bi na'im olamaz. Zikredenin kalbi, bütün kalpler öldügü gün diridir, uyanık kalplilerde şeytan vesvesesi olamaz. Ister giz- Il, ister aşıkar zıkrın etdali, huzur ve huşü ile, aşk ve şevk ile inanarak, iyman getirerek LA İLAHE İLLALLAH demektir ve bu mâ'nevi ni'metten yemektir. Netekim, bir Hadis-i şerifte de:
Efdal-üs-zikri Lû ilâhe illâllah Muhammedün Resûliillah buyurulmuştur. Zikre devam edenler, Allahu tâlâ'nın o metin kalesine sığınmış, bütün korkulardan emin olmuş ve iki âlemde de her türlü belâ ve musibetlerden kurtulmuş olurlar.
Zira, bir Hadis-i kudside Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Allahu teâlâ'dan naklederek buyuruyorlar ki:
lü ilâhe illallahi hisniy femen dahale hisniy emine mir azubiy La ilâhe illaliah kelime-i münciyyesi benim metin kalemdir. Her kim, o kaleme sıgınırsa, dünya ve âhiret azaplarından emin olur.
Allah korusun, her kim kelime-i tevhid getirmez ve bu metin kaleye sıgınmazsa, o kimse şakilerden olur ve ebedi azap yolunu boylar.
Sultan-ül kevneyn, Resûl-is sakaleyn, imam-ül haremeyn, ceddül-Haseneyn-il ahseneyn efendimiz hazretleri, birgün Hr.
Al kerremallahu vechehu ve radıyallahu anha saadetle şöyle huyurdular:
.. Yarın, kıyamet günü Cebrail aleyhisselâm mü'rinlere bahş ve ihsan buyurulacak ecr-i mesûbatı ve derecât-1 cennâiı görünce şu niyazda bulunacaktır: «Keşke, ben de Âdemoğlu olsaydım, beş vakit namazı cemaatle kılsaydım, islâm Alimleri ile oturup kalksaydım, mü'minlerin hasta olanlarin
hal ve hatırlarını sorsaydım, âhirete intikal edenlerin cenaze namazlarında hazır bulunsaydım, susuz kalanlara su dağıtsaydım, açları doyursaydım, araları açık olanları uzlaştırsaydım, yetimlere, dullara, yoksullara yardım ve şefkatte bulunsaydım da ümmet-i Muhammed'in nail olduğu bu lûtuflara ve bu ilâhî iltifatlara mazhar olsaydım,» diyecektir. Yâ Ali!
Sen de bu güzel hasletlere haris ol..
Bu irşâd-ı peygamberiye ve bu büyük müjdeye, âcizâne biz de şunu ilâve edelim:
Allahu azim-üş-şân, bu hasletleri ancak zât-ı ahadiyyetini tevhid eden, zikrullâh'a devam eyleyen kullarına bağış ve ihsan buyurur.