Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Muhammed bin Vâsi hazretlerinin ayağında bir çıban çıkmıştı. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 391

- Muhammed bin Vâsi hazretlerinin ayağında bir çıban çıkmıştı. Bu çıban, kendisine büyük bir ıztırap veriyordu. Ihvanından bir zat, kendisini ziyarete geldi ve hazret-i şeyhin iztirabına şahit olarak ona acıdı ve dilinin döndügü kadar teselli ederek gitti. Bir başka gün, yine ziyarete geldi ve aynı ıztırabın devam ettigini görerek:

— Sizi, böyle elem ve iztirap içinde görmekten çok üzü-.

lüyorum. Ama, ne yazık ki, elimden hiçbir şey gelmiyor ve hiç olmazsa acılarınızı bir parçacık olsun dindiremedigim için teessüf ediyorum, dedi.

Hazret-i şeyh, kendisine şöyle cevap verdi:

— Öyle söyleme efendi! Ben, ilk günden itibaren bu çıbanın ayağımda çıkmasını büyük bir ni'met bilerek Rabbime Hamd-ü senâ ediyorum. Bana dayanılmaz acılar veren o çıban, gözümün içinde çıksaydı, halim nice olurdu?

Mazhar-ı feyz-i ubudiyyet olandır insan, Yoksa, mânadaki şekil ile insan olmaz;

Sırrı takdir, vukuat-ı cihandır nazar et!

Çeşm-i ibret gibi âdeme hiçbir mizan olmaz..

Allahu talâ'nın sana lâyık gördügü herşeyi, Rabbinin bir ni'meti olarak bilmek gerek, ona hamd-ü senâda bulunarak şükrünü eda etmek gerek, her halinde ve her halinle kulluk görevini yerine getirmek gerek...

Hz. Hasan rahimehullah buyurmuştur ki:

— Mü'minlere, avret yerine örtecek kadar örtüden, namaza duracak kadar yemek ve içmekten, o ekmek ve yemeği pişirecek kadar odundan, ırz ve iffetini koruyacak kadar mekândan dolayı Allahu azim-üş-şân kullarına hesap sormaz.

Bunlardan fazlasından sorulsa gerektir.

Tanınmış din bilginleri hesap sorulacak ni'metten murad, vücudun sağlık ve sıhhati, Allah'sız ve ibadetsiz geçirilen vakitler, ögrenilen ilimle edilen amel, bir kazancın nereden elde

— 392 _ edilip nerelere sarfedildigi gibi hususlardır, buyurmuşlardır.

Asıl soru, vücudun sağlık ve sıhhati ile, vaktin boşuna harcanması keyfiyyeti olacaktır. Çünkü, bu iki ni'met insanlar arasında kıymetleri bilinmeyenlerden ve bu bilgisizlik dolayisiyle boşuna yitirilenlerdendir. Oysa, insaf ile düşünülecek olursa, vücud sıhhati ile boş vakit, yeryüzündeki bütün altun ve gümüş stoklarından, bütün servetlerden, bütün mücevher ve kıymetli taşlardan daha değerli ve daha üstündür. Her iş, mahiyyeti ne olursa olsun her teşebbüs, bütün faaliyetler vücut saglığına ve boş vakte mütevakıftır. Onun için, sağlığın kıymetini bilmeli ve boş vakitleri en iyi şekilde değerlendirmelidir. Bu iki büyük nimeti boşuna yitirmemeli, geçimleriyle mükellef bulunduklarımızın hayat ve ma'işetleri için gerekli kazancı sağladıktan sonra salih ameller işlemeli, ibadet ve tâ'atte bulunmalı, zikirle, fikirle, şükürle süslemeli, dine ve devlete yararlı hizmetlerde bulunmalı, insanlara ve insanlığa faydalı olmalıdır.

Sigara dumanı ve yüzlerce kişinin nefesleriyle dolu izbe bir kahvehanede kâğıt ve tavla oyunları, kumar ve saire gibi ne dünyada ne de âhirette hiçbir faydası ve yararı olmayan boş ve faydasız işlerle ömür çürütmek, vakit öldürmek akıl kârı değildir. Sağlığımızın ve boş vakitlerimizin değerini bir türlü takdir edemeyen biz gafiller, bu büyük iki ni'metin kıymet ve ehemmiyetini ne yazık ki ancak onları kaybettiğimiz zaman anlar gibi oluruz. En basit bir nezlede bile, sağlığın ne ulu bir ni'met olduğu meydana çıkıyor. Ya, mâ'azallah sıhhat timiz büsbütün bozulur, yataga düşersek halimiz ne olur? Ne zaman, nerede ve nasıl gelip bize çatacağı aslâ bilinmeyen ve belli olmayan ölüm, birdenbire karşımıza çıkıverirse, daha önce boşu boşuna geçirdigimiz vakitlere hayıflanmamızın ne kıymeti kalır? Ne çare ki, boş vakitlerini meselâ ilim tahsili, bir san'at veya zenaat tâ'limi, o güne kadar okuyup öğrendiklerimizin günlük hayatımıza tatbiki gibi hayırlı ve faydalı işlerden sonra, ibadet ve tâ'atle, salih amellerle, evrâd ve ezkârla ayrıca süslemek ve zenginleştirmek, ilim dağarcığımıza her gün yeni bir şeyler eklemeğe çalışmak, hâsılı dinimize, dünyamıza ve âhiretimize yararlı olmağa alışmak sıhhat ve boş vakit ni'metlerinin değerlendirilmesinde tutulacak en isabetli yoldur. Evet, unutmayalım ve daima hatırda tutalım: Kıyamet günü ilk sual, sıhhat ve boş vakitten sorulacaktır.

Bir Hadis-i şerifte şöyle buyrulmaktadır:

— Kula, herşeyden önce ilk soru sıhhatinden olacaktır.

Içtiği buz gibi soğuk su, karnı davlumbaz gibi şişirinceye kadar doldurduğu yemekler, lüzumundan fazla uyku, haddinden çok büyük, gayet süslü, göz ve gönül oyalayan evlerde oturmaktan sorulacaktır.

İmam-ı Hasan rahimehumüllaha bir zat gelerek:

— Yâ imam! dedi. Benim, bir cariyem var. Faluze denilen tatlıyı yemiyor. Niçin yemediğini sorduğum zaman da:

(Onun şükrünü yapamayacağımdan korkuyorum ve faluze yediğim için Allahu tealâ'ya nasıl hesap verebileceğimden kaygulanıyorum.) diyor Bana bir akıl öğretin ki, onu bu huyundan vazgeçireyim ve ben de ağız tadıyla faluze yiyeyim.

Hazret-i imam, kendisine şu cevabı verdi:

— Ne cahil cariyen varmış senin!.. İçtiği soğuk suyun, yediği bütün ni'metlerin eşrefi ve ekmeli iken, bunların şükrünü edebilmiş mi ki, faluze yemenin şükründen âciz kaldığını söyleyebiliyor?

Utanma, oku ögren ehlinden;

Herşeyin ilmi güzel cehlinden..

Dersimize devam ediyoruz:

Bazı zevat-ı âli-kadr de, bu sûre-i celiledeki ni'metten ve sualden murad, Rahmeten lil-âlemiyn olan Hatem-ül-enbiyâ efendimizdir. Zira, dünyaya kıyasla en yüce ni'met vücut sıhhati ve kalp inşirahıdır ki, kibâr-ı evliyâ'ullah Rabbi zül-celâl vel-kemal hazretlerinden bu iki ni'meti bahş ve ihsan buyurmasını niyaz etmişlerdir. Alemlere, yani dünya ve âhirete kıyasla en yüce ni'met ve ecelli hikmet Resûl-ü zişan efendimiz hazretleri olup ona iyman ve arz-1 şükran-ı ni'met eylemek ehemmi himmet ve vecibe-i zimmettir. Hatta, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bizlere Allahu tâlâ'nın en büyük bir ni'meti olduğu Kur'an-ı azim ile sabittir:

55p.

BisTi D all '9...

Yâ'rifune ni'metallahi sümme yünkirûnehâ ve ekserühüm-ül-kâfirun...

En - Nahl - 83 Meal-i münifi: Müşrikler, Allahu talâ'nın ni'metlerini bilirler, sonra da onu yine inkâr ederler. Onların çoğunluğu kâfirdirler.

Bu âyet-i kerimedeki Allahu talâ'nın ni'meti Habib-i Hudâ efendimize işaret sayılmakta ve kullar Resûl-ü zişânın ne büyük bir ni'met olduğunun kıymetini bilmeleri için bu şekilde açıklanmaktadır.

Evet, kardeşlerim, bunu iyi biliniz ve belleyiniz. Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi ekmel-üt-tahiyyât efendimiz NI'ME- TULLAH'tır, ABDULLAH'tır, NURULLAHtır, HÜVİYE- TULLAH'tır, NEBİYYULLAH'tır, RESÛLÜLLAH'tır, RAH- METEN LIL-ALEMIYN'dir, RA'UF'tur, RAHIYM'dir, AZIZ'- dir, ŞERIF'tir, NUR'dur, SIRAC-I MUNIR'dir, VAHYUL- LAH'tır, sözün kısası yerin, göğün, arşın, kürsinin nurudur.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.