— Selman, benim ehl-i beytimdendir, buyuran o Nebiyyi zişân Süheyl-i Rumi'nin de ehl-i beytinden olduğunu bildirdiğine göre, Resûl-ü müctebâ'ya âşık olanların Arap milletinden olmasalar dahi, ehl-i beyt-i Resûlüllah'tan sayıldıkları âşikârdır.
Bir diğer Hadis-i şerifte de şöyle buyurulmaktadır:
El-mer'ü mâ'a men ahabbe.
(Kişi, sevdiği ile beraberdir.)
Evet, seven sevilen iledir ve Resûl-ü zişânı sevenler de elbet ve elbet onunla beraberdirler.
Insaf ve iz'an ile düşünelim: KİŞİ SEVDIĞI ÎLE BERA- BERDIR Hadis-i şerifi muvacehesinde, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizi muhterem anne, baba ve amcasından fazla kim sevebilir? Kaldı ki, aleyhı-is-salâtü ves-selâm efendimizin amcası Ebu-Talib'i ne kadar jok sevdiği, âyet-i Kur'aniyye ile sabittir:
itir Ai iEüysir inneke lâ tehdiy men ahbebte ve lâkina lahe yehdiy men yeşâ..
El-Kasas: 56 (Sen, sevdiğini iymana hidayete ınuktedir değilsin. Allahu leâlâ, dilediğini iymana hidayet eder.)
Biraz daha açıklayalım: Habibim! Sen, sevdiklerine hidayet edemezsin ve lâkin senin sevdiklerinden ve dilediklerinden ben istediğime hidayet ederim, buyrulmaktadır. Bu âyet-i kerimenin Ebu-Tâlip hakkında nâzil olduğu rivayet edilmektedir. Böyle olunca, Habib-i edibinir anıcasını ne kadar çok sevdiğini, Allah azze ve celle Kur'an-ı azim ile ilân etmiş olmuyor Bilindiği gibi, âyet-i celilelerin tefsiri Hadis-i şeriflerdir.
KİŞİ SEVDIĞI ILE BERABER olunca, aleyh-is-salâtü ves-selâm efendimizin de, pek fazla sevdikleri sevgili amcası ile beraber olmaları lâzım gelir. Eğer, bazı cahil ve gafillerin iddia ettikleri gibi sevgili amcaları nârda ise, efendimizin de amcasıyla birlikte nârda bulunması gerekir ki, buna aslâ imkân ve ihtimal olamayacağı tabii ve âşikârdır. Zira, efendimizin nurunun nârı söndüreceği muhakkaktır. Hal ve hakikat böyle olunca, efendimizin sevgili ve muhterem amne ve babaları, sevgili ve muhterem amcaları, peygamber-i âlişinı sevenler ve onun sevdiklerinin hepsi başta sevgili amcaları Ebu-Tâlip olmak üzere kendileriyle beraber cennât-ı âliyattadırlar.
Bu hususta daha geniş ve etraflı bilgiler almak isteyenler den Arapçaya vâkıf olanlara ÜNS-ÜL-METÂLÎP Fİ NECAT-I EBI-TALIP adındaki risâleyi okumalarını tavsiye ederiz.
Hazreti Ebu-Tâlip, siyer ve tarih kitaplarının açıkladıkları ve o günden bu yana gelmiş geçmiş bir çok tanınmış ilim adamlarının ve tahkik ehlinin tetkik ve araştırmaları ile sabit olduğu üzere islâma o kadar büyük hizmet ve yardımlarda buunmuştur ki, irfan sahipleri onun islâma ve büyük islâm peygamberine müzaheretinin Allahu teâlâ indinde aslâ zayi olmayacağında müttefiktirler. Zira, zerre kadar hayrın ve zerre kadar şerrin indallah zayi olmayacağını Kur'an-ı hakimi ile beyan ve ilân buyuran Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerinin, Ebu-Tâlib'in Habib-i edibine ve din-i mübiynine olan hizmet ve müzaheretlerini karşılıksız bırakacağını sanmak ve ummak, adalet-i ilâhiyyeyi bilmemek demek olur. Islâma ve büyük islâm peygamberine sonuna kadar muhalefet eden ve hatta onunla döğüşen, nihayet Hz. Ömer radıyallahu anhın kılıcı korkusu ile iyman edenleri dahi cennetine koyarsa, Hz. Ebu-Tâlib'i mahrum bırakır mı sanıyorsunuz?
Şu hikâyeyi, dikkat ve insaf ile okumanızı rica ederim: