Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Devrin padişahı, bir gün vezirine sordu: — Istanbul'da veliyullah var mıdır? — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 183

Hz. A'işe radıyallahu anha validemiz ise:

— Bu ümmetin annesi benim. Evlâtlarım. cehennemde azap çekerlerken, benim cennette sefa sürmeme imkân ve ihtimal yoktur. Evlâtlarımı nereye koyarsan, beni de oraya koy, beni evlâtlarımdan ayırma, diye tazarrû ve niyazda bulunmuşlardır.

Sahib-i şefaat-i kübrâyı saadet efendimiz de, kıyamet günü arşın önünde mübarek ve mukaddes yüzünü secdeye koyacaktır. O mukaddes yüz ki, yerlerin ve göklerin, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen âlemlerin müstakillen nâliki ve sahibi, işte o yüze, o yüzün nuruna ivahlığına, Kur'an-ı azim-ül-bürhanda Duhâ sûre-i celilesin de yemin etmiştir:

FEUE,02215 Ved-duhâ vel-leyli izd secâ...

Ed-Duhâ: 1-2 Meal-i münifi: Kuşluk vakti hakkıyçün, karanlığı sükûn ve istikrar bulan gece hakkıyçün...

Ve o Nebi-i zişânın muhteşem hayatına da, yine Kur'an-ı azimde:

Le'amrüke...

El-Hicr: 72 Meal-i münifi: Habibim Ahmed, Resûlüm yâ Muhammed!

Hayatın hakkıyçün..

Evet, şefi-ul-ussât fi-yevm-il arasat efendimiz hazretleri, böylesine taltiflere mazhar olan mübarek yüzünü arşın önünde secdeye koyacak, Hakkın üzerine yemin ettigi ömr-ü azizini ümmetinin nârdan necatı ve azab-1 ilâhiden halâsı için fedaya hazır bulunduğunu arz edecektir. Yalnız, kendi nefsini de feda etmekle de yetinmeyecek, en sevdiklerini ve zât-1 akdes-i risaletpenâhilerine ait herşeylerini ümmeti uğrunda feda eyleyecek ve:

— Yâ Rab! Nefsim, Fatımam, A'işem, Hasan ve Hüseyin'im, Ummü Gülsüm'üm, Rukiyem, Zeynebim, mâ'sum yavrum Ibrahim'im, Kasım'ım ve Tayyib'im feda olsun, onları yak ümmetimi yakma! Kâfi gelmezse, beni de yak ama, ümmetimi bağışla bana, affet onları, diye ağlayıp niyazda bulunacaktır.

Elbette ve elbette ümmet-i merhumesini azaptan ve ikaptan kurtaracaktır.

Işte, mekârim-i ahlâkiyye dediğimiz üstün ahlâkın en üstün mertebesi olan bu ahlâk, muallim-i Hak ve imam-1 Enbiyây-ı mutlâk efendimizin vârisleri olan ashap ve evlâdından ve velilerinden zuhura gelecek olan kerametlerin fedakârlık cihetinin kendilerinden tezahür etmesini arzu ederler.

Yoksa, rastgele keramet izharı veliler lisanıyla HAYZ-I RICAL'dir. Yani, kadınlar aybaşı hallerinde nasıl huzur-u haktan mahrum olurlarsa, kendiliklerinden keramet izharına özenenler de, kadın gibi hayız görmüş, hak huzurundan mahrum kalmış olurlar. Hak velileri, tayyi mekân gibi, duvarın yürümesi gibi, bir hayvanın konuşması gibi insanların hoşuna gidecek kerametler izharını bu yüzden istemezler. Fakat, insanlara çirkin gibi görünen, oysa aslında hiç de çirkin olmayan kerametlerin zuhurunu seve seve beklerler.

Demek oluyor ki, nefse hoş gelmeyen ve çirkin görünen bir çok ameller, aslında rizayı ilâhiyye daha yakındır.

Bakınız, velilerden bir veli nasıl dua ediyor:

— Yâ Rab! Ummet-i Muhammed'e vereceğin bütün kaza ve belâları, bütün hastalık ve musibetleri bana ver, beni onlara kalkan et, ümmet-i Muhammed'e gelecek kaza ve belâlara, hastallk ve musibetlere ben siper olayım.

Bu ve buna benzer örnekler, saymakla ve yazmakla tükenmez:

Biz, tarik-i aşkın aşıklarıyız;

Baş ve can vermişiz, canân bizimdir..

Ne gamdan kaçarsın divane gönül, Kâşâne bizimdir, mihman bizimdir..

Bu nükte yetmez mi ârife kâfi, Sırra mahrem olan söylemez lafı, Çık aradan sofi, değilsin sâfi;

Tekke-i aşk içre devran bizimdir..

Ümmet-i Muhammed arasındaki velilerin fedakârlıklarla dolu olan menkibelerini, ', arzu edenler bu konuda yazılmış eserlerden ibretle okuyabilirler. Ehlullah'tan bir çokları, kendilerini feda etmek suretiyle Ummet-i Muhammed'i kurtarmışlardır. Bunlar, sayılamayacak kadar çoktur.

Bu veliler içinde öyle zevat vardır ki, kendisine karşı işlenilen suçu yalnız affetmekle kalmamış, üstelik o haksızlıgı yapana ikramda bulunmuşlar ve o kimsenin affı için Allahu azim-üş-şâna günlerce yalvarıp yakarmışlardır. Hatta, aralarında öyleleri görülmüştür ki, kıyamet günü kendilerine zulmedenlere şefaat edeceklerini beyan ve ilân buyurmuşlardır. Unutmamalıdır ki, bu zevat-ı âlişan kerameti vücudiyyeye malik olan mutlu ve kutlu kişilerdir.

Yeri gelmişken kaydediverelim:

Evliyâ'ullaha bahş ve ihsan buyurulan kerametler üç nevidir:

1. Keramet-i kevniyye 2. Keramet-i ilmiyye 3. Keramet-i vücudiyye'dir.

Netekim, Enbiyâ'ya bahş ve ihsan buyurulan mü'cizeler de üç kısımdır:

I. Mû'cize-i kevniyye II. Mû'cize-i ilmiyye III. Mü'cize-i vücudiyyedir:

Evliyâ'ullaha bahş ve ihsan buyurulan kerametler, Enbiyâ'ya bahş ve ihsan buyurulan mü'cizelerin berekâtıdır. Çünkü, mü'cizeler Nebîlere, keramet ise o Nebî'lere vâris olan velilere bahşolunur. Her velide zuhura gelen kerametin şerefi, velinin tâbi bulunduğu Nebî'ye aittir.

Bunun içindir ki, ahlâk-1 haseneye sahibolmak şerefine nail ve mazhar olan velilerden keramet-i vücudiyye-i Muhammediyye zâhir olur. Onlar, bu üstün ve yüksek ahlâk ve seciyeleri sayesinde, kendilerine karşı hata ve haksızlık edenleri bağışlar ve bununla derece ve mertebelerinin yüceldiğini biz âciz ve günahkâr ümmet-i Muhammed'e âdeta ispatlamak ve bizleri de kendileri gibi davranmağa sevk ve teşvik etmek isterler ve bu güzel hal ve davranışlarıyla hepimize örnek olarak halkı irşâd ederler.

Allahu tâlâ'nin, Kur'an-1 kerimde: (Eğer, size karşı işlenilen suçu ve haksızlıgı bagışlar, onu işleyeni atfeder ve suçunu örterseniz, engin rahmet ve magfiret sahibi olan Rabbiniz de sizlerin bütün günahlarınızı bağışlar, sizi affeder ve yüksek derecelere yüceltir.) buyurmasının hikmeti budur.

Şunu iyi bilmeli ve bellemelidir ki, herhangi bir kimse durumuna ve mâ'nevi mevkiine göre Allahu tâlâ'nın rahmet ve mağfiretiyle taltif olunur. Herkes, kendi mevki ve derecesine göre, Allahu azim-üş-şândan ikram görür.

Meselâ, kendisine karşı işlenilen hata ve haksızlığı bağışlayan, o suçu işleyenin suçunu örten günahkâr, avamdan ise kendi günahına kefaret olur. Velilerden ise, makamı ve derecesi yükseltilir. Salih ve âbid kullardan ise, kendisine keramet şeref ve fazileti bahş ve ihsan buyurulur.

Bu sözümüzün hak ve gerçek olduğuna, şu Hadis-i şerif ne güzel şehadet etmektedir:

sopa.in.

Men afa indelkudreti afallahü inde yevmit usreti

Enes İbn-i Malik radıyallahu anh, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimizden rivayet etmiştir ki:

(Her kim, intikam almağa muktedir olduğu halde, hasmından öc almaya özenmez ve onu affederse, Allahu teâlâ ve tekaddes hazretleri kıyamet günü Allah rizası için intikam almayan ve haksızlık yapanı affeden kuldan intikam almaz ve onu affeder.)

marin ahadin afa ahihil muslimi badel kudreti illa kıyle lehu yermel kiyameli udhilil cennete bigayri hisabin Ibn-i Abbas radıyallahu anh, Fahır-i kâ'inat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyat efendimizden rivayet etmiştir ki:

(Her kim, intikam almağa muktedir iken, kendisine karşı herhangi bir suç işleyen mü'min kardeşinden intikam almaz ve onu affederse, Allahu teâlâ o kulunu cennetine koyar. O kul, hesaba çekilmeden, azap ve ikap görmeden, sorgusuz sualsiz cennete girer.)

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.