Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Ustad-1 muhteremim ve mürşid-i mükerremim olan zatın peder-i âlileri (Allahu teâlâ, onların ruhlarını… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 483

Ustad-1 muhteremim ve mürşid-i mükerremim olan zatın peder-i âlileri (Allahu teâlâ, onların ruhlarını takdis buyursun.) bir toplantıda sohbet ederlerken, o devrin saray hekimlerinden yüksek rütbeli bir zat şöyle bir mütalâa ileri sürer:

— Efendim, günümüzde tıp ilmi hayli ilerlemiş ve bir çok illetlere çare bulmuştur. Binaenaleyh, çagımızda hastalara okumakla degil, tıp ilmiyle devâ aramak gerekir. Artık, okunmaga gelenleri doktora göndermelidir, der.

Bu fikrini açıklarken de okuyanı ve okutanı istihfaf eden bir tavır takınır. Oysa, her hasta okunmaz ve çoğu zaman tıbbın el çektiği hastalar okunur. Sonra, ârifler bilirler ki, mide ülseri, mesâne veya akciğer kanseri gibi hastalıklarla, kopan kol veya parmak, kırılan el ve ayak okumakla, nefes etmekle tedavi edilemez. Okumak ve okunmak daha ziyade ruh hastalarına, gönül sıkıntılarına, iç darlığına müptelâ olanlara şifa verir.

Kendisine cevap veren bulunmadığını gören hekim, işi azıtır ve ileri geri konuşarak mâ'neviyyat ve mukaddesata dil uzatmaya kadar varır ve işte o zaman bu haddini bilmez zata haddini bildirmek vâcip olduğundan, efendi kendisini yukarıdan aşağı süzer ve:

- Doktor bey! der, kalıp kıyafetine bakılınca, insan gibi görünüyorsun ama, o pek ögündügün tahsilin ve ilmin seni adam edememiş. Haddini bil ve aklının ermedigi mese'lelerde fikir beyanına kalkışma be eşşek herif!

Ortalığı birden derin bir sessizlik kaplar. O yüksek rütbeli hekimin rengi sararır, morarır, eli ve ayağı titremeğe başlar. Bu hakarete mukabele etmeğe cür'et edemez, zira karşısında yaşlı ve nurlu bir zat-ı şerif vardır. Ama, bunu yutmağa da haysiyeti elvermez ve ne yapması gerektigini tasarlarken, fendi gayet tatlı ve yumuşak bir sesle:

— Ne oldu doktor bey oglum? diye sorar. Renginiz sarardı, elleriniz ve ayaklarınız titremege başladı, renkten renge girdiniz..

Doktor, birden boşanır:

— Nasıl titremesin? der. Durup dururken bana hakaret ettiniz.

Efendi, temin eder:

— Estagtirullah evlât, der. Hakaret içın degil, seni uyarmak ve ne kadar yanlış düşündüğünü sana ispatlamak için kasden öyle konuştum. Sen, bir doktorsun ve ilim adamısın.

Bak, ben sana ne hap yutturdum, ne iğne yaptım, ne de sinirlerini bozacak bir ilâç verdim. Sana söyledigim insan sözü idi ve bu kadar tesir etti, elin ayağın titredi, rengin degişti, hal den hale girdin. Insan kelâmı, bir insanı bu hale getirirse, Allah kelâmının tesiri olmaz mı dersin? Meğer ki, Allah kelâmını söyleyecek temiz bir agız olsun, bilmem anlatabildim mi?

Doktor, hatasını anlar ve pişman olur. Efendinin ellerini öperek affını niyaz eder, kucaklaşıp anlaşırlar.

Evet, bir insan sözü başka bir insanı bu kadar etkilerse, Allah kelâmı tesir eder mi, etmez mi, bunu da sizler düşününüz. Biz gelelim Şeyh Adli efendinin kıssasına:

Evet, Sultan Ahmed Han'ın kızı bir nefeste iyi olur ama, bu arada iç hazinedar kalfa da şeyh Adli efensiyi görür görmez ona âşık olur. Eh, gönül bu ya!.. Olur mu olur, aşk memduhtur, güzeldir ama, hayvanî olmamalıdır. Aşksız gönül, şeytan evidir.

Ey gönül! Geç gayrıdan, aşka eyle iktidâ;

Leylâ'yı sevmeden, Mevlâ bulunmaz..

Mevlâyı sever ve Leylâye bulur. Mevla'sız Leylâyı sevenle ise, belâyı bulur.

Bütün madde ve mahlûkat, çift yaratılmıştır:

Sübhanellezi halâk-el-ezvâce killehâ...

Yâ-sin: 34 (Noksan sıfatlardan münezzeh ve kemal sıfatlarıyla muttasıf bulunan Allahu zül-celâl vel-kemal, herşeyi çitt olarali yaratmıştır.)

Vücut ve ruh bakımlarından tek olarak yaratılan, herşeyi ekmel ve mükemmel, mebde-i kâ'inat, müntehâ-i âlem-i meycudat, hâtem-ül-Enbiyâ, Melce-i fukara, sahib-i mi'râc, sahib-i mû'cizat, malik-i Kur'an, sahib-i burhanı vel-ihsan, olan Resül-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân efendimiz hazretleridir. O, yek ve tek yaratılmıştır. Bu âlem, bir benzerini ne görmüştür, ne de görecektir. Esrar-1 Muhammediyye'- ye eren, kendi çapında erdi. Hakikat-ı Muhammediyye'yi gören, kendi çapında gördü. Cinsiyyette âdem ve hılkıyyette sebeb-i hilkat-i Adem'dir, sebeb-i hilkat-i âlemdir. O, mücrimlere şâfi, mü'minlere kâfi ve âşıklara vâfidir. Hüviyette hak, didar-1 mutlâktır. Siyreti hak, sureti hak, gönül beyti hak ve sadri arş-istevâ'dır. Bir misli, bir benzeri yaratılmamıştır, yaatılmayacaktır.

Evet, bütün madde ve mâna âlemi birbirine âşıktır. Kâ'inat, aşk ile kurulmuş ve aşk yüzünden akan gözyaşlarıyla yugurulmuştur. Bunun böyle oldugu erbabına malûm ve ehl-i basirete ayandır.

Yandım kül oldum, düşeli aşka...

Dosta kul oldum, düşeli aşka...

Yârimi bildim, arayıp buldum, Bilmem ne oldum, düşeli aşka...

Sem'a uyandı, âşıklar yandı, Nura boyandı, düşeli aşka...

Başımı verdim, vasina erdim, Didârı gördüm, düşeli aşka..

Başım kurbandır, sinem uyandır, Ciğer püryandır, düşeli aşka...

Verdim ben canı, akıttım kanı, Buldum cananı, düşeli aşka...

Özüm uyardım, huzura vardım, Yaramı sardım, düşeli aşka...

Pervane misal, hembezm-i visâl, Geçti sinnü-sâl, düşeli aşka...

Edem'in ahdı, terketti tahtı, Değişti bahtı, düşeli aşka...

Mansur'un dârı, aşk oldu kârı, Yok etti varı, düşeli aşka...

Aşkın esiri, yoktur iksiri, Neyler mesiri, düşeli aşka..

AŞKİ yol buldu, yine kul oldu, Yâr ile doldu, düşeli aşka..

Sözü galiba uzattık, Şeyh Adli efendinin hikâyesine devam edelim:

Iç hazınedar kalta, şeyh Adlı etendının aşkıyla sararıp solmaga, yanan yurecıgıne hergun bıraz daha aşk ateşı dolmağa devam ededursun, mes'ele Sultan Ahmed Han'a duyurulur. Padişah, şeyh yüzü görmüş ve mürşit eli tutmuş bir insandır. Halden anlar, hele aşk hâletini iyi bilir bir zat-1 şeriftir.

Sözü buraya getirmişken, bir Hadis-i şerifi nakletmeden geçemeyecegim. Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri: (Bir kimse, aşk illetine düçar olsa ve fakat bu sırrını saklayarak bu dertten ölürse, şehit olarak âhirete intikal eder.) buyurmuşlardır. Islâm dini, sevgi ve aşk dinidir.

Sevmek ve sevilmek, cidden ve hakikaten ne kadar güzeldir.

Allah Teâlâ ve Resül-ü müctebâ da güzeldirler. Kur'an ve islâm da güzeldirler. Allahu azim-üş-şân, güzeldir ve güzeli sever. Hemen ilâve edelim ki, hayvanî aşkın dinimizde ve dersimizde yeri yoktur.

Evet, Sultan Ahmed Han, Şeyh Adli efendiye haber salar ve kendisini saraya dâvet eder. Şeyh efendi saraya teşrif eder. Padişah, hal hatır sorduktan ve bir süre sohbet ettikten sonra, asıl mes'eleye temas etmeden sorar:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.