Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Yirmi üç yıl kadar önce Süleymaniye semtinde oturuyor ve Vezneciler cami-i şerifinde de… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 218

Yirmi üç yıl kadar önce Süleymaniye semtinde oturuyor ve Vezneciler cami-i şerifinde de imamlık yapıyordum. Birgün, akşam namazını kıldırıp eve geldim. Yemekten sonra, yatsı namazına gitmek için evden çıkınca ezan-ı Muhammedi okunmağa başlamıştı. Evimle, vazife gördüğüm cami-i şerifin arası hayli uzaktı. Namaza ve cemaate yetişebilmek için koşarcasına adımlarımı sıklaştırdım. Geçtigim sokaklarda oturanların çoğu fakiri tanırlardı. Çoğunun sevgi ve ilgisine mazhar olduğum halde, aralarında beni sevmeyenler de vardı.

Fakat, oldum olası, cins ve mezhep, renk ve meşrep ayırdetmeksizin bütün insanları sevmek ve saymak şi'arım olduğundan, genç ihtiyar, hasta veya sağlam herkesle iyi geçinir ve herkese muhabbet ederdim. Zira, nâçiz kanaatimce Allahu teâlâ'nın bütün yarattıkları zatında çirkin değildir. Başkalarına çirkin görünen bana güzel görünebilir. Kaldı ki, güzelligin en güzel tarafı da, onun dil ile tarif ve kalemle tasvir ve tavsif edilememesidir. Güzellik olan yerde, sevgi de vardır.

Onun için güzellik, güzelligi cezbeder. Çirkin sayarak hor gördüğün, tahkir ve tezyif ettiğin, hatta dögüp sövdüğün, mal ve mülkünü gasbettiğin kimselerin ağlamalarına iştirak edip ağlayanlar bulunabilir. Unutmamalıdır ki, hasım saydıklarımızla hüküm günü aramızda hükmünü infaz edecek Allahu zül-celâl vel-kemal hazretleri vardır. Hüner, aglatmak degil, güldürmektir. Mazlûm ve mağdur ile birlikte ana-babası, hisım akrabası da aglar. Senin sevmedigini sevenler olabilir.

Mazlüm ve mağdur olan Müslüman ise, Allahu teâlâ'ya zulmetmiş, gadretmiş gibi olursun. Mazlûm ve magdurun haline melekler aglar, Peygamberler ağlar, salihler ağlar. Mazlûm ve magdur olan, kâfir dahi olsa uğradığı zulüm ve haksızlık yönünden kendisi ile Rabbi arasında perde kalmaz. Hal böyle olunca da, zâlimin zulmü hiçbir zaman yanına kalmaz demektir. Zâlim ergeç belâsını, mazlûm ise Mevlâ'sını bulur.

Sözü uzatmayalım, fakirin de yaratılışım itibariyle zevkim ve meşrebim budur. Beni sevenleri de, sevmeyenleri de

severim. Bilirim ki, seven de sevmeyen de nihayet birer insandırlar ve onları da Allahu teâlâ yaratmıştır. Bir san'at eserini begenmemek ve tenkit etmek, onu meydana getiren san'atkarı begenmemek ve tenkit etmek olmaz mı? Nakkaşın kim oldugunu bilen, onun nakşını da sever ve begenir.

Benim, bilâ tefrik-ü cins-ü mezhep herkese hürmet ve muhabbet ettiğime vakıf olanlardan bazıları, çok defa hüsn-ü niyyetimi su-i istimal etmişler ve beni büyük zararlara uğratmışlardır. Fakat, samimiyetle itiraf ederim ki, benden bu temiz duyguları —El-hamdü lillah— silmege aslâ muvaffak olamamışlardır.

Işte, o gece yatsı namazına yetişmek ve beni bekleyen cemaatime namaz kıldırmak üzere koşar adım sokak aralarından geçerken, ayak seslerimden mi, yoksa telâşımı gördüklerinden mi bilemem, bir pencere açıldı ve bir ses:

— Hoca efendi! Hastamız son nefeste, Allah aşkına içeriye buyurun ve biraz Kur'an okuyun, diye ricada bulundu.

Allah aşkına yapılan böyle bir dâveti reddedemezdim, birisini göndererek cami'de beni bekleyen cemaatime gelemeyeceğimi bildirdim ve içeriye girdim.

İki katlı, ahşap bir evdi. Ust katta bulunan hastanın yanına çıkardılar. Eski bir yapı oldugundan, odalar hayli geniş ve tavan yüksekti. Ev halkı, orta halli, mütevazi ve dindar kımselerdı. Duvarlarda bazı seçme ayetlerle suslenmış levhalar bulunuyordu. Ustad hattatların elinden çıkmış bu âyet-i kerime ve Hadis-i şeriflerin tezhipleriyle umumî görünüşü odaya ilâhî bir güzellik vermişti. Kıble yönüne rastlayan duvarda, nefis bir atlas kese içinde Kur'an-ı kerim asılı duruyordu. Köşede bir karyola ve içinde yirmi yaşlarında bir genç adam yatıyordu. Gözlerini yummuş, sık sık nefes alıp veriyor, arada bir gülümsüyordu. Yanına yaklaşınca, hasta genci derhal tanıdım. Onu, bir çok defalar imamlık ettiğim cami-i şerifte ibadet ederken görmüştüm.

Bilmem, böyle melek yüzlü gençlerin, nur gibi beyaz sakallı ihtiyarların huzur-u Hakta saf bağlamalarını ve dergâh-1 bârigâh-ı ahadiyyete el açıp dua etmelerini hiç gördünüz mü?

Hâlisane tavsiye ederim,, bir defa olsun seyrediniz. O seyrinizde neler seyredeceksiniz!.. Hiç unutmam, bir kadir gecesi Süleymaniye cami-i şerifini ziyarete gelen yabancı bir millete mensup yüksek rütbeli bir kumandan, onbinlerce kişinin bir nida ile bir dakika içinde saf bağlamalarını, imamın bir tekbiriyle ibadet ettiklerini görerek, oracıkta şeref-i islâm ile

müşerref olmuştu. Kendisine, bu Müslüman cemaate baktığı zaman ne hissettigini sorduğumuzda bize şöyle cevap vermişti:

— Bu kadar kişiyi safa sokmak için, en az yüz subay, iki yüz çavuş, üç beş yüz de onbaşı gerekir. Hem de, bu büyük toplulugun, askerlik hakkında az çok bilgisi olmak da şarttır. Oysa, burada hayretler içinde kaldım. Bir tek nida ile bu onbinlerce insan bir anda ayağa kalkarak saf bağladılar ve yine bir tekbir ile namaza başladılar. Askerlik yönünden bu gördüğüm aklın mâverasındadır. Işte, o zaman anladım ki, din-i mübiyn-i islâm gerçekten bir mu'cizedir. Bu mu'cizeyi görüp de islâma gelmeyenin, iymana ermeyenin, Allah ve Resûlüne gönül vermeyenin aklından şüphe etmelidir.

O zat, cami-i şerife kâfir olarak geldi, iyman ile döndü.

Sen, bu manzaraya mü'min gözüyle bak, neler neler göreceksin. Durdum kıyama, uydum imama diye anadan atadan gördüğü gibi taklitle namaz kılmayalım. Tefekkür, tahakkuk ve hele ihlâs ile namaz kılalım ve böyle namaz kılanları seyredelim, neler görürüz, neler!

Görenedir, görene, Köre nedir, köre ne?

Köre renk, sağıra ahenk olur mu? Ağzı acı ve mizacı bozuk olana bal bile yese acı gelir. Kör, el yordamıyla yakaladığı yılanı kamçı sanır. Ne var ki, bu baş gözleri görmeyenler içindir. O zavallıyı kamçı diye eline aldığı yılan sokar ve zehirlerse, nihayet canından olur. Yılanın zehri onun ruhunu öldüremez. Kalp gözleri kör olanlar ise, mânâ yılanını kamçı diye ellerine alır veya bellerine dolarlarsa, onun zehri hem ruhlarını hem de ebedî saadetlerini imhâ ve ifnâ eder.

Hiç basiretle beraber mi olur â'ma olan, Alimin ilmi hüdâdır, cahilin cehli dalâl..

Anlamak kabiliyet ve istidadı olanlara ne mutlu! Hakkı görmeyen körden, hakkı işitmeyen sağırdan daha âdi ve aşağılık bir mahlûk düşünülebilir mi?

Söz, sözü açar demişler, doğrudur. Yine birgün Süleymaniye cami-i şerifine vâ'zetmeğe gitmiştim. Bir zatın, sırt üstü yatarak kubbeyi büyük bir hayranlık ve şaşkınlıkla seyrettigini gördüm, ben de hayrete düştüm. Başımda sarık ve

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.