Bir Sünni ile bir Şi'i, birlikte yolculuk ediyorlarmış. Önlerine derin ve geniş bir hendek çıkmış. Şi'i:
- Ben Yâ Ali der, bu hendeği atlarım, demiş ve dediği gibi de yapmış amma, hendeğin orta yerine yuvarlanmış.
Dar görüşlü Sünni de:
- Ben de Yâ Ömer der, bu hendeği atlarım, demiş ve o da dediği gibi yaparak hendeğin ortasında hâlâ yanını, belini uvalavan Şi'i'nin yanına düşmüş.
Iki kafadar, düştükleri hendek içinde bir yandan incinen yerlerini uvuştururken, bir yandan da başbaşa verip düşünmüşler ve şu hükme varmışlar:
— Bu işte, ne Ali'nin ne de Ömer'in kabahatleri yoktur.
Kabahat, olsa olsa hendeği bu derece geniş kazanlarda ve etrafından dolaşarak yola devam etmek varken, Ali'yi ve Ömer'i çağırarak atlamağa kalkanlardadır, demişler ve birbirlerine omuz vererek güç hal hendekten çıkmış ve yollarına devam etmişler.
Ey ehl-i iyman:
Dünyada tek başına dahi kalsan, yine de Habl-i-ilâhi olan Kur'an-ı kerimden ve Nebiler serverinden ayrılma! Mü'min olarak, müslüman olarak ölmeği, sâlihlere iltihak etmeği, gece ve gündüz Allahu teâlâ'dan dile! Saadet ve selâmet bundadır. Ikilik yapma; tevhidde kaim, iymanda daim ol! Kendi kendine içtihat etmeğe kalkma! Kalksan bile, kendi içtihadınla kendin âmil ol, başkalarını da içtihadına dâvet etme! Diğer mezheplerde bulunan ehl-i kıbleyi tekfir etme! Cenazelerinde hazır ol! Yalnız müslümanlara değil, bütün mablûkata karşı şefkatli ve merhametli ol! Bütün müslümanları kardeş bil!
Halk, senin elinden ve dilinden sâlim olsun! Nefsini aziz görme! Izzeti; nefsinde değil, dininde ara! İzzet, Allah ve Resûlünün indindedir. Allah'a ve Resûlüne iymanda daim olursan, şeriate riayet edersen, iki cihanda da aziz olursun. Allah ve Resûlü, senden yüz çevirirse, Liki cihanda zelil olur, ebedi olarak zillette kalırsın.
Buyruğun fut Rahmanın, Tevhide gel, tevhide..
Tazelensin iymanın, Tevhide gel, tevhide..
Yaban yerlere bakma, Canın odlara yakma, Her gördüğüne akma, Terhide gel, tevhide..
Mâ-sivâdan gözün yum, Ne umarsan, haktan um;
Gitsin gönülden hümum, Terhide gel, tevhide..
Zâhirde kalan kişi, Güç etme asân işi, Gider gayrı teşvişi, Tevhide gel, tevhide..
Şirki baştan savarsan, Hak bilmeğe uyarsan, Yaradanı seversen, Tevhide gel, tevhide..
Sen, seni ne sanırsin?
Fâniye dayanırsın, Hoş, bir gün uyanırsın;
Terhide gel, tevhide..
Emri, yerine getir, Erkenden işi bitir, Sidk ile iyman getir, Tevhide gel, tevhide..
Uyanıgör gafletten, Geç bu fâni lezzetten, Iç Kevser-i vahdetten, Tevhide gel, tevhide..
Hüdâ'iyi gûş eyle, Şevke gelip cûş eyle, Bu kevser'den nûş eyle, Tevhide gel, tevhide..
Aziz Mahmud Hüdâ'i (Kuddise sırruh)
O halde, bize düşen ilk ve en mühim vazife, gaflet uykusundan uyanmak, birbirimizi sevmek, birbirimizi saymak, karşılıklı olarak birbirimizin fikirlerine inanç ve anlayışına saygı göstermektir.
Artık; kini, öfkeyi, hasedi terkedelim, birbirimizle kardeş olalım, daima kardeş kalalım..
Zira, bizden evvel vahdeti bozarak, birbirleriyle ihtilâfa düşenlerin dünyada ve âhirette mes'ul olduklarını, elim azaplara düştüklerini Kur'an-ı azim bizlere haber vermekte ve biz gafilleri ikaz ederek gaflet uykularından uyarmaktadır.
Unutmayalım ki, iyi niyyetle yapılan ihtilâflar rahmet ve kötü niyyetle yapılan ihtilâflar ise fitne ve nifak ve binnetice azaptır, Gerçekten, islâmın ulviyyet ve kudsiyyetini belirtmek, halkın şüphelerini gidermek, terakki ve te'lisini temin etmek niyyet-i hâlisanesiyle olan ihtilâflar, ümmete rahmettir. Rahmet olan bu nevi ihtilâfları, kendi çıkarlarına âlet ederek üm met-ı Muhammed'i birbirine düşüren alçaklarla, bu alçaklara yardakçılık eden bazı münafıklara aldanan ve uyan kişilerin önünde sonunda pişman olacakları mutlak ve muhakkaktır. Bu hain ve gafiller güruhunun, derin bir hüsran içinde başlarını taşlara vuracakları feryat ve figan edecekleri günler çok yaklaşmıştır. Onların rezalet ve denaatleri bütün vüzuhu ile açıklanacak ve azapları ölümlerinden önce başlayacak ve cehennemde de ebediyyen devam edecektir.
Bir Müslümanın vazife-i diniyyesinin ehemmi mühimmi şunlardır:
Gaflet uykusundan uyanmak, bir daha aynı gaflete düşmemektir.
Tövbe ederek Allahu teâlâ'ya rücu etmektir.
Verâ ve tekva sahibi olmaktır.
Avamın verâ'l, Allahu teâlânın menhiyatından; havassın verâ'ı da şübehattan kaçınmaktır.
Nefsin muhasebesidir. (Allahu teâlâ tarafından muhasebe edilmeden, insanın kendi kendisini muhasebe etmesi, hesaba çekmesidir.)
Kendisi ile mahlûkat-ı ilâhi arasında zuhur eden hadiseleri düşünmek ve hak sahiplerini razı kılmaktır.
Hayra yarar amelleri haktan bilmek, zuhur eden şerlerden dolavı tövbe etmek ve nâdim olmaktır.
Irade sahibi olmaktır.
Cömertlik ve cehd ile murada nail olmağa rağbet etmektir.
Zühd sahibi olmaktır. (Dünyaya ve dünya süslerine rağbet etmemek, dünya hayatına kıymet vermemektir. Kısacası, zühd dünyayı terketmektir. Onun da hakikati, Allahu teâlâ'dan gayrı her şeyden yüz çevirmektir.)
Fakr sahibi olmaktır. (Hiç bir şeye kadir olmadığını, her şeye ancak Allahu tâlâ'nın kadir olduğunu bilmek ve anlamak, kendi aczini ve hakkın kudretini tasdik ederek kalbi temizlemek, tahliye etmektir.)
Sıdk sahibi olmaktır. (Iç ve dış doğruluğuna sahip olmaktır.)
Sabır sahibi olmaktır. (Şikâyetleri ferketmek, nefsi musibeflere ve ibadetlere tahammül ettirmek, nefsi köfü arzularından men'etmektir.)
Riza sahibi olmaktır. (Allahu teâlâ namina gelen belâlardan zevk duymak ve lezzet almaktır.)
Ihlâs sahibi olmaktır. (Her şeyi haktan bilmek, haktan başka bir şeyi görmemek, her şeyi haktan beklemektir.) Tahammül sahibi olmaktır. (Her fürlü hayırların ve güzelliklerin, Allahu tâlâ'nın razı olduğu şeylerde bulunduğuna bilmek, her işte Cenabı-hakka itimat etmek ve ona kalbini bağlamaktır.)
Dersimizin başında, kalbin devasının beş şey ile mümkün olduğunu bildirmiş ve birincisinin tefekkür ederek Kur'an okumak, okuduğunu anlamak, emirlerine itaat ve nehiylerinden içtinap eylemek, kıssalardan ibret almak ve amel etmek ve bu amelini ihlâs ile yapmak olduğunu da belirtmiştik.
Diğer tedavi usulleri de, helâldan dahi olsa, karnını fazla yemek ve içmekle doldurmamaktır. Yüz gram yersen, o seni taşır. Yarım kilo yersen, sen onu taşırsın. Öyle ise, mümkün
olabildigi kadar karnı boş bulundurmalı, gece namazlarını kılmalı, seher vakitlerinde Allahu zül-celâle yalvarıp yakararak niyazda bulunmalı, salihler, ile sohbet etmelidir.
Kalplerini bu devalarla tedavi edenlerin ve safaya erenlerin kalpleri Mir'ât-ı-Hak olur. Hakkın aynası olan kalb de elbette nur olur. Nur olan kalp, hayrı ve şerri fark eder. Kimsenin kusurunu görmez, ancak kendi kusurunu görür. Ibadullah'a yan bakmaz, nefsini kimseden yüce görmez. Kişinin, u'cup ve riyâ ile yaptığı ibadetten; işlediği günaha tövbe ve nedamet etmesi, kendisi için daha hayırlıdır, demişlerdir.