Arif, zarif ve zengin bir zat, çocuğuna her gün 25 lira harçlık verirmiş. Çocuğun, bu parayı, har vurup, harman savurduğunu gören baba çok üzülür ve evlâdının âkibetinden endişe edermiş. Çocuk, biraz daha büyümüş ve harçlığının arttirlmasını istemiş. Baba, bu teklifi kabul etmemiş, çocuk diretmiş, nihayet adamcağızın sabrı tükenmiş ve:
— Sana, bundan sonra harçlık olarak verdigim 25 lirayı da vermeyeceğim, demiş.
Çocuk, hırsla babasının yanından ayrılmış ve annesine giderek bir miktar harçlık almış ve çıkıp gitmiş. Durumu öğrenen adamcağız, karısına bir daha çocuga para verirse, aile saadelerinin tehlikeye gireceğini söylemiş ve onu harçlık vermekten men'etmiş. Çocuk, annesinden tekrar harçlık istediğinde:
- Veremem evlâdım, demiş. Zira, bu yüzden bunca yıllık evim ve saadetim yıkılacak. Sen, daha çalışıp para kazanamıyorsun, harçlıklarını babandan istiyorsun. Maazallah, senin ve benim velinimetimiz olan baban, bizi terkeder ve giderse, halimiz neye varır? Bize kim bakar?
Çocuk, bu nasihatleri yarım yamalak dinlemiş ve annesinden o gün için biraz daha harçlık vermesini rica etmiş. Annesi.
vermemiş ve babasından korktuğunu söylemiş. Çocuk:
— Canım, korkacak ne var? Sana, ben çalışır ve bakarım, deyince:
- Belki bakarsın oğlum amma, babanın üzerimizde babalık hakkı büyüktür. Ben, onun sözünden çıkmam, cevabını vermiş.
Ana - oğulun konuşmalarını duyan adamcağız, karısını yanına çağırarak ne konuştuklarını sormuş ve kadın da olup bitenleri kendisine anlatmış. Böylece çocuk birkaç gün harçlıksız kalmış, sonra babası onu yanına çağırmış ve:
— Oğlum, demiş. Ben, sizi bırakırsam, annene bakacağını va'detmişsin. Çok memnun oldum. Zira, çok yakında öleceğim ve sizlerden ayrılaçağım. Demek ki, âhirete gözlerim açık olarak gitmeyeceğim. Arkamda, annesine bakacak, onu benden sonra sefil etmeyecek bir evlât bırakıyorum. Madem ki, benden sonra çalışacak ve annene bakacaksın, bugün git alın terinle bana beş lira kazan getir ki, gerçekten anana bakacağına inanayım. Bunu yapabilirsen, harçlığını arttırırım. Senin teklifini reddetmemin sebebi, ben öldükten sonra annene bakamayacağın ve onu muhtaç bırakacağın endişesinden ileri geliyordu.
Elimdeki, üç beş kuruşu ona bırakabilmek için senin harçlığını arttırmadım. Sen söz verdigine göre, bu endişeme de yer kalmaz, harçlıgını bol bol verebilirim. Haydi bakalım, göster kendini..
Söz vermiş olduğu için, para kazanmak maksadiyle evinden çıkan çocuk, ne yapacağını bu işin uhdesinden nasıl gelecegini düşünürken, ihtiyar bir adamın, ağır bir bavulu taşımağa çalıştığını görmüş ve kendisine yaklaşarak:
— Size yardım edebilir miyim? diye sormuş.
Derin bir nefes alarak, elindeki bavulu yere bırakan ihtiyar:
- Hay Allah senden razı olsun, demiş. Ben de şu bavulumu taşıtacak birini arıyordum. Sana zahmet, şunu köprüye kadar götür de, sana helâlinden beş lira vereyim.
Çocuk, bu kadar kolay iş bulabildiğine ve babasının teklif ettiği parayı kazanacağına sevinerek bavulu yüklenirken, kendi kendisine de:
— Bir bavul taşımakla, ilelebet hammal olmam ya, diyor ve yola devam ediyormuş. Nihayet, kan ter içinde bavulu köprüye kadar götürmüş ve aldığı beş lirayı derhal babasına takdim etmiş. Babası, parayı eline almış, evirmiş ve çevirmiş ve âni bir hareketle sobanın kapağını açarak içine atıvermiş.
Kan ter içinde kalarak kazandığı paranın yanan sobaya atıldığını gören çocuk, beş lirayı kurtarmak için elini yanan sobanın içine daldırmış amma ne fayda? Beş lira kıvrıla kıvrıla yanmış kül olmuş. Fena halde canı sıkılmış ve babasına çıkışmis.
— Ben o beş lirayı, bu kadar yorgunluga katlanarak ve ter dökerek kazanmıştım, onu neden yaktınız? diyerek ağlamaga başlamış. Babası, gülümseyerek' ona:
— Ne oldu? demiş. Ben senin beş liranı bir kerrecik yaktım diye feryat ve figan ediyor, gözyaşı döküyorsun. Halbuki, sen benim senelerdenberi bunca paramı kül ettin de ben sana bir şey söylemedim. Harçlığını arttırmadığım için, annenin benden ayrılmasına, evimizin barkımızın yıkılmasına bile razı oldun..
Çocuk verecek cevap bulamamış ve babası kendisine şöyle nasihat etmiş:
— Evlâdım.. Benim bütün kazandıklarım, ancak sizin içindir. Yıllardır, sizin refah ve saadetiniz için çalıştım, didindim.
Kendi alın terinle kazandığının yakılmasına nasıl üzüldü isen, aslında senin demek olan benim paramın ve malımında kıymetini bil. Ona göre hareket et, israf eyleme, iktisada riayetkâr ol..
Bu vak'adan ve nasihatten sonra çocuk, islâh-ı hal etmiş
ve o günden sonra harçlıklarının tamamını sarfetmeyerek mühim bir kısmını biriktirmiş.
Işte, bundan dolayı insan alın teri ile kazandığını israf edemez, demişlerdir. Müsrifler ise, haramdan gelen mallarını daima israf ederler.
Gelelim asıl hikâyemizin devamına:
Evet; yoksul bir adam, bir kıtlık zamanında, tamahkâr bir zenginin evinden bir parça ekmek istemiş. Bu tamahkâr zenginin, ölen karısından kalma üvey bir kızı varmış. Bu zavallı kızağızı, boğazı tokluğuna köle gibi çalıştırır, yine de yediği bir dilim ekmeği çok görürmüş. İşte, bu kızağız o fakire kapıyı açmış ve kendisine henüz pişirdigi ekmekten sıcak sıcak iki somun vermiş. Kim olduğunu bilemediği kızağızın, kendisine Allah rizası için ikram ettiği iki somunu alıp, büyük bir sevinçle uzaklaşırken, ev sahibi olan tamahkâr zengin de evine dönmüş, biçare kızcağızı fakire iki somun verdiğinden dolayı azarlamış, bağırmış, çağırmış, yine de hırsını alamamış, bir güzel dayak attıktan başka sol elini de kesmiş ve o haliyle kendisini kapı dışarı etmiş.
Kimsesiz ve sakat kızağız, kesik eliyle bir iki yıl şunun bunun yardımları ile kıt kanaat geçinmiş fakat bir türlü iş bulup çalışamamış. Çünkü, o devirde hırsızların elleri kesildiğinden, kızağızın neden dolayı elinin kesildiğini bilmeyenler, suizan ederler ve onu yanlarına almazlarmış.
Böylece, yarı aç yarı tok dolaşırken, nâçar kaldığı bir gün yardım istemek maksadiyle bir evin kapısını çalmış. Meğer o evde de bekâr bir zat oturuyormuş. Kızağızın yüzündeki mâsum ifade ve yardım isterken takındığı tavır o zatın dikkatini çekmiş ve sormuş:
— Senin kimsen yok mu?
Kızağız, başını önüne eğerek cevap vermiş:
— Hayır efendim.. Allahu teâlâ'dan başka kimsem yoktur.
O zat, kendi kendine düşünceye dalmış:
— Ben bu kızı bir yerden tanıyorum amma nerden?
Onun dalgın haline bir mâna veremeyen kızağız ümidini