıştır. Ashab-1 kirâm rıdvanullahi aleyhim ema'ıyn, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bu güzel hasletleriyle terbiye edilmiş ve onun içtimai (Toplumsal) sünnetlerine aynen ve harfiyyen hörmet ve riayet etmek sayesinde, çeyrek asır içinde doğu ve batıda bir çok ülkeleri fethetmişler ve böylelikle de hem dinlerini hem de dünyalarını mâ'mur kılmak saadet ve bahtiyarlığına erişmişlerdir. Bu kutlu ve mutlu kişilerden herbiri, bu uğurda kendilerine düşen dini ve içtimai görevlerini titizlikle yerine getirmek suretiyle bütün islâm âlemine örnek olmuşlardır. Aşağıda okuyacağınız hikâye de, bu mümtaz hasletlerinin seçkin bir nü munesidir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.