sırası gelince dinin ve milletin için seve seve canını verebilecek kadar cesur ve kahraman olman gerektigini hatırlamandır. Bütün şan ve şereflerine, ahlâk ve üstün meziyetlerine, mümtaz haslet ve faziletlerine ragmen her fâni gibi onların da ecel şerbetini içtiklerini ve kendinin de ergeç onlar gibi ölecegini düşünmektir. Bütün bunları hatırlayıp düşünerek, o kabir adı verilen amel sandığına kendini hazırlamaktır. Görmüyor ve anlamıyor musun ki, hergün yüzbinlerce insan yeryüzünden âhiret âlemine sefer edip duruyor. Azrail aleyhisselâm, emaneti geri almak için karşına dikilmeden, âhiret âleminde kendine lâzım olacak şeyleri hazırlaman, tedarik görmen ve hazır bulunman gerekmez mi? Kime güvenıyorsun, neyine guvenıyorsun. Kabırde yatanlara bakıp neden ibret alamıyorsun? Cıllz omuzlarında, o çokluğu ile övündüğün ağır yükle yol alabileceğini mi zannediyorsun? Öyle ise, çoklukla öğünmekten vazgeç, o çoklukları taşıyabileceğin hale getirinceye kadar at, yükten ve ağırlıktan kurtul. Ziyaret ettiğin ve çokluğuyla öğündüğün mezarlar bunları sana birer birer anlatıyorlar ama, sende işitecek kulak nerede?
— Evet, bunları ben de duyuyorum! diyorsan, o halde ecel kafilesi sana gelmeden, cansız ata binmeden, o korkulu tahta oturmadan, o sessiz ve susmuş halinle halka öğütler, vâ'az-ü nasihatler vermeğe başlamadan, seni âhirette mesrur edecek ve menzil-i maksuduna eriştirecek iyi ve güzel amelleri ihmal etme! Azrail aleyhisselâmın kumandasındaki ecel kafilesinin ne zaman gelivereceği hiç belli olmaz. Hiç ummadığın bir ânda, onları karşında bulursun.. Günahlarına tövbe ve istigfar et, ibadet ve tâ'ate yönel, Hakka, gerçege, doğru yola gel.. Kanaat sahibi ol, bir omür boyu çalışıp didinerek biriktirdigin şeyleri, birer âhiret meta'l haline getirmek onları beraberinde âhirete götürmek istiyorsan, açları doyur, muhtaçları giydir, yetimleri ve dulları sevindir, gözyaşlarını sil ve dindir, âhiret azığını da bineceğin ata bindir. Allah korusun, boş elle, hesabını veremeyecegin kadar ağır bir yükle, şunun bunun hakkını gasbederek toplanmış mal ve mülkle, zulüm, rüşvet, ihtikâr, yalan ve dolanla, sırtlarına tırnaklarını batırdığın fakir fukaranın avuçlarının içinde kalacak kanla Hakkın huzuruna varmak, akıllı işi değildir. Bu şekilde huzu- r-u ilâhiyye çıkmaktan daha feci ve utanç verici bir hal tesavvur olunamaz.
Bu fâni âlemi kendilerine mülk edinenler, vefası ve kararı olmayan bu gelip geçici mülke gönül verenler, kalplerini
haktan gayrısının aşk ve muhabbetiyle kirletenler, hakka ve halka yararlı salih ameller işlemeden göçüp gidenler büyük felâketlere, azap ve ıztıraplara duçar oldular. Önünde sonunda pişman olman mutlâk ve muhakkaktır, şu halde hemen pişman ol ve hakkı, hakikati bul..
Bu sûre-i celile, işte bu hak ve hakikati ihtar buyurmaktadır. Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri buyuruyor ki:
KELLA - Hayır! Ey dünya gafletine dalan insanoğlu hayır! Malın, evlâdın, hısım ve akrabanın çokluğu ile öğünmeniz ve böbürlenmeniz, aslâ doğru değildir. Çünkü, tefahür (Öğünmek) ferahlanmak değildir. Onun için, çoklukla öğünmeyin ve bu korkunç hata ve gafletten uyanın, geri dönün. Aklı başında olan insan, yalnız dünya için çalışmaz. Yalnız dünya hayatına bağlanmaz. Tam tersine, dünya hayatının bir gölge kadar bile hükmü olmadığını, fâni ve gelip geçici olduğunu düşününüz, ölümü ve ölüm sonrasını göz önüne getiriniz Fâni ve geçici bir hevese kapılmanın sonunun ve sonucunun bir yığın vebal, hasret ve pişmanlık oldugunu unutmayınız. Onun süsüne, zevk ve sefasına aldanmayınız. Dünya hayatındaki gösterişlere inanmayınız ve mağrur olmayınız. Dünya hayatının bu âlemde misali, hamam kurnası gibidir. Bir cenabet gelir, temizlenir ve gider, başka bir cenabet gelir ve oturur. Bir kirliden, diğer bir kirliye miras kalır. Sizin dünya diye gönül verdiğiniz, özendiğiniz, tamah ettiğiniz şey aslında içine hafif zehir karıştırılmış billûr (Kristal) bir içki kadehi gibidir.
Elden ele, dudaktan dudağa dolaşır. Insana, önce bir baş dönmesi, sonra bir sersemlik ve nihayet korkunç bir sarhoşluk verır. Bırınız, sarhoş olup bırakınca, otekı onu kapar ve katasına dıker. Derken, bir uçuncusu, bır dorduncusu onu tatmaga devam eder ama, daha o zaman birinci mezarı boylamış olur.
Digerleri de birer birer onu takibederler ve fakat o elden ele, dudaktan dudağa gezip dolaşmağa devam eder. Bir çok kimseleri aynı şekilde meftun eder. tuzagına düşürür ve hepsini de öldürür. Fettân ve âlüfte bir kadın gibi, kimseye vefası yoktur ama cefası çoktur. Herkesin yüzüne güler ve kendine bendetmege çalışır. Dış görünüşüyle, insanın aklını başından alacak kadar câzibeli ve güzeldir. Oysa, o dış güzellik makyaj ve tuvalet malzemesiyle meydana getirilmiş ve yalancı bir maske gibi onun yüzüne örtülmüştür. Suratındaki boya tabakalarını tırnağınızın ucuyla şöyle bir kazırsanız, altından gayet çirkin Bir acuze çıkıverir. İşte, o sahte güzellik altında gizlenen çirkinliği görebilen insana ârif derler. Yılan derisinin
o göz alan güzelligi, onun zehrini örttügü ve unutturdugu gibi, dünya denilen yaşlı alüftenin makyajı ve tuvaleti de insanı avutur ve aldatır. Sözü uzatmayalım, dünya hayatı dış görünüşüyle güzeldir ve çekicidir. Fakat, için kor gibidir ve dışına aldananı mutlâka yakar.