Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Sahabeden Sevban radıyallahu anh diyor ki: Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizle… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 510

Ve imiy le-gaffârün limen tâbe...

Tâ - Hâ: 8} Ve muhakkak ki, ben azim-üş-şân tövbe edeniere karşı bağışlayıcı ve yarlıgayıcıyım.

Evet, Allahu sübhanehu ve teâlâ hazretleri, tövbe edildiği takdirde işlenilen günah ve isyanları affedeceğini ve o kulunu mağfiret buyuracağını böylece bildirmektedir. Bunun içindir ki, Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de, Hadis-i şeriflerinde:

Et-Tâ'ihü min-ez-zenbi kemen la zenbe leh...

Envâr-Ül-Kulüb, Cit 1 - F: 33

(Günahına tövbe eden, o günahı hiç işlememiş gibi olur.)

buyurmuşlardır. Yeter ki, kul tövbesinde sadık ve samimî ve tövbe ettikten sonra da bir daha işlememeğe azimli ve sebatlı olsun.

Recep ayının her gecesinde bir münâdi şöyle seslenir:

— Bize tövbe eden yok mu, tövbesini kabul edeyim.. Onu, af ve magfiretimle şâd edeyim.. Benden isteyen yok mu, bütün istediklerini ve dilediklerini vereyim.. Benden cennetimi isteyen yok mu, onu cennet ve cemalimle şereflendireyim..

Hiç şüphe yok ki, bu nidayı ancak ve yalnız kendilerine tevfik-i ilâhî nasibolanlar işitebilirler. Bu nidaya, cennet ve cemalde nasibi bulunanlar icabet edebilirler.

Ey gaflet uykusunda pinekleyen gafil! Artık uyan, gafleti ve pineklemeği bırak, beline hizmet ve ibadet kemerini kuşan, ömrünün çoğu gitti, azı kaldı. Bu nidaya kulak ver, bu nidayı duymaya çalış…. Rizayı ilâhiyye er, cennete gir, cemali gör.. Saçına ve sakalına beyazlar düştü, sinirlerin gevşedi, kuvvet ve kudretin azaldı, buna mukabil isyan ve suçların çogaldı, hâlâ Rabbine tövbe etmeyecek misin? Hâlâ, ibadet ve tâ'ate gelmeyecek misin? Suçlarına ve isyanlarına tövbe etmeyenlerin pişman olacakları, ağlayıp inleyecekleri, başlarına vurup döğünecekleri vakitler yaklaşıyor. Karanlık kabirler, seni ve beni bekliyor. Duymuyor musun, işitmiyor musun, kabir ne diyor:

— Ben karanlıklar eviyim. Ben yalnızlıklar ve yalnızlar eviyim. Ben amel sandığıyım, yılan, çıyan yuvasıyım. u karanlık çukur, ya cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur olur. Burasını aydınlatmak sizin elinizdedir. Kabrin, nuru ve ışığı ibadettir. Burada, yalnız kalmak istemiyorsanız kendinize iyi arkadaşlar getiriniz. Burasının en iyi arkadaşları salih amellerdir. Nice padişahlar, o muhteşem saraylarından alınarak benim daracık dıvarlarım arasına yerleştirildiler. Nice kuş tüyü yastıkları yün veya pamuk kaba şilteleri begenmeyenler, atlas yorganlar altında nazik bedenleri incinenler, benim bağrımda kara topraklara bulandılar. Dünya ni'metlerini begenmeyenler, sofralarında türlü türlü nefis yiyecekler bulundurarak kendilerini besleyenler, şimdi burada yılanlara, çıyanlara, akreplere, kurtlara ve böceklere yem oldular. O besili vücutları, şimdi bu hayvancıklar kemiriyorlar. Doymayan gözlerini toprak doldurdu.

Haklı haksız herkese sıktıkları o inci dişler darmadağın oldu.

Hakka rükû ve secde etmeyen beller, toprak altında zilletle egrildi ve egildi. Dünyaya sıgmayanlar, şimdi bir iki metre kare tutmayan bir çukura sığıverdiler. Ey insanlar, hepiniz, evet istisnasız hepiniz bana geleceksiniz, benim kucağıma atılacaksınız, önünde sonunda sizi ben misafir edecegim. Bunları düşünerek kötü ve çirkin huylarınızı ve alışkanlıklarını- z1 bırakın, tövbe edin, hayırlı ve yararlı işler işleyin, hakka kulluk edin ki, ben de size cennet bahçelerinden bir bahçe olayım.

Ey benim kardeşim:

Duyabiliyor musun bunları? Anlayabiliyor musun mezarın söylediklerini? Hergün, dostlarından ve yakınlarından, akrabalarından, ahbap ve ihvânından birisini getirip ellerinle gömdüğün o çukurların, o karanlık ve yalnızlık evinin dilinden anlayabiliyor musun? Gözünde ibret ve basiret, başında akıl, fikir ve düşünme ni'meti yok mu? Birgün, bizleri de evlât ve yâlimizden, sevdiklerimizden ayıracaklar ve mahşerde buluşmak üzere mezar denilen o amel sandıgına kapatacakardır. Bütün malımız ve mülkümüz, kasamız ve kesemiz, rütbemiz ve makamımız elimizden alınacak, dünya hayatında biriktirdiğimiz altunların, gümüşlerin, paraların, liraların orada bize hiçbir faydası olmayacak, yanılıp da yanımızdan geçeceklerin birer Fâtihalarına muhtaç kalacağız. Şu kimselere el sürdürmediğimiz sinemizde unulmadık yaralar açılacak, göğüslerimiz dökülüp saçılacak, el, ayak, gövde, bacak, kafa, kol, karın, sırt birbirlerinden ayrılacak, bir sivri sinegin, bir tahta kurusu veya pirenin ısırmasına tahammül edemeyen nazik bedenimize yılanlar ve çıyanlar doluşacak.. O azap ve iztiraba nasıl katlanacagız, nasıl dayanacağız? Bir kıbrit alevine tutamadıgımız parmağımızın ucundan başlayarak bütün cesedimizi kaplayacak cehennem ateşine nasıl tahammül edeceğiz?

Insaf ile düşünelim ve itiraf edelim: Dünya hayatında, Rabbimize sayısız isyanlarda bulunduk. O, bizi kahır ve helâk etmedi. Ona karşı çeşitli günahlar işledik, rızkımızı kesip aç bırakmadı. Mühlet verdi, imhâl etti ama ihmal etmeyecektir.

Binaenaleyh, tovbeye gelelim, hak yoluna dönelim, hakkı ve hakikati görelim. Rabbimiz bizleri tövbeye çağırıyor, zât-1 ülûhiyyetine karşı işlediğimiz suçlardan ötürü affına ve mağfiretine dâvet ediyor, ihsan ve inayetine talip olmamızı emrediyor. Hatırı sayılır birisinin düğünü veya cenazesi olsa, ne olur ne olmaz der, işimizi gücümüzü bırakıp onun davetine

koşarız. O hatırı sayılır kimse, dünyada senin belli bir kaç müşkılini ya halleder, ya etmez. Oysa, Allah Teâlâ ve tekaddes hazretlerine her an, her netes muhtacız. Hem, bu ihtıyaçlarımız yalnız dünya hayatında degil, âhirette, kıyamette, mahserde, hesapta, mizanda, sıratta eksilmeden devam edecektir. Rabbimizi seversek, o da bizi sever. Ona karşı âsi olduğumuz takdirde, yine bizden vazgeçmez, aman dilersek affeder. O kerem sahibidir, o bağışlayıcıdır, o affedicidir, o ihsan sahibidir, o Rahman ve Rahiym'dir: Kullarının âsilerini bile affeder, ayıplarını setreder. Salihlerin derecelerini yükseltir:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.