Ara
Menü
2 dakikalık okuma

Hz. Zinnûn-u Mısri kuddise sırruh buyuruyorlar ki: Mekke-i mükerreme'de ve Resûl-ü ekrem sallallahu… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 91

Arif-i billah ve vâsıl-ı ilallah olanlar cevap vermişler:

— Kâfirin islâmından, âsi mü'minin sadık ve sâbit tövbesi efdaldir, buyurmuşlar.

Zira, katır kutur halınde ıken, lymana tamamıyle yabancıdır. Ancak, islâma gelince, derece-i maarife yükselir. Asi mü'min ise, isyan halinde dahi derece-i maarifte olup, Hak celle ve âlâyı birleyen muvahhiddir. Tövbe ettigi zaman, o zamana kadar işlediği bütün suç ve mâ'siyyete sadık tövbe ile tövbe ettiğinden, derece-i maariften derece-i muhabbete gelir.

Yukarıda da, bilvesile bahsettiğimiz: (Innallahe yuhibbüttevvâbiyne ve yuhibbül-mutatahhiriyn = Allahu tealâ, tövbe edenleri ve her türlü kötülüklerden, kirliliklerden arınanları sever.) mealindeki âyet-i kerime bunun delili ve isbatıdır. Demek ki, Rabbimiz tövbe edenleri sever ve bu tövbe ile mâna vücudunu günahlardan arınanları, isyanlardan sıyrilanları sever, yani derece-i muhabbete yükseltir.

Tövbe edenler ve özellikle bu tövbelerinde sâbit, sadık ve samimi olanlar, şu hususlara hassaten dikkat ve ihtimam göstermelidirler:

1. Yemek ve içmekte, daima helâle talip olmalıdırlar.

Çünkü, şeriatte zâhiren helâl olan şeylerin, haram ile elde edildikleri takdirde, haram olacagını unutmamak gerekir.

Binaenaleyh, bu gerçegi hiç hatırdan çıkarmamak ve ona göre hareket etmek lâzımdır. Meselâ, domuz eti haramdır. Domuz etini yemek şöyle dursun, adını agzına bile almaktan kaçınan bir müslümanın, haram para ile veya yalan, hiyle, dalavere ile, dolandırıcılıkla, ihtikâr yapmak suretiyle, elde ettiği kazançla yenilmesi ve içilmesi aslında helâl olan en güzel dunya ni'metı sayılan şeylerı yemesı ve içmesı haram olur.

Bu nevıden bır kazançla satın alınan netıs bır kuzu veya kıvırcık etinden yeseler, mânâ bakımından kesinlikle yenilmesi haram olan domuz etinden yemelerinden daha ağır bir suç ve günah olur.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.