Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Bu kıssamız, Tövbe sûre-i celilesinin 119. — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 2 · s. 118

— Hazret-i Peygamber aleyhi salâvatullah-il-ekber, seni eşine yaklaşmaktan men'ediyor ve zevcenden ayrı bulunmanı emrediyor.

— Karımı boşayayım mı? diye sordum.

— Hayır, dedi. Yalnız ona yaklaşınamakla emrolundun.

Benim gibi cezalı olan Hilâl ve Mürare'ye de bu yolda emr-i Nebevî tebliğ buyurulmuş olduğunu da öğrenerek eşime:

— Hakkımızda hükm-ü celil-i ilâhî gelinceye kadar babanın evine git, dedim ve onu babasına gönderdim.

Hilâl'in eşi, huzur-u Resûlüllah'a vararak niyazda bulunmus:

— Kocam ihtiyar ve kimsesizdir, kendisine bakmaktan da âcizdir. Bana müsaade buyurursanız onun hizmetinde bulunayım, demiş ve Sahib-i Nübüvvet ve mürüvvet efendimiz de:

- Hizmetinde bulun ama, men'ettiğim hususa dikkat ve riayet ediniz, buyurunca kadıncağız:

— Yâ Resûlallah! Vallahi kocamın o gündenberi ağlayıp gözyaşı dökmekten gayrı işi yok, gözü hiçbir şeyi görmüyor, beyanı ile teminat vermiş.

Akrabalarım da bana, eşim için ruhsat almayı teklif ettiler. Onlara:

— Hilâl cidden ihtiyar ben ise gencim, bana eşimin hizmet etmesine izin vereceğini sanmıyorum, dedim ve bu tavassutlarına razı olmadım.

Cezalı günlerimiz elli ikiye baliğ olmuştu. Sabah namazını kıldıktan sonra, evimin arka tarafında şaşkın, perişan, dalgın ve sıkıntılı oturuyordum. Ne yapacağımı, halimin neye varacağını düşünürken, selâ tarafından birisinin:

— Müjde yâ Kâ'ab!.. diye seslendiğini duydum. Affı ilâhiyye ve nazar-ı merhamet-i Muhammediyye nail olduğumu anlayarak hemen oracıkta Rabbime secde ettim. Meğer, o gün sabah namazından sonra Nebiyyi muhterem sallallahu aleyhi ve sellem bizlerin tövbelerimizin kabul buyurulduğunu ashab-ı kirama tebliğ ve ilân buyurmuş, Hilâl ile Mürare'ye de müjdeciler koşuşmuşlar, bana gelen müjdeciye o ânda verecek bir şeyim olmadığından arkamdaki elbiseyi çıkarıp verdim. Amcam

oğlu Ebu Katade'den emanet aldığım elbiseyi giyerek huzuru Resûlüllah'a dahil olmak üzere giderken ashap bölük bölük gelerek Affı ilâhî ve lûtf-u Nebeviyye mazhar olduğumu tebliğ ve her biri ayrı ayrı beni tebrik ettiler. Mescid-i Nebevi'ye girdiğim zaman, ashab-ı kiram efendimizin huzurlarında oturuyorlardı. Muhacirlerden Hz. Talha radıyallahu anh bana doğru gelerek müsafaha, tebrik ve muhabbetle bana sarıldı. Talha'nın o günkü içten muamelesini aslâ unutamam.

Resûl-ü zişân efendimize selâm verdim, vech-i saadetleri meserretlerinden nur içindeydi. Aleyhisselâtü ves-selâm efendimiz mesrur olunca mübarek yüzleri ayın onbeşi gibi nurlanırdı ve sürur içinde bulunduğunu bu halinden anlardık.

Saadetle şöyle buyurdular:

15-' Ebşir bi-hayrin yevmün merrehu aleyke münzü veledetke ümmüke.

(Ananın seni doğurduğu günden bu yana geçen günlerin hayrı ile müjdelen.)

Bu tebşirat-1 Nebeviyye üzerine sordum:

— Yâ Resûlallah! Affım, taraf-1 eşref-i Risaletpenahilerinden mi, yoksa Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerinden mi?

— Allah celle hazretlerindendir, buyurmaları üzerine o kadar sevindim ki, malik olduğum malımın tamamını Hak rizasıyçün infak etmek istedim. Bunun üzerine efendimiz:

Imsik aleyke ba'da maleke fe-hüve hayrün leke.

(Malının bir kısmını ver, bir kısmını da kendine bırak, bu senin için daha hayırlıdır.)

buyurduktan sonra şu âyet-i celileyi tilâvet eylediler:

Jo, balla Lekad tâb'Allahu alen-Nebiyyi vel-muhâciriyne vel-ensâr'illeziyn-et-tebe'uhü fi sa'at-il usreti min ba'di ma kâde yezigu kulübü feriykın minhüm sümme tâbe aleyhim innehu bihim râ'ufün rahiymün ve ales-selâse't-illeziyne hullifu hatta izâ dâkat aleyhim-ül-ardü bimâ rehubet ve dakat aleyhim enfüsühüm ve zannû en lâ melce'e min'Allahi illa ileyhi sümme tâbe aleyhim li-yetûbû innallahe hüvet-tevvâb-ür-rahiym yâ eyyühelleziyne âmenuttekullahe vo könû mâ'as-sâdıkıyn...

Et-Tövbe: 116 - 119 (Yemin ederim ki, Allahu teâlâ münafıklara gazadan geri kalmalarına izin vermesi yüzünden Resûlünü ve içlerinden bir kısmının kalpleri yanılmak üzere, o güçlük saatinde ona tâbi olan muhacirleri ve ensârı tövbeye muvaffak ve sonra da tövbelerini kabul ve af buyurdu. Zira, Allahu azim-üş-şân çok ra'uf ve çok rahiymdir. Gazadan geri kalan o üç kişinin de tövbelerini kabul ve affetti. Yeryüzü o kadar geniş iken onlara dar gelmişti. Kalpleri kederlerinden sıkıldıkça sıkılmıştı. Nihayet, Allahu tâlâ'nın gazabından kurtulmak için yine Allahu teâlâ'dan ve onun sonsuz af ve kereminden gayrı sığınılacak bir yer olmadığını iyice anlamışlardı da, bundan sonra Hak teâlâ eski hallerine dönsünler diye onları da tövbeye muvaffak buyurdu. Allah azze ve celle, tövbeleri kabul ve tövbe edenlere merhamet edicidir. Ey iyman edenler!.. Allahu teâlâ'dan ve onun rizasuna aykırı şeylerden sakının ve iymanlarında, ahitlerinde ve Hak dinde gerek niyyet ve gerekse söz veya fiil bakımından her hususta sadıklarla beraber olun.)

Bu kıssada akıl ve basiret sahipleri için büyük hisseler vardır. Insan, Allahu teâlâ'ya ve Resûl-ü müctebâ'ya yaklaştıkça vardığı mertebenin kıymet ve ehemmiyetini bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Bir hükümdarın kucağına verilen kundaktaki bir çocuk, o hükümdarın üzerini kirletse, gülerek çocuğu okşar. Fakat, aynı hatayı başveziri veya vezirlerinden birisi işleyecek olsa, onu hükümdarın hiddet ve şiddetinden kurtarmak biraz güç olur.

Nebiyyi ins-ü can aleyhi ve âlihi salâvatullah-ir-Rahman efendimiz, her ne kadar bütün insanların, cinnilerin ve bütün âlemlerin peygamberi ise de, ona ümmet olabilmek şeref ve imtiyazı her kula bahş ve ihsan buyurulmamıştır. Binaenaleyh, bu büyük şeref ve imtiyazın kıymet ve ehemmiyetini bilmeli, onun emirlerinden ve nehiylerinden dışarı çıkmamalı, her hal-ü kârda onun gösterdiği yoldan gitmeli ve ebedî saadet ve selâmete ermelidir. Emri nebeviyye muhalefet edenler, iki cihanda da helâk olmuşlar demektir. Netekim, bugün âlem-i islâmın düştüğü acayip haller, geri kalmışlığımızdan tutun da milyonlarca müslümanın boyunduruk altında esir milletler topluluğunda bulunmasına kadar acınacak durumlar, ancak ve yalnız sahib-i şeri'at efendimize muhabbetin azalması, sünnetine ve siyretine uymada gösterilen gevşeklik ve lâ'übalilik, dini hükümlerde uygulanan mürâ'ilik değil de nedir? Islâmiyyete en ziyade bağlı ve riayetkâr olduklarını ileri sürerek ilâhî emirleri yerine getirdiklerini zannedenlerden bir çoğu, sünneti seniyye-i Ahmediyyeden yalnız ferdi sünnetlere ittibâ eylemekte, içtimaî sünnetlerden hiçbirisini yerine getirmemektedirler. Ferdî veya içtimaî bütün sünnetlerin hepsi, müslüman fert ve cemaati kadar bütün insanlık âlemi için de örnek alınacak hayırlı, faydalı ve birbirinden güzeldir. Hepsini yerine getirmekte, dünya ve âhiret için ecr-i aziyın vardır. Bazılarının yerine getirildiği halde bazılarının terkedilmeleri veya savsaklanmaları, bu büyük ecirden mahrumiyyetle birlikte insan topluluklarına zararlar getirmektedir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.