Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Abbasî'lerin şâ'şaalı devrinde Harun-er-Reşid halife idi. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 135

Abbasî'lerin şâ'şaalı devrinde Harun-er-Reşid halife idi.

Bir gün, Behlûl Dâna ile konuşurlarken, söz döndü dolaştı, hükümdarın malik bulunduğu devlet ve kudretin azametine geldi. Harun-er-Reşid, mağrur bir tavırla sahip olduğu imkân ve ni'metleri anlatıyordu. Behlûl, bir süre onu dinledikten sonra, birdenbire sordu:

— Anlıyorum, dedi. Büyük hükümdarsın, geniş bir ülken, hazinelerin, orduların, bir işaretini bekleyen vezirlerin ve kumandanların var. Fakat, söyle bana bakalım, malik olduğun bütün bu ni'metleri bir bardak su karşılığında verir misin?

etti:

Halife, Behlülün nüktesini birden anlayamayarak itiraz

— Canım, hiç böyle şey olur mu?

Behlül Dâna, sükûnetle cevap verdi:

— Ya Halife! dedi. Bana, insaf ile cevap ver: Issız bir çolde, tek başına kalmışsın, hava gayet sıcak ve yanında bır yudum su dahı yok.. Hangi tarata segırtsen su bulamıyorsun, hararetten bunalmış, ölüm haline gelmişsin. Tam bu sırada, birisi elinde bir bardak su ile geliyor ve sana mülkünün yarısını kendisine verdigin takdirde elindeki suyu sana vereceğini teklif ediyor. O zaman ne yaparsın acaba?

Halife, biraz düşündükten sonra mırıldandı:

— Bu şartlar altında, istediğini derhal yerine getirir ve mülkümün yarısını ona vererek suyu içer ve hayatımı kurtarırım. Kalan yarısı da bana elverir, deyince Behlûl gülümsedi ve:

— Tamam! dedi. Mülkünün yarısını vererek o bir bardak suyu içtin ve hayatını kurtardın diyelim. Lakin, içtigin suyu âdet üzre dışarı çıkaramayacak bir hale geldiğini düşün. Acılar ve sancılar içinde kıvranıyorsun. Azap ve iztirabın o kadar artmıştır ki, artık gözün dünyayı görmek istemiyor.

Bu halde iken, karşına başka birisi çıksa ve o suyu çıkararak

seni bu dertten kutrarır ve hayata iade ederim ama, elinde kalan mülkün yarısını da bana vereceksin, dese ne yaparsın?

Harun-er-Reşid, tereddüt etmeden cevap verdi:

— Tabiî, derhal veririm!

Behlûl, sözünü tamamladı:

— Gördün mü? dedi. Malik olduğunu söylediğin bu mülk ve devletin değeri ve karşılığı gerçekten bir bardak su imiş, değil mi?

Ey Ihvan-ı bâ'sefa!

Allah azze ve celle hazretleri, şu Hadis-i Kudsi ile azametiyle buyurdu ve başarında akıl cevheri bulunan iyman sahiplerine duyurdu ki:

jandi sanida cis inni enallahü lailahe illa hu Muhammedün habiybiy ve Resûliy menistesleme li kadaiy ve sabere alabelaiy ve şekere alâ nağmaiy fe yüktebü maassıddıykiyne ve yuhşaru ma'assıddıykıyn ve men lem yesteslim likadaiy velem yasbir alâ belaiy ve lem yeşkür ala nağmaiy fel yettehiz rabben sivaiy.

Mâ'nayı münifi: (Ben, muhakkak sizin Rabbinizim. Kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak hak mâ'budunuz ve ilâhınız da ancak benim. Muhammed'im, benim sevgiliın ve Resûlümdür. Kullarımdan her kim kazama razı ve teslim olur, belâma sabır ve ni'metlerime şükrederse, onu sıddıyklarla haşreder ve ismini sıddıyklar divanına yazarım. Her kim, kazama razı ve teslim olmaz, belâma sabretmez, ni'metlerime şükreylemezse, kendisine benden gayrı bir Allah arasın..) Zira, ben onu kullugumdan tard ederim. Benden gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak hak mâ'bud ve ilâh bulunmadığına göre, hangi

kapıya sıgınır, hangi mahlük ona yardımeı olabilir? buyurulmaktadır.

Evet; Rabbimizin bahş ve ihsan buyurduğu her ni'mete şükretmek her kula vâciptir. O ni'metleri bir kerre daha hatırlayalım ve hatırlatalım: İnsan olarak yaratılma ni'meti, vücud ni'meti, iyman ni'meti, Kur'an ni'meti, islâm ni'meti, Habib-i Hudâ ve şefi-i rûz-i ceza Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve selleme ümmet olmak ni'meti, sıhhat ve âfiyet ni'meti, el ni'meti, ayak ni'meti, göz, kulak, kaş, kirpik, görmek ve duymak ni'meti, ağız, dil, diş ve söylemek ni'meti, akıl, fikir, düşünmek, tefekkür etmek ni'meti, kol, kuvvet, irade, ilim ni'meti, hava, su, yer, gök, güneş, ay, yıldızlar, yağmur ve kar, yiyecek ve içecek ni'meti, renk, ses, nebatlar, hayvanlar, ana, baba, evlât, ev, eşya, arkadaş, komşu, millet, kavim, kabile, akraba, saadet ve selâmet, istiklâl ni'meti, ordu, asker, kumandan, âlim, hoca, mürşit, cami, hastahane, merhamet ve şefkat ni'meti. Daha, yüzlercesıni ve hatta bınlercesinı sayabilecegımiz, bildıgımız, bilmedigımız, gordügümüz, görmedigimiz çeşitli ni'metler!.. Ayrıca, âhiret ni'metleri de var ki, sayılarını ancak ve yalnız Allahu teâlâ bilir.

Bütün bu ni'metler, hep bizim için bahş ve ihsan buyurulmuştur. Ne var ki, bütün bu ni'metlerin hesabını soracağını da, Allah azze ve celle Kur'an-1 aziminde beyan buyurmuştur:

i -"-" Sümme le-tüs'elünne yevme'izin an-in-na'rym..

Et-Tekâsür: 8 Me'al-i münifi: Kıyamet günü, o büyük hesap günü, her halde ve her halde, size verdiğimiz ni'metlerin hesabını sora- rIZ.

Etrafının suyla çevrildiginin farkında olmayan balık gibi, kendisini çevreleyen ilâhî ni'metleri fark ve bunları bahş ve ihsan buyurduğu için Rabbine şükretmeyen gafiller, bu âyet-i celiledeki itaba elbette lâyık ve müstehaktırlar.

Ey ayakkabım yok diye yakınan gafil! Ayyakkabın yoksa, ayakların var ya!. Ayakkabın olsa da, ayakların olmasa, o ayakkabı ne işine yarar, şu halde, ayakkabın olmasa da, ayağın olduğu için Hakka sükret! Sana, o ayakları bahş ve ihsan buyuran Allahu teâlâ, gün olur ayakkabıyı da verir.

Kaldı ki, ne kadar şükretsen yine de sana verilen ni'metlerin hakkını eda etmiş olamazsın.. Belki, bu şükrünle kulluğunun ve insanlığının icabını yerine getirmiş olursun..

Bak ve gör! Gözlerin baktığından ibret alamıyorsa, baktıgından ıbret alamayan goz, goz degıldir, o gozler senın duşmanındır. Akıllı oldugunu iddia eden kişi, baktığından ibret almayan gözü, gözüm var diye taşımamalıdır. Hem unutma ki, o gözler yarın huzur-u Hakta senden davacı olacak ve seni nâra mahkûm ettirecektir:

Hatta izâ mâ câ ühû şehide aleyhim sem'uhüm ve ebsârühüm le cülûdühüm bima kânu yümelün v'e kalü li-cülûdihim lime şehidtüm âleynâ kalü entakan'Allahüllezi entaka külle şey'in le lüve halakakûm evvele merretin ve ileyhi türce'ûn...

Fussilet: 20 - 21 Me'al-i münifi: Nihayet oraya (Hesab yerine) geldikleri zaman, kulakları (İşittiklerine) gözleri (Gördüklerine) ve derileri (İşlediklerine) aleyhlerinde şahitlik edeceklerdir. Onlar;

kulaklarına, gözlerine ve derilerine: (Niçin aleyhimizde şahitlik ettiniz? Oysa, biz sizden azabı def'etmek için mâsiyyetlerimizi saklamıştık.) diyeceklerdir. Onlar da: (Bizleri, herşeyi söyleten Allahu teâlâ söyletti. Sizi, ilk defa o yaratmıştı, yine ona dönüyorsunuz.) diyeceklerdir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.