Abbasi halifelerinden Harun-er-Reşid, ulu bir sultan, şarka ve garba sahib-i ferman idi. O da öldü, sen de, ben de ölecegiz. Harun-er-Reşid'in, bazı icraatından insanların yalanyanlış bildiklerini tarihler kaydetmiştir. Hakikatini de defter-i â'malinde yazılı bulunduğu halde, hesap vermek için boynunda asılmış vaziyette beklemektedir.
Tarih okumalı, hata ve savaba düşenlerin hallerinden anlamalıdır. Onlardan ibret almalıdır ve insan olan bunlara bakarak kendisini islâha çalışmalıdır. Tarihlerde okuyup geçtiklerimiz,istikbalde bizim de başımıza gelebilir. Yoksa, başkalarının kusurlarını, hata ve noksanlarını görüp okuduğu halde, kendi eksikliklerini düzeltemeyen zavallılardan olmak hüner degildir. Başkalarının kusurlarını ayıplayan, herşeyden
önce o kusurun kendisinde de bulunup bulunmadıgını araştırsa ve varsa tashih etse, daha hayırlı ve isabetli hareket etmiş olur. Tarihte gelip geçmiş bütün büyüklerimizi rahmet ve hayır ile anmak insanlık ve Müslümanlık geregidir. Zira, iyisi de, kötüsü de bizim için birer ibret levhasıdır. Iyilerinin halleriyle hallenmek ve kötülerin âkibetlerinden ders almak lâzımdır.
Evet, gelelim hikâyemize:
Harun-er-Reşid, günlerden bir gün büyük islâm sofilerinden ve ekâbir-i Evliyâ'ullah'tan Şakik-i Belhi'yi sarayına davee eder ve ona:
— Ey ârif-i billâh! Bana nasihat eyle ki, hareketlerimi ona uydurayım, dünya ve ukbâda saadet ve selâmete ereyim, diye niyazda bulunur.
Koca bir hükümdarın, bu şekilde nasihat istemesini yadırgayanlar bulunabilir. Kendilerine hemen haber verelim ki, atalarımız, Allahu teâlâ'ya yakin bildikleri zevat ile daima sohbet eder, onlardan ögüt alır ve aydınlanır, dünya ve ahiretlerini mâ'mur ederlerdi. Şakik-i Belhi kuddise sırruh, kendisine cevap verir:
— Ey halife-i Resûl-ü Rabbil-âlemiyn! Ej, peygamberin amcası oglu, beni iyi dinle.. Allahu teâlâ, sana sonsuz lûtuf ve ihsanlarda bulunmuştur. Bunların birincisi, kılıcın mesâbesinde olan ordundur. Ikincisi, devletinin iç nizamını sağlayan ve kamçın mesâbesinde olan zabıta kuvvetlerindir. Üçüncüsü de, hazine-i maliyendir. Sana emanet olarak verilen bu üç kuvvetten, kılıcın olan ordularını, din ve vatan düşmanlarına karşı, kamçın olan zabıta kuvvetlerini, ülke içindeki ırz, namus, mal ve can düşmanları olan zalimlere karşı kullanır, hazineni ve maliyeni de halkın yararlanması için yollar, köprüler, cami ve mescitler, mektep ve medreseler, imaretler, hastahaneler inşası gibi faydalı işlere sarfeder, ordularının iaşe ve levazımını yerli yerince temin eder, fakirleri ve yoksulları kollar, onların ırz ve namuslarını korursan, Allahu azim-üş-şânın bir sarayı vardır ki, ona CENNET derler. Önde sen ve arkanda milletin oldugu halde o saraya dahil olursunuz, mülkün CENNET, ahiretin de CENNET olur. Eger, kılıcın demek olan ordunu kendi milletine ve din kardeşlerine, kamçın olan zabıta kuvvetlerini zulmüne âlet ederek mazlümlara karşı kullanacak olursan, maliye ve hazineni de keyfine ve şehvetine sarfedersen, önde sen ve arkanda milletin olduğu halde Allahu teâlâ'nın bir hapishanesi vardır ki, adına CEHENNEM derler,
oraya dahil olursun, hem hükmün altındaki ülke, hem dünyan, hem de âhiretin cehennem olur.
Harun-er-Reşid, bu sözleri duyunca ağlamağa başladı. Şakik-i Belhi hazretlerinin öğütlerini aynen ve harfiyyen tatbik ederek dünya ve âhiretini mâ'mur eyledi.
Azizim:
Servet, mal, mülk engin bir denize; insanın vücudu da bir gemiye benzer. Geminin dibi delik olmaz ve su almazsa, elbette gideceği yere emniyet ve selâmetle vasıl olur. Dibi delik olan gemi ise, su alır ve gidecegi yere ulaşmadan batar ve gider. Onun için, malına ve parana muhabbet ederek Allahu teâlâ'yı unutur, mal ve para sevgisini kalbine doldurursan, o mal senin için fitne olur, dibi delik gemi gibi batar ve gider, sen de mahvolursun. Bunun zıddı olarak, mala ve paraya muhabbet etmez, malını ve paranı Allah ve peygamber yoluna sarfedersen, elbette ve elbette varacağın yere selâmetle vasıl olur, menzil-i maksuduna erişirsin. Menzil-i maksudumuz nedir dersen, hak rizasıdır, cemal-i la yezaldir, rıdvandır. Allah Teâlâ, cumlemızı, Habib-l edibi hurmetine menzıl-1 maksuduna erenlerden, dünya hayatında iken cennete girenlerden ve cemal'i görenlerden eylesin.
Ahiret suallerini, Habib-i edib-i Hüdâ efendimiz haber verdi. Bu suallerin cevaplarını Allahu teâlâ'ya vermeye hazır olalım, son pişmanlık fayda vermez, şimdiden hazırlıklı bulunalım, hesaba çekilmeden kendimizi hesaba çekelim, katı kalpii ve merhametsiz olmayalım, Allah azze ve celle katı kalpli olanlara azap edecektir. Mü'mine lâyık olan yumuşak kalpli, yumuşak başlı, tatlı dilli, güler yüzlü olmaktır.
uy delıkanlı Şehvete ve paraya tapma, Allahu azim-üş-şâna ibadet et, Rabbine, peygamberine, Kur'anina, iymanına, islâmına, bütün insanlıga hizmette bulun, haksever ol, doğrudan, doğruluktan ve dogru yoldan ayrılma..
Olma isyana cer-i kuvvet ile fil gibi, Düşman-ı Hakka hücun eyle Ebâbil gibi..
Ey saçı ve sakalı ağaran, sinirleri gevşeyen ihtiyar!
Senin bu halinle işledigin günah ve isyanlardan dolayı, Allahu teâlâ sana bu halinle azap etmekten haya ediyor da, sen saçına sakalına bakmadan günahlarına devam etmege utan- Envâr-Ül-Kulûb, Cilt I - F: 32
mıyor musun? Erkekligin kalmamış, iligin kemigin boşalmış, hâlâ nefsin arzularına uyuyor ve şeytana tâbi oluyorsun. Bu çelimsiz gövdenle ateşe dayanamazsın, ama ihtiyar olman seni cehennemden de kurtarmaz. Aklını başına al, âhiretin için son bir gayret göster, yaptıklarına pişman ol, tövbe et, Rabbinden affını ve magfiretini niyaz eyle:
Ey ârif-i sırri nefes, Bu dünyadan sen meyli kes..
Ey avukat!
Para ve dünya için âhiretini yıkma, zalimlere yardımcı olma, mazlûmu ve mağduru hukuk oyunlarıyla, yalancı şahitlerle haksız çıkarma, dünya hâkimlerini sahte belgelerle, yalanla dolanla aldatabilirsin ama, âhiret gününün sahibini, o günün mutlâk hâkimini kandıramazsın:
Umumu müstefid etmez hususun hakkını iptal, Sakın bir ferdi ezme, gayret-i efrad lâzımsa..
Ey hâkim!
Işgal ettiğin makamda, hakkı temsil etmektesin, hak ve adaletten ayrılarak Cebbar olan Allahu azim-üş-şânın gazabını üzerine çekme.. Birgün, sen de o hakim-i mutlâkın huzurunda elpençe divan duracak ve hesap vereceksin, bunu aslâ unutma!
Olma magrur o kadar sami'a-vü bâsirana, Olur onlar da nice sehv-ü hataya mazhar, Iki hâsiyyet eder bâtıl-u hakkı temyiz, Biri tetkik-i haberdir, biri tâ'mik-i nazar..
Ey tüccarlar, esnaflar, alanlar, satanlar!
Haksız kazançlar, meşrû olmayan kârlar peşinde koşmayın, ihtikâr yapmayın, ölçek ve terazi ile kimseyi aldatmayın, bir gün gelecek ki bir gramın, bir santimin ve bir kuruşun hesabı sorulacak ve hak yerini bulacaktır.