keserek kapıdan uzkalaşmağa hazırlanırken, hane sahibi kendisini toparlamış ve:
— Ben bekâr bir kimseyim. Benimle Allah'ın emriyle evlenir misin?
Kızağız, ummadığı bu teklif karşısında birdenbire şaşırmış ve elinin kesik olduğunu söylemeğe utanarak:
- Evet, demiş.
Adam, kızı içeriye almış, giydirmiş, kuşatmış, derhal nikâh kıydırmış ve gerdek gecesi, karşılıklı yemeğe oturmuşlar.
Kızcağız, yemeği bir elle yiyor ve sol elini saklıyormuş. Adam.
bu hareketini onun görgüsüzlüğüne hamletmiş ve sormuş:
— Neden bir elinle yemek yiyorsun?
Kızcağız, bu sual karşısında şaşırmış, birden ne cevap verecegıni bilememiş. fakat elinin kesik olduğunu itiraf etmekten de çekinmiş. Zira birdenbire nail olduğu bu saadetin, hırsızlık gibi ağır bir töhmetle son buluvermesinden endişe ediyor:
muş. İşte, bu müşkül anda, kendisine hâtıftan bir sadâ gelmiş:
— Kesik elini çıkar, iki elinle ye ey Allah'ın sevgili kulu.
Benim rizam için. fakire iki ekmek verdin, bu yüzden kolunu kaybettin. Ben de sana kolunu geri veriyorum, denilmiş.
Bu arada buram buram ter döken kızağız, kesik eline bakmış ki ne görsün? Gerçekten sol eli yerinde değil mi?
Içinden Cenab-ı Hakka hamd-ü senâ etmiş ve kocasına elini göstermiş, uzun yıllar mes'ut ve bahtiyar bir arada yaşamışlar.
Bir gün, kocası ile sohbet ederken, kadın hayat hikâyesini anlatmış ve demiş ki:
— Ben küçük yaşta iken, babam ölmüş ve bir çok mal bırakmış. Fakat, annem sonradan başka bir adamla evlenmiş, bir müddet sonra o da ölünce ben üvey babamla kalmıştım.
Ancak, üvey babam korkunç derecede cimri idi. Babamdan ve annemden kalan bütün malların üstüne oturduğu gibi, beni bogazı tokluguna hizmetçi gibi çalıştırırdı. Birkaç yıl önce, bilmem hatırlar mısınız? Büyük bir kıtlık olmuştu. O günlerde, kapımıza gelen bir yoksula, üvey babamın evde bulunmamasından faydalanarak, henüz pişirdiğim ekmeklerden iki somunu Allah rizası için verdim. Tam o sırada, üvey babam eve döndü ve benim o yoksula iki somun verdigimi gördü. Hiddetinden çılgına dönmüştü. Beni dövdü sövdü ve hırsını alamayarak hırsızlar gibi sol elimi kesti, sokağa attı. Elimin kesik olduğunu görenler, beni hırsız zannediyor ve yanlarına almıyorlardı. Vaktaki sen beni eşlige kabul edinceye kadar çok sıkıntılar çektim. Evlendigimiz gece, tek elle yemek yedigimi görerek, beni ikaz ettiginiz sırada ne cevap verecegimi düşünürken, Allahu teâlâ o müşkil ânda bana kesilen kolumu iade buyurdu da, sizin yanınızda mahcup olmaktan kurtuldum.
Bu sırada yine beklenmeyen bir şey oldu. Kocası, ağlayarak kalktı ve kadının yanına gelerek:
- O kıtlık günlerinde, senden ekmek isteyen ben idim, dedi.
Birbirlerini iyice tanımışlardı. Adam, kendi yüzündenbunca meşakkat ve musibete tahammül eden karısına hayıflanırken, kadın Allahu tâlâ'nın bu lûtf ve inayetine hamd-ü senâ ediyordu. Tam bu sırada acı acı kapıları çalındı. Pencereden baktılar, üstü başı yırtık, beli bükülmüş, gözlerinin feri dönmüş bir ihtiyar:
— Allah rizası için bir lokma ekmek, diye yalvarıyordu.
Dikkatle bir daha baktılar. Evet o idi, kapıyı çalan ve ekmek dilenen, yıllarca evvel bir yoksula iki somun verdiği için kızağızın elini kesen zâlim üvey baba idi. Bir yetimenin mallarını gasbeden, onu bogazı tokluguna köle gibi çalıştıran, yediği bir dilim ekmeği çok gören, elini keserek onu cemiyete hırsız gibi tanıtmak suretiyle sefalet ve ıztıraplara iten ve ileten o zâlim üvey baba, şimdi kendisi için ekmek dileniyordu.
Suçunu yüzüne vurmadılar, kendisine mümkün olabilen yardımı yaparak gönderdiler. Zâlim, bu cömert insanların ikramı ile memnun ve mesrur ayrılırken, mazlum da Allahu teâlâ'nın kendilerine ikramına hamd ediyorlardı.
Bu kızcağızın elinin kesilmesine sebep, üvey babasının rizası olmadan verdiği iki ekmekti. Kesilen elinin iadesine sebep ise, bu iki ekmeğin Allah rizası için verilmiş olmasıydı.
Arif isen, bu kıssa sana kâfidir, hisseni al..
Ehl-i saadetin alâmetlerinin geriye kalanlarını da haber verelim:
Mahlûkat-ı ilâhiyyeye, merhametli tâlâ'nın yarattıklarına merhamet edilirse, merhamet edene merhamet eder.
olmaktır. Allahu Allahu teâlâ da Irhemû mâ fil-ardi Yerhameküm fis-semâ (Siz yeryüzünde olanlara merhamet ederseniz;
gökyüzündekiler de size merhamet ederler). buyurulmuştur.
Üç hak, çok mühimdir:
BIR: Müslüman hakkı..
iKi: Kâfir hakk...
ÜÇ: Hayvan hakkı..
Müslümanın canı, malı, kanı ve namusu; mü'min kardeşine haramdır.
Kâfir hakkı ile, hayvan hakkının kazası, yarın mahkeme-i kübrâda gayet çetin olacaktır.
Mü'minin, mü'min üzerindeki hakkının infazı şöyle olacaktır. Hak sahibi olan mü'min, hakkını gasbeden mü'minin ibadetlerini ve sevaplarını alacaktır. Eğer, gasbedenin ibadeti ve sevabı yoksa, hak sahibinin günahları da gasbedene yükletilecek ve böylece gasbeden mü'min nâra sevkolunacaktır.
Kâfir de, hakkımı gasbeden mü'minin iymanına sahip olabilmek için, huzurda kıyam edecektir.
Hayvan hakkı da böyledir ve kazası gayet müşkildir.
Buna binaen. Allahtan korkan babalarımız, RE'AYÂ ve ZIMMi diyerek kâfirlerin hukukuna son derece dikkat ve riayet etmişlerdir.
Hayvanlara da merhamet etmeli, onlara fazla yük vurmamalı, fazla yormamalı, aç ve susuz bırakmamalıdır. Biti, pireyi, tahta kurusunu ve diğer haşeratı ateşte yakmak, büyük günahtır. Vebalini muhakkak çekersin. Ölüm var, âhiret var, Allah var; ölümü hiç unutma!.. Mahşerde hesabı sakın aklından çıkarma!.. Herkes, yaptığını bulacak, boynuzsuz koyun, boynuzlu koyundan hakkını alacak, hak mutlaka yerini bulacaktır. Herkes, ektiğini biçecek ve hiç kimseye zuledilmeyecektir.