Insanın şeref ve izzeti, gerçek kadr-ü kıymeti ancak ve yalnız Allahu tealâ'ya sadakat ve samimiyetle iymanı sayesinde hasıl olan MA'RIFETULLAH ve yine bu sayede kazanacağı RIZA'ULLAH (Allah rızası) iledir. Mal ve para çokluğu, güzellik, yakışıklılık ile degildir.
Ne var ki, HUMEZD ve LUMEZE sıfatlarıyla sitatlanan bu zavallilar, insan suretindeki bu hayvanlar bankalara, kasalara, keselere, çömleklere doldurdukları altun, gümüşle şeref ve haysiyet sahibi olabilecekleri vehmine kapılırlar ve gizli gizli oturup durmadan, yorulmadan paracıklarını sayar dururlar. Bunlara göre, herşeyi para ile satın almak, her dilediğine para karşılığı sahip olmak mümkündür. Bilmezler ve düşünmezler ki, asıl şeref ve haysiyet Allahu tealâ'ya kullukta, alçak gönüllülükte, eli açıklıkta, ilimde, hilmde, tekvâda, insanlıga ve insanlara hayırlı ve yararlı olmaktadır.
Onlar bilmez ve düşünmezler ki, şeref ve fazilet, izzet ve haysiyet yalnız para ve malla olsaydı, hazinelerinin anahtarlarını kırk deve taşıyan Karun, yere batmazdı. Fira'un lânetle, Şeddâd ve Nemrud nefret le anılmazdı.
Dehrin ne sefa var acep sim-ü zerinde, İnsan bırakır hepsini hıyn-i seferinde..
Eğer, herşey mal ve mülkle olsaydı, Hz. Isa aleyhisselâm göge çıkamazdı. Zira, dünya malı olarak hiçbir şeye malik değildi.
Görülüyor ki, Hz. Isa aleyhisselâmın dünya malı olarak hiçbir şeye malik olmaması, yani fakirliği onun semaya urûcuna ve Karun'un da malının ve parasının çokluğu, yani zenginligi onun yerin dibine batmasına engel olamadı.
Ne var ki, insan suretinde görünen bu gibi mahlûkatın akıl ve idrakleri de kıt ve kısır olduğundan, hatta ekseriya hiç bulunmadığından, gözleri projektör gibi etrafı tarar ve herkeste bir ayıp ararlar. Herkeste bir kusur ve noksan bulurlar. Oysa, kendileri gırtlaklarına kadar ayıplar deryasına batmışlardır, kusur ve noksan, isyan ve nisyan bataklıklarına dalmışlardır. Günah ve mâ'siyyet hamuleleri o kadar azim ve cesimdir ki, bu ağır yük altında beli bükülmekte, dizleri titremektedir. Ama, yine de başkalarına bakarlar ve bir türlü kendilerini göremezler. Zira, görevi görmek olduğu halde, göz bile kendisini göremez. Bu gerçegi bilseler, kendilerinin bin bir günahına karşılık, başkalarının bir günahını görmekten vazgeçerlerdi. Öyle ya, bir insan karşısındakinin olsa olsa bir veya birkaç, haydi bilemediniz beş on kusurunu ve noksanını görebilir.
Halbuki, kendisinin bütün kötülüklerine vakıftır.
Özellikle, senin ve benim ayıp, kusur ve noksan gibi gördügümüz şeyler aslında ayıp, kusur veya noksan da olmayabilir. Insan yanılmaz mı? Bu takdirde, karşımızdakine nisbet ettiğimiz ayıp, kusur veya noksan bize râci olur ve üstelik iftiracı durumuna da düşeriz. Meselâ, bir komşunu o güne kadar yanında görmedigin bir hanımla gördügünü farzedelim. Bunu hemen kötüye yorar ve etrafa dostu olduğunu yayarsan, hem büyük bir günaha girmiş hem de o komşuna iftira etmiş olursun. Zira, olabilir ki beraberinde gördüğün hanım, taşrada evlenmiş ve yerleşmiş öz kızkardeşidir ve ağabeyisini ziyarete gelmiştir. Bu misalleri daha da çoğaltmak mümkündür. Sözün kısası, bu gibi çirkin hal ve davranışlardan son derece sakınmak gerektir. Bir mü'min kardeşine iftira etmek hacalet ve rezaletiyle Hakkın huzuruna nasıl varacığımızı iyi düşünmek lâzımdır. Başkalarında ayıpladığın bir hareket, eğer sende de varsa, bir körün diğer bir körü ayıplaması gibi bir çelişkiye düşmüş olmaz mısın?
Hani, bir hikâye vardır. Biraz kabacadır ama, oldukça ibret vericidir. Koyunlarla keçiler, bir su kenarında otluyorlarmış. Bir ara, koyunlar suyun öteki tarafına geçmek istemişler ve biraz geri geri giderek sıçramışlar. Bu sıçrayış sırasında da kuyrukları kalkmış ve edep yerleri görünmüş. Bunları seyreden keçiler de kahkahayı basmışlar:
— Aman ne ayıp! Koyunların.......ları açıldı, diye onları ayıplamış ve kınamışlar. Oysa herkesin bildigi gibi keçilerin kuyrukları daima dik durur ve edep yerleri de her zaman görünür.
Evet, keçiler gibi olmayalım. Kendi ayıplarımız meydanda iken, başkalarının kırk yılda bir meydana çıkan ayıpları ile uğraşmayalım. Kâmil insan, kendi ayıbını bilen ve başkalarının ayıplarını görmeyendir, gördüğü ayıbı da elinden geldigi kadar örtendir. Binaenaleyh; dedi-kodudan, gammazlıktan, kötü sözlerden, kötü düşüncelerden, şunu bunu çekiştirmekten, rastgele herkesi kınamaktan, uluorta herkesle alay etmekten, başkalarını hor hakir görmekten, dudak bükmekten, kaş göz egmekten, elinle ve dilinle insanlara zarar vermekten vazgeçelim, bu kötü huylardan biri veya bir kaçı bizde varsa tövbe edelim, kalbimizi ve kalıbımızı bütün kötülüklerden, pisliklerden, insana ve hele Müslümanlara asla yakışmıyan bütün fiil ve hareketlerden arındıralım ve paklayalım.
Akınaga meyledip su gibi akma, Geçtigin yerlerde çamur bırakma, Altundan olsa da zillet halkası, Köpek gibi onu boynuna takma...
Malı, mülkü, parayı, altunu, gümüşü istif edip, gizli gizli onları sayan, zenginliğine ve parasına güvenerek, bu eğreti ve emanet dünya malına böbürlenerek insanları eliyle ve diliyle inciten herkesi çekiştiren, birisinde bir kusur, hata veya ayıp gorunce, kendı hata, kusur ve ayıplarını unutarak onu herkesin önünde açıklayan, insanların şeref ve haysiyetlerı ile oynayan, hasmından öç almak için onu toplum içinde utan.
dıran ve bütün bunları yaparken vicdanı hiç sızlamayan kimseden daha âdi, daha bayağı, daha alçak bir insan düşünülebilir mi?
Ey gafiller! Ey dünya malı ile gözleri dönmüş muhterisler!
Bu sözlerimi, can kulagıyla dinleyiniz. Birgün, bütün bu yaptıklarınıza çok pişman olacak, saçınızı sakalınızı yolacak, o kötü ve çirkin fiil ve hareketlerinizin cezasını ergeç bulacaksınız. Uyanın, gözünüzü dört açın, kulaklarınızdan gaflet pamuğunu çıkarın ve şunu aslâ unutmayın:
Bir kimse, başka bir kimsenin hata, noksan, kusur ve günahını halk arasında açıklar, onu kimsenin yüzüne bakamayacak şekilde utandırır ve hor hakir gösterirse, arz Allahu sübhanehu ve tealâ hazretlerine şöyle niyazda bulunur:
— Yâ Rab! Sen, âlemlerin Rabbi iken ve kullarının zât-1 ülühiyyetine karşı işledikleri isyan ve günahları hakkıyle ve layıkıyle bılırken, o kulunun ısyan ve gunahlarını yüzune vurmuyor, SETTÂR sıfatınla örtüyorsun. Oysa, şu âsi ve günahkâr kulun, malına, ve mevkiine güvenerek din kardeşinin yaptığı suçu yüzüne vurmaktan, onu insanlar arasında utandırmaktan çekinmiyor. Müsaade buyur, şu zâlimi malıyla, mülküyle, kasasıyla, masasıyla yutayım.
Azizün zül-intikam olan Rabbil-âlemiyn şöyle buyurur:
— Ey arz! Acele etme, kulumun işlediği ve benim de bildigim halde açıklamadığım o günahını onun yüzüne karşı söyleyen, o kulu diger kullarım arasında mahcup ve perişan eden, kimsenin yüzüne bakamayacak hale getiren o zâlim kulun bütün suçlarını, günahlarını ve isyanlarını bütün kötülüklerini ben de kıyamet günü mahşer halkının gözleri önünde, Nebi'ler ve veli'ler muvacehesinde yüzüne vuracağım,
onu orada rezil ve perişan edecegim ve herkesin gözü önünde sürükleye sürükleye cehennemime attıracağım.
Bilmem anlatabildim mi? Fâni ve gelip geçici dünya malına güvenen, malının ve parasının kendisini ölümden kurtaracağını zanneden veya dünyada olduğu gibi para kuvvetiyle her istedigini elde edebilecegi, her belâ ve musibetten kurtulacagını vehmeden ve bu sebeple de topladığı mal ve para ile öğünen ve böbürlenen, herkesi kendisinden aşağı farzeden, insanlara eziyyet ve zulmeden âsiler ve zâlimler iyi bilmelidirler ki, cehennemin HUTAME denilen, en korkunç en yakıcı ve azabı en bol olan yerinde bu alçaklıklarınının cezasını çekeceklerdir.
Bir imtihan yeri olan bu fâni dünya hayatında kendilerine emanet olarak verilen malları, mülkleri, paraları yakın bir gelecekte ellerinden alınacaktır. Pek güvendikleri makamları, rütbeleri, yetkileri birer birer ellerinden çıkacaktır. Hiçbir kuvvet ve kudretleri şevket ve satvetleri kalmayacaktır. Gururla kasılan magrur başlar öne düşecek, kibirle havaya kalkan burunlar yere sürtecek, herkese hışımla bakan gözlerin nuru sönecek, yumruk gibi sıkılan eller, acz içinde yanlarına inecek, salına salına etrafa dehşet saçan o iri gövde kokuşmağa mahkûm bir leş haline dönecektir. Omür boyu halka zulmeden, herkesi hor hakir gören, eliyle ve diliyle halka zarar veren o zâlimler, tepelerine toplanan saçlarından yakalanarak, sürüklene sürüklene yaptıklarının cezasını çekmek üzere cehennemin HUTAME denilen o korkunç derekesine atilacaktır.
Vay onların hallerine!.. Yazıklar olsun onların ömürler!
ne... Azap olsun boylelerıne!..