Alim-üs-sırrı vel-hafiyyat olan Allah azze ve celle, onların kalplerinden geçerek dile getirdikleri bu münâcatları üzerine kendilerine şöyle hitapta bulundu:
— Bu incelikleri ve bu sırları bildigin ve anladığın zaman, bana şükretmiş olursunuz! Malik olduğunuz ni'metlerin, benden olduğunu bildiginiz ve bildirdiginiz takdirde, bunu idrak etmeniz benim için gayet ulu bir şükürdür ki, işte ben bu şükürlerinden dolayı kullarımdan razı olurum, buyuruldu.
Şu halde, asıl şükür kulun Allahu talâ'nın bahş ve ihsan
buyurauğu hiçbir ni'mete hakkiyle ve lâyıkıyle şükretmege muktedir olmadığını, olamayacağını anlaması, aczini itiraf etmesidir. Böyle yapanlar, şükür ve meşkûr, muhib ve mahbub ancak Allahu tealâ hazretleri olduğunu bilirler, vücud-u vâcib-ül-vücuddan gayrı bir meveut olmadığının şu'uruna varırlar, kul için şükrün kemal olduğunu anlarlar.
Sözü uzatmak neye yarar?
Şükrün bir vechi de, Allahu teâlâ'ya teşekkür etmek, küfrü terkeylemek, Allahu azim-üz-şânın sevdigini sevmek, sevmediğini sevmemek, Rabbinin kendisine bahş ve ihsan bu- y'urduklarına kanaat etmek, sabır ve tahammül göstermek ve elden geldiği, güç yettiği kadar istikamet üzere bulunmağa cehd ve ihtimam etmek, zengin zenginligine, fakir fakirliğine, hasta hastalığına, sıhhat ve âfiyette bulunan, sıhhat ve âfiyette bulunduğuna hakkıyle ve lâyıkıyle şükretmekdir.
Nice fakir görünenler vardır ki, kendilerine zenginlik verilse mutlâka azarlar. Insanlar, onların şerlerinden kurtulamaz. Netice itibariyle dünya ve âhirette azap ve iztiraba duçar olur. Böylelerinin, dünyada fakir olarak yaşamaları elbette ve etbette zengin olmalarından daha hayırlıdır ve yararlıdır.
Ne var ki, bizler kıt ve kısır görüşlerimizle, dar ve kısıtlı anlayışımızla olayları yorumlamağa ve hükme varmağa çalışır ve ekseriya aldanırız. Bu risâleciğin mü'ellifi olan fakir, nice sofuları gördüm ki, başlarını secdeden kaldırmaz, hemen imamın arkasında ve ilk safta namaz kılabilmek için sabahın erken saatlerinde cami-i şeriflere koşarlardı. Sonra, Allahu tealâ bunlardan bazılarına servet ve zenginlik ihsan buyurdu. O sofularda ne iyman, ne islâm, ne namaz, ne niyaz, ne cemaat ne hayır hasenât kalmadığı gibi ibadullahın ırz ve namuslarına tasallût etmeğe başladılar. Insan olarak yaratıldıkları halde, âdeta hayvan sıfatına büründüler, sonunda sürüm surüm süründüler. Eger, onlar fakir kalsalardı, ni'met şeklinde görünen bu nikbet ve musibete, bu azap ve iztiraba mâruz olmazlardı.
Cenab-ı Hakka hamd-ü senâ ederiz ki, file ve deveye kanat vermemiştir. Eger, bu iri mahlûklara kanat verilmiş olsaydı, hiç kimsenin evinin çatısı ve tavanı sağlam kalmazdı. Allah azze ve celle herşeyi hakkıyle bilir. Kullar, bu hakikati göremezler.