Hz. Ömer ibn-il Hattâb radıyallahu anh, günlerden bir gün ağlayarak huzur-u Resûlüllah'a girdi. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz kendilerine:
— Ya Ömer! Neden ağlıyorsun? diye sordular.
Hz. Omer, gözyaşlarını silmeğe çalışarak cevap verdi:
— Yâ Resûlallah! Kapının önünde bir genç gördüm. O gencin ağlaması ve inlemesi rikkatimi uyandırdı ve içimi yak- t1. Kendisine neden ağladığını sordum, bana cevap vermedi.
Efendimiz, emr-ü ferman buyurdu:
— Yâ Ömer! O genci, benim yanıma getir.
Hz. Ömer, dışarı çıkarak, o genci huzur-u hazret-i Cenab-ı Fahr-i risalete getirdi ve Resûl-ü zişân aleyhi ve âlihi salâvatullah-il-Mennân efendimiz ona sordu:
— Oğlum, bu kadar ağlamanın sebebi nedir? Neden böyle zâr-ü figan ediyorsun?
O genç, hıçkırıkları arasında boynunu bükerek cevap verdi:
— Yâ Resûlallah! dedi. Huzuru devletinizde işledigim günahları sayıp dökmeğe hayâ ederim.
İki cihan serveri, meclislerinde hazır bulunan ashab-ı kirama işaret buyurarak onları dışarı çıkardı ve o gençle başbaşa kaldı:
— Haydi, şimdi bana işledigin günahı söyle! buyurdu.
O genç, gözyaşlarıyla konuşmağa başladı:
— Yâ Resülallah! Ben, alçak ve igrenç bir insanım. Benim işlediğim günahı, hayvanlar bile irtikâp edemez ve Allahu teâlâ'dan korkarlar. Şimdi, çok ama pek çok pişman oldum ama, iş işten geçti. Cebbâr ve intikam sahibi olan Allahu azim-üş-şândan korkuyorum. Bilmiyorum, şimdi ben ne yapacağım?
Resûl-ü efham efendimiz hazretleri, kendisinden bazı sualler sordu ve aralarında şöyle bir konuşma oldu:
— Allahu teâlâ'ya şirk mi koştun?
- Hayır ya Resûlallah!
— Haksız olarak adam mı öldürdün?
— Hayır ya Resûlallah!
— Öyle ise, yedi kat gökleri ve yedi kat yerleri dolduracak kadar günah işlemiş olsan bile, Allahu teâlâ dilerse günahlarını af buyurur. O, günahları affedicidir. Sen, hemen ona tovbe et...
— Benim günahım, yedi kat gökleri ve yedi kat yerleri dolduracak kadar büyüktür ya Resûlallah!
— Senin günahın Allahu azim-üş-şânın kürsisinden de mi büyüktür?
- Evet ya Resûlallah!
— Günahın Allahu azim-üş-şânın arşından da mı büyüktür?
— Evet ya Resûlallah! Günahım, arş-1 Rahmandan da büyüktür.
— Günahın, Allahu teâlâ ve tekaddes hazretlerinin rahmet ve mağfiretinden de mi büyüktür?
— Elbette Rabbimin rahmet ve mağfiretinden büyük değildir.
— Söyle bakalım, ne imiş bu günahın?
— Huzur-u saadetinizde hayâ ediyor ve suçumu söylemege utanıyorum ya Resûlallah..
— Günahını söyle ki, derdine çare ve yarana merhem olayım.
Genç adam, iki yanına korku ile bakarak anlatmağa başladı:
— Ya Resülallah! Bir kaç yıldan beri, korkunç bir kötülüge dadandım. Nefsime ve şeytana uydum, kefen soyuculuğa başladım. Ensârdan bir zatın kızı geçenlerde vefat etmişti. Kefenini soymak için, onun kabrini açtım. Şeytan
aleyh-il lâ'ne bana maalesef galip oldu. Hayvanların dahi işlemekten utanacakları bir suçu irtikâp etmeğe nefsim beni zorladı. Bu kötü ve igrenç niyyetle kıza el uzatacağım sırada, ölü dirildi ve bana: «— Ey utanmaz, ahlâksız herif! Vakt-i saadette, iki cihan serveri, mü'minlerin rehberi, müttekilerin önderi ve âhir zaman peygamberi hayatta iken böyle bir suç işlemekten korkmuyor musun? Kıyametin şiddet ve dehşetini, o gün Allahu tâlâ'nın kadı olup zâlimden mazlümun hakkını alacağını, senden de işlemeğe hazırlandığın bu cinayetinin hesabının sorulacağını düşünemiyor musun? Beni, bun..
ca mevtâ arasında üryan bıraktığın yetmiyormuş gibi, huzur-u izzete cünüp olarak çıkmama da sebep olacaksın ey zâlim!» diyerek yüzüme tükürdü.
Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bu müthiş itiraf karşısında irkildi, iğrendi ve yerinden sıçrayarak o gence:
— Çık, seni gözlerim görmesin! dedi.
O genç adam, tövbe ve nedamet gözyaşları dökerek huzur-u saadetten ayrıldı, çöllere ve sahralara düştü. Yedi gün ve yedl gece ne yeal, ne içtı, ne de gozlerine uyku gıral. Bıtak ve perışan, halsız ve mecalsız, yurumege bile takatı kalmamıştı. Issız bir yerde, yüz üstü çöktü, gözlerinden oluklar gibi yaşlar doktu. Yuzuru topraga, alnını secdeye koydu, hem agıyor, nem de yalvarıp niyaz ediyordu:
— Ilâhî! Yeryüzünde benden günahkâr, benden âsi kulun var mı? Insan suretindeki bu mahlüka, ind-i ilâhinde şefaati kabul buyurulacağı muhakkak olan, âlemlere rahmet olarak gönderildiğine şüphe olmayan, bütün ümmetine karşı rahiym ve şefik olup üzerlerine titreyen Habib-i edibinin kapısına şefaat dilenmeğe gittim. O büyük günahımı öğrenince haklı olarak benden igrendi ve beni şefaat kapısından reddeyledi. Ben şimdi nerelere gideyim, nereden şefaatçi ve yardımcı bulayım?
Sana sığındım, senin bâb-ı lûtfuna geldim ilâhî! Halim sana ayan Allahım! Sana el açtım, sana yüz tuttum, Habib-i edibin hürmetine bana merhamet buyur, bana şefaatçi olması için lûtfunu ve keremini duyur. Sen, kullarına merhamet edicisin.
senın kapın da yuzume kapanırsa, ben nerelere gıdeyım, hallmi kimlere arzedeyim! Bundan sonra, kimsenin yüzüne bakamam. Kimse de beni cemiyet ve cemaatlerine kabul etmez.
Ey ulu Allahım! Rica ve niyaz ediyorum: Bana bir ateş gönder ve beni yak, şu mülevves vücudumu mahv-ü perişan eyle.
Ahirette de, beni nâra müstehak kılacağını biliyorum ve yalvarıyorum Allahım! Orada, cehennemine girmeden önce dünyada da beni yak ve kül et...
Bu günahkâr gencin, nedamet ve tövbesi ve inleyip ağlaması, rahmet-i sübhaniyyeyi celbetti. Allah celle celâlühu, Cebrail aleyhisselâma emr-i ferman buyurdu:
— Var Resülüme selâmımı söyle ve emirlerimi kendisine teblig eyle!
Cebrail aleyhisselâm, Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize gelerek selâm-1 ilâhiyyeyi tebliğ eyledi.
Fahr-i kâ'inat efendimiz:
— Hüves-selâm ve minh-üs-selâm ve ileyye yerci'us-selâm, mukabelesiyle emr-i ilâhiyyi tebellüğ etmeğe hazırlandı.
Cebrail aleyhisselâm devam etti:
— Allah azze ve celle buyurdu ki: «Ben, ona günahkâr kullarımdan birisini gönderdim ve günahını söylettim. Habibim, o günahkârı, bir günahından ötürü reddetti, ondan yüz çevirdi. Oysa, kıyamet günü, ümmetinden öyle günahkârlar huzur-u izzetime gelerek hesap verecek ki. onların ne büyük günahlar işlediklerini görünce Habibimin hali ne olacak?» Sen, benim Resülümsün. Seni, âlemlere rahmet olarak gönderdim.
Bu sebeple, mü'minlere karşı ra'uf ve rahiym, müziplere karşı da şefi olsun. O kulumun günahını affettim, zira o kulum tövbesinde sadık ve yaptığına nâdim olmuştur. Sıdk ile tövbe edenlerin, tövbelerini kabul ederim, ben TEVVAB- ÜR-RAHİYM'im.