Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Dervişin biri, insan-ı kâmil olduğunu zanneder ve mürşidden inâbe isterdi. — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 611

Günde, farz ve sünnetleri ile kırk rekât namaz vardır. Her rekâtta bir Fatiha okumak vaciptir. Her Fatiha okurken de, Allahu teâlâ'dan doğru yolda daim ve şeriatte kaim olmamızı niyaz etmemiz irade buyrulmuştur. Neden? Zira, akşam evliyâ olan, sabah kâfir olabilir. Gönül, her yanı açık bir ova gibidir. O ovaya, her yönden değişik rüzgârlar esebilir. Nefsin teslimiyyeti ve iymanı pek kolay değildir. Nefsin karanlık zulmetini, ancak Kur'an-ı azime uymak ve sünnet-i Nebiyye tâbi olmakla nurlandırabiliriz. Nefislerinin arzu ve istediklerine, şehvet ve ihtiraslarına uyanlar, nefislerine uşak olurlar ve iki cihanda rezil ve zelil hale düşerler. Nefsin arzu ve isteklerine karşı koyanlar, nefislerine hâkim olanlar, iki cihanda aziz olurlar.

Bu ise, göründüğü kadar kolay ve her yigitin kârı değildir.

Iymanını kurtarmağa çalış!.. Nefsiyle cihat eden. iymanını kurtarır. Allah'a ve Resûlüllah'a itaat edenler, mutlaka cennete girerler, safaya ererler. Agaçları altında ırmaklar akan cennetlerde, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kalb-i beşerin hatır ve hayale getiremediği nimetler vardır.

Her kim, Allah ve Resülüllah'a itaat etmez, nefsine muti

olursa, her kim, Allah ve Resûlüllahtan yüz çevirirse, azab-ı elime düçar olur.

Ve men yutr-ıllahe ve Resülehu yüdhilhu cennâtin Tecriy min-taht-ihel-enhâr ve men yetevelle yu'azzibhu azâben eliymâ...

El-Feth: 17 (Kim, Allahu feâlâ'ya ve Resûlüne itaat ederse, Allah'u teâlâ onu ağaçları altından ırmaklar akan cennetlere ithal eder. Ve her kim, t'atinden yüz çevirirse, onu da elim bir azap ile azaplandırır.)

O halde, akılları başlarında olanlar, tevfik ve hidayete mazhar bulunanlar, Allah ve Resûlüne ittibâ ederler.

Bir kimse, Allahu teâlâ'ya ve Resûlüne ittibâ eylemeğe ehil ise, o kimsenin bu hali pek büyük, pek yüce bir saadettir.

Eger, ehil değilse, ehil olan velilere ve sâlihlere ittibâ etmeli ve onların tedavi ve terbiyeleri altına girmelidir. Ancak bu sayede, kalp hastalıklarından kurtulur ve şifaya kavuşurlar.

Zâhirlerini, abdest ve namaz gibi şeriatin bütün emirleriyle tezyin ve bâtınlarını kibir, u'cub, haset, riyâ, kin ve gazaptan, hubbu câh ve hubbu maldan tathir ve nur-u Kur'an, nur-u iyman ile tenvir ederler. Bu saydığımız kötü haslet ve sıfatlar, insanı insanlığından uzaklaştıran birer âfettir. Meselâ. hubbu câh dedigimiz makam sevgisi, maazallah öyle kötü bir haslettir ki, bu sevgiye zebun olanlar, öyle bir ân gelir ki gömlek soyunur gibi dinden iymandan soyunurlar. Hubbu mal dedigimiz, mal sevgisi de böyledir. Bu sevgiye zebun olanlar da icabında.

mala mülke muhabbetlerinden gömlek soyunur gibi iffet ve isetlerinden soyunur da ırzsız ve arsız olur çıkarlar. Kibir, haset, u'cub, riyâ ve gazap da insanın bâtınını kirleten kötü ve

çirkin haslet ve sıfatlardır. Şu var ki, bunlardan arınmak oldukçe zordur, ciddî, devamlı ve sabırlı bir nefis mücadelesine bağlıdır.

Işte, ittibâ edilen mürşid-i kâmil ki, bir nevi mânevi doktordur, bu gibi iç hastalıklarından muztarip olanları, Kur'anı kerim reçetesi ve Hz. Muhammed Mustafa aleyhisselâm'ın şifalı ilâçları ile tedavi ederler. Hastanın iyi olmağa istidat ve kabiliyeti varsa, bu ilâç ve perhizler ve devamlı tedaviler sayesinde şifayâp olur, bu hastalıklardan tamamiyle kurtulur.

O manevi doktorlar, hastalarına neyi nerede kullanacaklarını da öğretir ve talim ederler. Kibirliye karşı kibirin sadaka olacağını, harp meydanında düşmana karşı gazaplı bulunulacağını tefhim eylerler.

Zira, Enbiya ya vahyolundugu gibi, Enbiyânın vârisleri olan velilerin kalplerine de, ilhamat-1 Rabbaniyye havale buyurulur.

Allahu teâlâ'ya itaat etmeyenlerin, Peygamber-i zişâna yan bakanların dünyada ve âhirette halleri pek yaman, pek müşkildir, demiştik. Aklına ve cılız mantığına güvenerek. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin bir Hadis-i şerifine itiraz eden kişinin, başına gelen musibeti ibretle oku:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.