Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Devrin padişahı, bir gün vezirine sordu: — Istanbul'da veliyullah var mıdır? — 4. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 183

Zekâtını ve sadakanı ver!.. Bak, temiz ve helâl rızıklarla.

beslediğin, Hakka kıyam, rükû ve secde eylediğin bedenin bile en çok bir haftada kirleniyor ve yıkanmak, arınmak ihtiyacını duyuyorsun. Zekât da, Hakkın sana bahş ve ihsan buyurduğu malın ve paranın yılda bir kez arınıp paklanması ameliyesıdır. Vermezsen, kırlenır ve o kır ne kese, ne de sabun ile temizlenir. Allah Teâlâ, (VER...) buyuruyor, sen kım oluyorsun da vermiyorsun? Bugün kırkta birini vermekten kaçındıgın o mal ve parayı, yarın başkalarına bırakıp Hakkın huzuruna çıkacak ve hesabını vereceksin. Dahası da var; sevdigin ve biriktirdigin liracıkların kıyamette cehennem ateşinde kızdırılacak ve alnına, gögsüne, sırtına yapıştırılarak: (Allah yoluna sarfet diye verilen paralarını biriktirdin, kimseye metelik koklatmadın, bak bakalım tatlı mı imiş?) denilecek- Kimseye haksızlık etme, kimseye vurma! Hizmetçine, işçine, uşağına, hattâ yerli yersiz evlâdına dahi vurma! Haksız yere vurduğun her tokatın karşılığını, âhirette zebanilerden yiyeceğini de unutma!

Halka buğzetme, kimseyi hor, hakir görme, kimseyi kınama! Allahu tâlâ'nın yarattıklarına şefkatle, muhabbetle, merhametle muamele et! Sen, başkalarını sevmesini bil ki, başkaları da seni sevsin. Kendini bil, nefsinin aczini anla.

Nefsini bilmeyen kes can olamaz, Özü hayvandurür, insan olamaz!..

Sevmeyi bilmeyen, olmayı da bilemez. Insan hayatında, sevmekten ve sevilmekten üstün bir şey yoktur. Çevremizdekilere en büyük armağanımız ancak sevgi olabilir. Bugün, sıkıntısını çektiğimiz en büyük yokluk, birbirimizi lâyıkıyle sevmememizdir. Sen, bütün yarattıklarını sev ki, Allahu teâlâ da seni sevsin, Resûl-ü zişân senden razı olsun..

Dünya hayatında, hepimiz az veya çok bazı haksızlıklara, yanlışlıklara uğrayabiliriz. Kendimiz de, başkalarına haksızlıklar ve yanlışlıklar yapabiliriz. Bu hatalarımızın neler olduğunu, herkesten çok elbette kendimiz biliriz. Şu halde, bu hatalarımızı terketmeli ve o haksızlık ve yanlışlıklar zilletinden behemehal kurtulmalıyız. Kendimizde bulunan bir kötülük, bir başkasından zuhur edince feveran etmemeli, insaf ile düşünmeli ve herşeyden önce o kötülüğümüzü tashih ve islâha çalışmalıyız. Bize yapılan kötülüğe katlanamayarak intikam almağa kalkışırsak, aynı kötülüğün kendimizde de bulundugunu unutur ve günün birinde başkalarının da bizden aynı şekilde intikam almaga özenecegini hatırımıza getirmezsek, daima hüsrana uğrarız, bocalar dururuz. Binaenaleyh, şahsımıza ve mentaatlerımıze karsı ışlenılen hata ve haksızlıkları bağışlamasını ve bunları bize reva görenlerı attetmesıni bilmeli ve öğrenmeliyiz. Atalarımız: (Iyiliğe iyilik her kişinin, kötülüğe iyilik er kişinin işidir.) demişlerdir.

Elimizi, dilimizi ve bütün aza ve bedenimizi hayra ve hayırlı işlere alıştırmalı, kendisinden hayır umulan bir insan olabilmenin yollarını aramalıyız. Allah korusun, bunun zıddı olarak şerrinden korkulan bir insan oluverirsek, dünya ve âhiretimiz zindan ve sonumuz hicran ve hüsran olur. Müslüman o kimseye denilir ki, elinden ve dilinden bütün Müslümanlar emin olurlar. Mü'min o kimseye denilir ki, elinden ve dilinden bütün insanlar, bütün hayvanlar ve bütün yaratılanlar emin olurlar.

Şeriatte edebin saklamayan, Tarikatte pişip büryân olamaz..

Mâ'rifet âbından içip kanmayan, Hakikat bâbında ummân olamaz.

Müslüman ve mü'min olana lâyık olan, ilm-ü hilm, lûtf-ü kerem, şefkat ve muhabbet sahibi olmaktır. Her türlü musibetlere sabredici, her çeşit kötülüğü affedici bulunmaktır. Iyman nurlarıyla nurlanmış bir kalpte bu üstün haslet ve sıfatlar bulunur. Zira; af, sabır, mürüvvet, hilm, kanaat, tevazû, fazilet salih mü'minlerin vasıfları ve sıfatlarıdır. Allah azze ve celle, Kitab-ı keriminde sabredenlerle affedenleri medh-ü senâ buyurmaktadır. Zira, zât-ı ahadiyyeti de SABUR ve GA- FUR'dur. Onun için, sabredenleri ve affedenleri sever ve sevdigi kullarına da bu üstün sıfatları lâyık ve münasip görür ve o kuluna bu sıfatlarla ikram eyler ve netice olarak da o kulunu ecr-i azime nail kılar.

Allahu teâlâ, sizleri ve bizleri sabreden, affeden salih kulları meyanında affü magfiret buyursun.. Sizleri ve bizleri gaflet uykusundan rifk ve mülâyemetle uyanan, Kur'ân-1 azimin boyasıyla boyanan, her işinde Hakka ve hakikate dayanan kullarından eylesin.. Sizleri ve bizleri rizayı ilâhisine muvafık salih ameller işleyen, nur-u tevhid ile kalpleri rahatlayıp genişleyen, sevdiği kulları zümresine ilhak buyursun..

Tevfikini refik eyledigi sa'idler divanına kaydeylesin.. Şakiler, âsiler ve mücrimlerden eylemesin.. Resûl-ü zişânın şefaat-i uzmâsına sizleri ve bizleri nail eylesin.. Onun sancağı altında cem-u haşrolan, kamıl bır ıyman lle çene kapayan, emanetini zikr-ü tevhid ile teslim eden kullarından eylesin.. Cennet ve cemaline lâyık salihlerden ve âşıklardan eylesin.. Âmin..

Âmin.. Bi-hürmeti seyyidil mürseliyn.. Sübhane Rabbike Rabbil-izzeti ammâ yasifûn ve selâmün alel-mürseliyn vel-hamdü lillahi Rabbil-âlemiyn EL-FÂTİHA..

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.