Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Dervişin biri, insan-ı kâmil olduğunu zanneder ve mürşidden inâbe isterdi. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 611

Dervişin biri, insan-ı kâmil olduğunu zanneder ve mürşidden inâbe isterdi. Mürşit, o zatı hizmetine aldı. Fakat, kısa zamanda gördü ki, tenbel mi tenbel.. Verilen hizmeti yerine getirmiyor, getirse bile angarya gibi yapıyor, hiç bir işe canla başla sarılmıyordu. Kendisini, huzuruna çağırdı ve:

— Ey dervişlik iddiasında bulunan kişi, dedi. Sen, mahlûka hizmete kadir değilsin ki, hâlıka hizmete kadir olabilesin!..

Insan, ister nebilerden, isterse velilerden olsun, Cenab-1 ekmel-er-Resûle muhabbet etmesi lâzımdır. Aleyhissalâtü vesselâm efendimizden önce gelen nebiler. efendimize muhabbetlerinden dolayı, nübüvvetlerinde şeref bulmuşlardır. Resûl-ü zişâna muhabbetleri sayesinde, muhabbetullah'a erişmek bahtiyarlığına mazhar olmuşlardır. Çünkü, muhabbet-i Muhammed'den, muhabbetullah'a geçilir.

Tövbe ederek bir daha kötülüklere rücû etmeyenler, tövbelerinde sadık kalanlar, o suçu hiç işlememiş gibi olurlar. Bu tövbekârlara, ümmet-i Muhammed'den olmalarından dolayı inayet buyurulan bir lûtf-u ilâhidir. Tövbe ederek, zahirlerini şer'i-şerif ile süsleyenler, bâtınlarını da yedi çirkin sıfattan temizleyenler, muhabbetullaha ve muhabbet-i Resûlüllah'a mazhar olur ve ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere girerler.

Hak celle ve âlâ: (Kıyamet gününde, tövbelerinde sadık ve daim olanların, bir günahtan sonra fovbe ederek bir daha günaha dönmeyenlerin suçlarını yüzlerine vurmaz, onları rezil rüsvay etmeyiz..) buyurmuştur.

Tövbe eden ve tövbelerinde sadık ve samimi olanlar, Allah Resûlü ile beraberdirler. Allah Resûlü ile beraber olan mü'minler, hiç rezil ve rüsvay olurlar mı? Elbette olmazlar; Allahu zül-celâl onların suçlarını açıklayarak kendilerini mahşer ehline karşı aslâ utandırmaz. Onları, cehennem azabını ve sırat karanlığını göstererek üzmez. Onların, iymanlarının nuru önlerinde ve sağ yanlarındadır:

- Ey bizim Rabbimiz. Bizim ışığımızı tamamla, derler.

Yani, tam bir iyman nuru isterler.

Mü'minlerin önlerindeki nur, Kur'an-1 azim-üş-şân ve sağ yanlarındaki nur Resûl-ü zişândır. Onun için:

— Bu iki nurunla, bizi tam olarak nurlandır. Bizi affeyle, zira sen her şeye kadirsin, derler.

Kur'an-ı azim, bir nur-u ilâhidir. Onu, daima önlerinde bulunduranlar, mutlaka selâmet ve saadete erişirler. Netekim, önleri sıra ışıkları bulunanlar da, o ışık sayesinde bastıkları.

yerleri görür, düşmeden ve hattâ sendelemeden yollarına devam ederler. Kur'an'a iyman eden, o nura ittiba eyleyen, onun nuru ile nurlanan, her halde necata ve felâha erer.

Sağ yanımızdaki nur da Fahr-i âlem sallallahu aleyhi vesellem efendimizdir, demiştik. Kul, bu iki nura ne kadar yaklaşır ve onlara ne derece uyarsa, dünyada ve ukbâda o nisbette nurlanır. Bu nurlanma, insanın sâ'y-ü gayretine bağlıdır.

Bu nurlara uymayanlar ise, karanlıkta kalır ve yollarını kaybederler.

Demek oluyor ki, Resûl aleyhisselâm bir nuru-azim, Kur'- an da bir nur-u mübiyndir. Bu iki nuru, önüne ve yanına alanlar, onlara dayananlar, o nurlar ile nurlananlar elbette zulmette, cehilde ve dalâlette kalmazlar:

» 8/ Pelleziyne âmenû bihi ve azzerehû ve nasaruhu vet-tebeun-nur ellezi ünzile ma'ahu ulâike hüm-ül-müflihûn...

El-Âraf: 157 (Onlar ki, o Nebiyyi tasdik ve ona fâ'zim ve yardım ederler, onunla birlikte indirilen nur'a tâbi olurlar. Iş te, onlar felâh bulanlar, azaptan kurtularak Allahu teâlâ'nın rahmetiyle cennete girmeye lâyık olanlardır.)

Allah celle, noksan sıfatlardan münezzeh ve kemal sıfatları ile muttasıftır. Allahu tâlâ'nın, hiç bir kulun yardımına ihtiyacı yoktur. Böyle olmasına rağmen:

In Tensurullahe yensurküm.

Muhammed: 7 (Siz, Allahu teâlâ'ya yardım ederseniz, o da size yardım eder.)

buyurulmuştur.

Bu âyet-i celilenin mânası sorulacak olursa, hemen haber verelim ki, bunu anlamağa irfan ve iz'an gerekir. Bu âyet-i kerime ile, Rabbil-âlemiynin bizlerden ne istediğini ve ne demek istediğini idrak ve ihata edebilmek, her bakımdan bize kâfidir. Zira, ne Allahu tâlâ'nın, ne islâm dininin ve ne de Peygamber efendimizin, bizim yardımlarımıza ihtiyaçları yoktur ve olamaz. Hepsi, noksanlardan beridir.

Acaba, kullar Allahu teâlâ'ya, onun Habib-i edibine ve islâm dinine yardım etmezlerse, hâşâ sümme hâşâ Allah, Resûlüllah ve müslümanlık mağlup mu olacak? Oyle ise, nedir bu âyet-i celilenin mânası? Bütün dünya halkı, Allahu teâlâ'ya isyan ederek kâfir olsalar. Rabbil-âlemiyne ne zarar eriştirebilirler? Bütün dünya halkı müslüman olsa ve hepsi Allahu teâlâ'nın vahdaniyyetini, ferdaniyyetini ve samedaniyyetini tasdik ve ikrar eyleseler, huzur-u izzetinde secde etseler, gündüzleri saim ve geceleri kaim olsalar, Allahu teâlâ'ya ne faydaları olur?

O halde, Peygamber-i zişâna ve din-i mübiyn-i islâma yardım etmek meselesi de böyledir. Eğer, kullar Resûl aleyhisselâma ve islâma yardım etmeseydiler, Server-i Enbiyâ efendimiz mağlup mu olacaktı? Islâm dini ortadan mı kalkacaktı? Öyle olsaydı, bâtılın hakka ve şeytanın Allahu teâlâ'ya galip olması iktiza. ederdi ki bâtıla ve şeytana mağlup olan da kat'iyyen hak olamazdı.

Allah, Resülüllah ve islâm dini azizdir, galiptir. Onlarla muhasemeye cür'et eden, mutlaka mağlup ve perişan olur. Bütün peygamberler ve özellikle âhir zaman Peygamberi ve islâm dini, hiç bir zaman mağlup olmamıştır ve hiç bir zaman da mağlup olmayacaktır. Zira, peygamberlerin suretâ mağlup görünmeleri, hakikatte galibiyettir. Peygamberlerin ve dinin koruyucusu, bizzat Hazreti Allah'tır.

Binaenaleyh, Allahu tâlâ'nın zâtına, peygamberine ve dinine yardım istemesi, kulları imtihan içindir. Kullardan hangisinin; Allahu teâlâ'ya, Resûlüne ve dinine yardım etmek suretiyle, hâlıkına kendi kullugunu arz ve ifade edecegini âriflere bildirmek ve gafillere de öğretmek için irâd buyurulmuştur.

Kulların, kulluklarını bilmeleri ve hakkıyle kul olabilmelerini talim ve tefhim maksadına mâ'tuftur. Yoksa, Allahu tâlâ'nin, peygamberin ve islâm dininin. kulların yardımlarına aslâ ve

kat'a ihtiyaçları yoktur. Kul; Allahu teâlâ'ya, peygambere ve islâm dinine yardım etmekle, Rabbine karşı kendi kulluğunun miktarını öğrenir, dine karşı olan muhabbetinin, ve bu sayede eriştiği mertebenin derecesini ölçebilir.

Buna binaen, iyman edenler din umurunda Allahu teâlâ'ya, Resûlüne ve islâm dinine yardım ve nusrette bulunurlar. Bu yardım ve nusretleri sayesinde de, Kur'an-1 azim-ül-bürhanın emirlerine ve hükümlerine ittibâ ederek nurlanırlar ve n'ecat bulurlar. Ol nur, Kur'an'dır. Ol nur, Peygamber-i âhir zamandır.

Nurun tamamlanmasından murat da, iymanın yakiyne getirilmesidir. Yani, denilmek isteniliyor ki: (Dünden bugüne, hayrin galip değilse, ziyandasın.. Gecede ve gündüzde, tövbe ve istiğfara devam et.. Allahu teâlâ'dan tevfik ve hidayet dile..

Bu tevfik ve hidayette daim olmayı niyaz eyle..)

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.