Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Sahabeden Sevban radıyallahu anh diyor ki: Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizle… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 510

Sahabeden Sevban radıyallahu anh diyor ki:

Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizle bir yere gidiyorduk. Yolumuz üzerinde bir mezarlığa rastladık. Resûl-ü zişân, orada o kadar ağladılar ki, mübarek gözyaşları ile âdeta sakalları ıslandı. Ben:

— Anam babam sana feda olsun yâ Resûlallah! dedim.

Acaba, vahiy mi nâzil oldu ki, onun şiddet ve dehşetinden ağlıyorsunuz?

Efendimiz, saadetle cevap verdiler:

— Hayır yâ Sevban! Bu mezarlıkta yatan ve kabir azabına giriftâr olanlar için ağlıyorum ve onların azaplarının kaldırılması için Rabbime tazarrû ve niyazda bulunuyorum.

Allahu azim-üş-şâna hamd-ü senâ olsun ki, dualarım müstecap oldu ve onlar kabir azabından kurtuldu. Yâ Sevban! Bu mezarlarda yatanlar, eger hal-i hayat ve sıhhatlerinde Recep ayında bir gün oruç tutmuş ve bir gece âlemlerin Rabbine ibadet etmiş olsalardı, bu kabir azabını aslâ görmezlerdi, buvurdular. Ben, kendilerine:

— Yâ Resûlallah! Demek, Recep ayında bir gün oruç tutmak ve bir gece Allahu teâlâ'ya ibadet etmekle kabir azabından kurtulmak mümkün oluyor, deyince efendimiz şöyle buyurdular:

— Yâ Sevban! Nefsim, yed-i kudretinde bulunan Allahu azim-üş-şân hakkiyçün ki beni alemlere rahmet olmak üzere göndermiştir. Her kim, recep ayında bir gün oruç tutar ve gecesini de ibadetle geçirirse, Allah azze ve celle o kimseyi kabir azabından emin eder ve o kimsenin hayır defterine bin yıl gündüzleri oruç tutmuş ve geceleri ibadet etmiş gibi ecir ve sevap yazar.

Gaflet etmeyelim aziz kardeşlerim, ömür sermayesini yele vermeyelim sevgili Hak yoldaşlarım! Bazı kimselere rastlıyoruz ki: (Efendim, biz recep ayında bir gün oruç tuttuk ve gecesini de ibadet ve tâ'atle ihyâ eyledik, bu kadarı bize yeter..) diyorlar. Böyle düşünenlere hatırlatmak isterim ki, fâni yani gelip geçici, birgün elden çıkıcı ve başkalarına kalıcı iken dünya kazançları için hiç de böyle düşünmüyor ve böyle söylemiyoruz. Tam tersine, daha fazla kazanmak, daha ziyade mal ve para toplamak için gecemizi gündüzümüze katıyor, çalışıp çabalıyoruz. Evet, dünya kazancı da şarttır ve lâzımdır, ama baki degildir. Oysa, âhiret kazançları bâki ve ebedîdir. Şu halde, neden daha fazlasına talip olmuyor ve pek az bir miktarıyla yetiniyoruz? Unutmamalıdır ki, nafile ibadetler, kulu Allahu azim-üş-şâna yaklaştırır.

saibeti El, Vâ'büd Rabbeke hattâ ye'liyekel-yakin...

El-Hıcr: 99 Sana yakın olan ölüm gelinceye kadar, Rabbine ibadet et..

ilâhî hükmünden de gaflet etmemelidir. Yine unutulmamalıdır ki, bizler Rabbimize her hal-ü kârda muhtacız. Ölünceye kadar onu sevmek, ona seve seve ibadet ve tâ'atte bulunmak kulluğumuzun icabıdır. Her zaman ve her vesile ile tekrarladığımız gibi, Allahu teâlâ'ya kul olanlar ise, iki cihana sultan olurlar. Akıl sahipleri ve kendilerine düşünme, düşünebilme ni'meti bahş ve ihsan buyurulanlar için bunun böyle oldugu âşikârdır. Bir başka gerçek daha vardır ki, bunu özellikle gözönünde bulundurmamız gerekir:

— Ibadet ve tâ'atlerimizin şayanı kabul olup olmadığı ne malûm? Evet, oruç tuttuk ve namaz kıldık ama, Allahu teâlâ katında makbul olup olmadıgını bilebilir miyiz?

Şu halde, kullukta daim olmamız gerekir. Şayanı kabul olsa da, olmasa da birgün yaptıklarımız kaybolmaz ve onümüze çıkarılıverir. Kula, kulluk gerekir. Ibadet ve tâ'ate devam edelim ve bundan hiç yılmayalım ve bıkmayalım. Hiç hatırdan çıkarmayalım ki, Rabbimize seksen yıl ibadet edebilsek, gündüzleri oruç tutsak ve geceleri sabahlara kadar namaz kılsak, yine de Allahu tâlâ'nın bizlere bahş ve ihsan buyurduğu bir ni'metin şükrünü hakkıyle eda etmiş olamayız.

Bunu, böylece bilmeli ve bellemelidir. Insanoglu, kabil olsa da dogduğu günden ölecegi güne kadar başını secdeden kaldırmasa, başının üzerindeki uzuvlarının hakkını ödemiş olabilir mi sanıyorsunuz? Yine bir insan, doğduğu günden ölecegi güne kadar oruç tutsa, bedenindeki uzuvlarının hakkını ödeyebilir mi? Demek oluyor ki, 50 - 60 yıl ibadet etmemiz son nefeste bir kez LÂ ILÂHE îLLALLAH diyebilmek, iyman ile âhirete göçebilmek içindir. Zira, son sözü kelime-i tevhid olan mutlâka cennete dahil olur. Yaptığımız ibadetlerin şayanı kabul olup olmadığını bilemeyişimiz dahi, ibadet ve tâ'ate devam etmemizi saglamak için Rabbimizin bahş ve ihsan buyurduğu bir yüce ni'mettir. Zira, kesin olarak kabul buyurulduğunu bilmemiz halinde —Allah korusun— böyle bir bilinç ve güvenç, bizleri ibadetten alıkoymaz mıydı?

Onun için, ibadet ve tâ'atten aslâ geri durmayalım. Recep ayında hak tarlasına ibadet tohumlarını ekelim, şaban ayında onu göz yaşlarımızla sulayalım ve ramazan ayında da amellerimiz meyve vermege başlayacağından onları derelim.

Böyle yaparsak, ibadetin hazzına ve şu'uruna varırız. Eğer, ibadetin tadını almaktan nasibimiz varsa, kullar için Allahu teâlâ'ya kulluk ve ibadet etmekten daha tatlı, dahit lezzetli, daha zevkli bir şey düşünülemez. Allahu sübhanehu ve teâlâ, hepimize bu tadı tattırsın ve bu zevk ve lezzetten bizleri de hissedar eylesin (Amin yâ Mu'in..)

Ey Hakkın rizasına talip olan âşıklar ve sadıklar:

Recep ayının bir ismi de TÖVBE AYI'dır demiştik. Bu mübarek ayda günah ve isyanlara tövbe etmek, kötü ve çirkin alışkanlıkları terkeylemek ve onlardan tamamiyle kurtulmak mümkün olur. Tövbelerinde sebat edemeyen kişiler için dahi, Allahu teâlâ bu mübarek Receb-i şerif hürmetine azim ve sebat ihsan buyurur ve tövbeleri kabule mazhar olarak onları o çirkin ve kötü huylarından ve alışkanlıklarından kurtarır. Tecrübe ile sabittir ki, Recep ayında edilen tövbeler kabul buyurulnuş ve pek kısa bir zaman içinde tesirini göstermiştir.

Öyle bir kimse düşününüz ki, bir başka kimseye karşı herhangi bir küstahlıkta bulunmuş ve ona karşı büyük bir kabahat işlemiştir. Fakat, sonradan yaptığına pişman olmuş ve o kabahati işledigi kimsenin kapısına gitmiş, ona özürler dilemiş ve hatta ellerine ve ayaklarına kapanarak ve gözyaşları dökerek, suçunun bağışlanması ve kendisinin affolunma- s1 için yalvarıp yakarmıştır. Elbet ve elbet, o kapısına vardığı zat, kendi cinsinden olduğu halde özürler dileyerek, gerçekten pişman olduğunu belli ederek bağışlanmasını ve affolunmasını dileyeni reddedemez ve onu mutlâka bağışlar ve affeder değil mi?

Recep ayı, âlemlerin rabbinin ayıdır. Bir kimse, Rabbine karşı işledigi isyan ve suçlarına pişman olarak ona secde eylese, affını ve magfiretini dilese, bir daha böyle bir suç ve günah işlemeyecegine söz vererek tövbe etse, aslâ şüphe yoktur ki, Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri de onun tövbesini kabul ve kendisini af ve mağfiret buyurur. Zira, affetmemek Allahu teâlâ'nın şânından değildir. Kaldı ki, Kur'an-ı azim-ül-bürhanda GAFFAR yani bağışlayıcı olduğunu açıkça beyan ve ilân buyurmaktadır:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.