Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hz. Zinnûn-u Mısri kuddise sırruh buyuruyorlar ki: Mekke-i mükerreme'de ve Resûl-ü ekrem sallallahu… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, Envârü’l-Kulûb, Cilt 1 · s. 91

Hz. Zinnûn-u Mısri kuddise sırruh buyuruyorlar ki:

Mekke-i mükerreme'de ve Resûl-ü ekrem sallallahu aleyhi ve sellem efendimize ilk defa vahyin nâzil olduğu Hirâ dağında idim. Bir kimsenin kuşlar gibi havada durduğunu ve

sâkin oldugunu gördüm. Kendisine kim olduğunu sordum. Cevaben:

— Allahu tâlâ'nın kullarından bir kulum, dedi.

— Bu yüksek mertebeye ve bu misli görülmemiş keramete ne ile, hangi amelle vasıl oldun? diye sorduğum zaman da cevabı yine kısa ve fakat veciz oldu:

— Kendi, hevâmı terkeylemekle bu havaya cülûs ettim.

- Bana nasihat et, diye niyazda bulundum.

— Hirâ dağına bak! dedi.

Hirâ dağına baktım, doğrusu bir şey göremedim. Başımı tekrar ondan yana çevirdigim zaman gözden kaybolmuştu, Anladım ki, kendisini benden gizlemişti. Yalvardım:

— Allah aşkına, Allah hakkıyçün bana nasihat et!

Sesi, kulagıma geldi:

— Sana nasihat ettim ama, anlamadın! Nazarını benden kaybettin, beni artık göremez oldun. Şimdi, nasıl olur da beni görebilirsin? Nefsinin hevâsını terketmeden, insan yükselemez ve âli mertebelere yücelemez:

le eminâ men hâfe makame Rabbihi ve nehen-nefsi hi'vel-me'vâ...

an-il-herâ fe-innel cernete En-Nâci'ât: 40 - 41 Meal'i münifi: Fakat, her kim Allahu tealâ'nın huzurunda suçlu gibi durmaktan korkarak, nefsini âdi ve bayağı heveslerden ve arzulardan alıkoymuşsa, elbette onun da menzil-i maksudu ve karargâhı cennet olacaktır.

Bilmem anlatabildim mi? Nefs-i hevânın, yani insanın kendisini âdi, bayağı ve aşağılık heveslerden ve arzu ve ihtiraslardan kurtarması, onları terketmesi ise ancak tövbe ile başlar.

Abdullah ibn-i Mes'ud, ibn-i Mes'ud da iki cihan serverinden naklen haber veriyor ki:

Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretleri:

— Tövbe eden kimdir? buyurdular. Bizler de:

— Allah ve Resülü bilir, cevabinı verdik.

Saadetle şöyle buyurdular:

1) Bir kimse tövbe eder, fakat ilim talim ve tahsil etmezse, o kimse tövbe etmiş olamaz. Zira, ilimsiz tövbe olmaz.

Kişinin neye ve neden tövbe ettigini bilmesi ve anlaması şarttır. Cahil olanlar, herşeyin aslını ve hakikatini bilmeyenler, mesela omurlerinde sarap gormemiş olanlar, hangı seylerın helal ve hangı şeylerın haram oldugunu ayırdedemeyenler, hangi işlerin haram, hangi işlerin sevap veya mübah olduğunu farkedemeyenler, hak ile bâtılı, hayır ile şerri kesin olarak sezemeyenler, neye ve nasıl tövbe edebilirler? Cahil bir insan, şarabı şerbet diye içebilir. Domuz etini, sığır veya koyun eti diye yiyebilirler.

Bunun içindir ki, hukemâ: (Şerri ve kötülügü ögren... O şer ve kötülükleri işlemek için değil, bil'akis o şer ve kötülüğe düşmemek ve onları işlememek için öğren...) demişlerdir.

Başımdan geçen bir vak'ayı nakledeyim:

Bir dügün salonunda oturuyorduk. Aramızda, sofu ve fakat cahil bir müslüman da vardı. O zavallı, kendisine ikram edilen likörü şerbet zannederek içti ve bu o kadar çabuk oldu ki, hiç birimiz kendisini ikaz edip önlemeğe dahi fırsat ve imkân bulamadık. Eğer, o zat içtiği şeyin alkollü bir içki oldugunu bilmiş olsaydı, hiç şüphesiz kendisine dünyaları verseler onu ağzına sürmez ve içmezdi. Netekim, o zatı yanıma çağırarak içtiginin ne olduğunu sordugum zaman, boynunu bükerek:

— Bilmem, tatlı bir şeydi! cevabını verdi.

Kendisine, içtiği şeyin mahiyeti hakkında bilgi verince de, rengi soldu, dudakları titremeğe başladı. Büyük bir ye'is ve iztirap içinde yerinden fırladı ve içtiğini kusarak çıkardı.

Maksada dönelim:

Demek oluyor ki, gerek tovbede ve gerekse bütün hayatımızda ilim şarttır ve bir çok şeylerin hakikatini ogrenmemiz lâzımdır. Hüner, bilmek ve o bilgisini yerinde ve zamanında kullanmaktır. Bu sebeple, ilmi olmayanların, tövbeleri de tövbe değildir. Resûl-ü zişân efendimiz hazretlerinin bu ikaz ve irâdları ne büyük bir mu'cizedir değil mi?

Hal ve keyfiyyet, tevnidde bile böyledir, onda da ilim şarttır. Buna binaen:

ilet Fâlem ennehu lâ ilâhe illallah...

Muhammed: 19 MC0 EH Meal-i münifi: Öyle ise bil ki, Allalıu teâlâ'dan gayrı hiçbir hak mâ'bud yoktur, illâ O vardır.

Evet, ondan gayrı kulluk ve ibadete lâyık ve müstehak hak mâ'but yoktur, illâ Allahu azim-üş-şân vardır. Bunu böylece, hakkıyle ve hakikatiyle bil, ancak odur Allah, iymanın da islâmın da ilk ve en mühim telkini budur, öyle bil, öyle söyle, öyle inan ve öyle iyman ve itikat et,.

2) Efendimiz, devam buyurdular:

Bir kimse, tövbe eder, fakat ibadet etmez veya ibadet eder de ibadetini ziyade etmezse, yine tövbe etmiş olmaz. Zira, ibadeti ziyade etmek, o kimsenin tövbedeki azim ve sebatını gösterir:

illâ men tâbe ve âmene ve amile amelen salihan fe-ulâîke yübeddilullahi seyyiâtihim hasenât re kân-Allahü gafüren rahiymâ...

El-Fürkan: 70 Meal-i münifi: Meğer ki, günahlarına tövbe Allah ve Resülüne iyman etsin ve salih ameller işlesin. Allahu teâlâ, onların günahlarını sevaba tebdil buyurur ve tövbeleri sebebiyle ma'siyetlerini mahveder. Allahu azim-üş-şân, gafurdur, rahiymdir.

3) Bir kimse, tövbe eder de hasımlarını ve düşmanlarını razı kılamazsa, yine tövbe etmiş olmaz.

4) Bir kimse, bir günahından ötürü tövbe eder ve fakat evvelce o günah veya suçu kendileriyle birlikte işlediği arkadaşlarını ve yoldaşlarını, yani suç ve günah ortaklarını

terketmezse, yine tövbe etmiş olmaz. Zira, suç ortaklarını yani aynı suçu birlikte işledikleri kötü arkadaşlarını terketmezse, onlar tövbe edeni hak yolundan azdırır ve tövbesini bozdurabilirler. Onun için, tövbe eden herşeyden önce suç arkadaşlarını terketmelidir ki, tövbesinde sebat edebilsin.

5) Bir kimse, tövbe eder de ahlakını düzeltmezse, yine tövbe etmiş olmaz.

6) Bir kimse, tövbe eder de halka yardım etmek suretiyle o tövbesinin faziletini göstermezse, yine tövbe etmiş olmaz.

Ey âşık-ı sadık! Ey tövbenin hakikatine talip! Ey hakkın rizasına, cennet ve cemaline ragip olan azız din kardeşım:

Hakka tövbe eden merd-i kâmilin, bu tövbesinde sadık ve sabit olması, kalp gözünü de muhabbet-i zikrullah'tan ayırmaması gerekir. En büyük suç ve günah, Allahu teâlâ'yı unutmaktır. En büyük isyan ve nisyan ise, Allahu teâlâ'dan gafil olmak ve ondan korkmamaktır. Bütün suçlar, kabahatler ve günahlar, bunlardan zuhura gelebilir.

Hevâyı aşk-ı ilâhide yükselenlere sormuşlar:

— Asi olan mü'minin tövbesi mi, yoksa kâfirin islâm olması mı efdaldir?

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.