İmdi, Hz. Ebu-Tâlib'e iyman ile göçmediği safsatasıyla hakarete yeltenenler, bu hareketlerinin doğrudan doğruya Resûl-ü zişânı incitmek olduğunu acaba fark edebiliyorlar mı? Hiç zannetmiyoruz! Çünkü, okuduğunu anlayamayan ve anladığını anlatamayan gafiller ve cahiller maalesef makam-ı Muhammed'i işgal ve o mübarek makamda din namına, Allah namına, Resûlüllah namına konuşur görünerek etrafa tafra saçarlarken, sözlerinin ucunun nerelere uzanacağını bir bilseler, bir daha o makamlara çıkmağa bile cür'et ve cesaret edemezlerdi. Bunlar, bizzat kendilerini cehenneme mahkûm ettiklerini dahi sezemiyorlar. Sen, makam-ı Muhammed'e çıkacaksın, orada Resûl-ü zişânın anasının, babasının, amcasının cehennemlik olduklarını ileri süreceksin, Resûl-ü müctebâ'yı inciteceksin ve sonra da yakanı ilâhi adaletten kurtaracaksın öyle mi? Saşarım senin aklına, şaşarım senin ilim ve irfanına, şaşarım senin iymanına!.. Behey cahil, bre zâlim! Sen, seni yetiştirip büyütenler, seni okutanlar acaba ömrünüz boyunca Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz uğrunda ne gibi bir fedakârlıkta bulunabildiniz? Daha, üç asır yaşasan, bu kafa ve bu akılla ne gibi bir hizmet ve fedakârlıkta bulunabilirsin? Acaba, senin amcan iyman üzere mi öldü? Hiç düşünür müsün, sen acaba iyman ile çene kapayabilecek misin? Elinde senedin mi var?
Senin gibi düşünen ve konuşanların çoğu, daha şimdiden kabir azabını, cehennemin tadını tadıyorlar, onlardan haberin var mı? İki cihan serverine bu gibi yersiz ve gereksiz sözlerle eziyyet etmeğe utanmıyor musun? Müslümanım, ümmet-i Muhammedenim diyene peygamberini incitecek, üzecek sözler söylemek, asılsız beyanlarda bulunmak yakışır mı? Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize iyman, bi'at ve itaat nasıl ki Allahu tealâ'ya iyman, bi'at ve itaat ise; ona isyan nasıl ki Rabbimize isyan olursa; iki cihan serverine ihanet ve eziyyet etmek de yine Allahu zül-celâl vel-kemal hazretlerine ihanet ve eziyyet demek olur. Resûl-ü zişâna ihanet ve eziyyet edenlerin yerleri ise mutlâk ve muhakkak cehennemdir. Bu ağır suçu işleyen kim olursa olsun, ister hoca, ister vâ'iz, ister şeyh, ister padişah veya kral, isterse paşa olsun, Allah, Resûlünü inciten ve üzen, onu gücendiren dünya ve âhirette kat'iyyen iflâh olmaz, sonu nedamet ve hüsrandır.
Resûl-ü zişânın mescidinde, Resûl-ü zişânın kürsüsünde, Resûl-ü zişânın makamında, Resûl-ü zişânın ümmetine karşı, Resûl-ü zişânı üzmeğe, incitmeğe, onun yakınlarını ve sevdiklerini yermeğe cür'et ve cesaret edenlere ihtar ediyoruz: Peygamber-i âlişanı seviyorsan onun sevdiklerini, hısım, akrabası- n1, anasını, babasını, amcasını, ashabını, ahbabını, ensarını, etba'ını da sevmekle mükellefsin. İçinden sevmek gelmiyorsa bile edepli ve terbiyeli olmağa mecbursun. Sen sevmeyebilirsin ama, cemaat arasında sevenler, gönül verenler vardır, hem sevgili pevgamberini hem de onu can ve gönülden sevenleri kırmağa, gücendirmeğe ne hakkın var? Bu hakkı sana kim verdi?
Bir mü minin kalbini kırmakla, Kâbe-i muazzamayı yıkmak arasında hiçbir fark olmadığını anlayabilecek kadar irfanın olsa, zaten böyle bir küstahlıkta bulunamazsın ama, sevgili peygamberini, onun sevdiklerini, onu sevenleri kıramazsın, incitemezsin. Unutma ki, onun dini sayesinde ekmek yiyor ve maaş alıvorsun, onun dini sayesinde iltifat görüyor, baş köşeye oturtuluyorsun, edep yahu edep!.. Sen, bu durumun ve bu tutumunla o büyük ceza gününde, mahşer yerinde huzur-u Resûlüllah'a ne yüzle çıkar ve hangi yüzle ondan şefaat bekleyebilirsin? Görüyorsun ki, dünya ve âhirette ona muhtaçsın, aklını başına al edepli ol, terbiyeli ol, adam ol...