Ölümünün yaklaştığını sezen bir köylü, çocuklarını t'anına çağırarak kendilerine vasiyet etti:
— Size, şu tarlayı bırakıyorum, dedi. Orada. bir hazine gizlidir. Tam ve kat'i olarak, nerede gizlendiğini ben de bilmiyorum. Onu mutlaka arayınız ve bulunuz.
Zira, o hazine elinize geçerse, hepiniz abâd olursunuz.
Çocukları, kendisine yalvardılar.
— Baba, ne olur şunun yerini söyle de, boşuna uğraşmayalım.
Köylü cevap verdi:
— Yavrularım, hazineyi ben gizlemedim. Dediğim gibi yerini de tam olarak bilemem. Fakat, doğusuna doğru iri kestane ağacının solundaki kayaya yakın olduğunu tahmin ederim. Hem, yerini bilsem söylemez miyim? Bildiğim bir şey varsa, o tarlada bir hazinenin gizlenmiş olduğudur.
Bir müddet sonra emr-i hak vaki oldu ve köylü hakkın rahmetine kavuştu. Babalarını defneder etmez, çocukları kazma küreğe sarıldılar ve önce yakın bir ihtimalle bahsedilen yer ve civarını, oralarda bulamayınca tarlanın her tarafını delik deşik ettiler, fakat bir şey bulamadılar. Gizli hazineyi bulabilmek için, tarlayı öyle derin kazmışlardı ki, tarla tarla olalı böyle nadas görmemişti. Ne çare ki, hazineyi bulamamışlardı. Basit bir çalışma ile büyük bir servete konarak ferih fahur yaşamak hayali içinde bu menfi sonuca varan çocuklar ne yapacaklarını düşünürlerken, aralarında en akıllıları olduğu anlaşılan:
— Kara kara ne düşünüp duruyorsunuz? dedi. Görüyorsunuz ki, hazineyi bulamadık amma, tarlayı da iyice kazmış ve sürmüş olduk. Bu kadar emek verip yorulduğumuza göre, burasını ekip biçelim, aradığımız hazine kadar büyük olmasa bile. yine de bir şeyler elde ederiz.
Onun dedigi gibi de yaptılar, ektiler ve biçtiler, Allahu teâlâ da bu gayretlerini karşılıksız bırakmadı, bol mahsul ihsan buyurdu ve o zaman merhum babalarının hangi hazineden bahsettigini anladılar.
Kıssadan, hissemizi alalım:
Kadir gecesi de, tarlanın neresinde gizlenmiş olduğu bilinmeyen hazine gibidir. Seneyi bir tarla farzedecek olursak, yalnız belirli geceleri araştırmak, o tarlada yer yer çukurlar açmaktan farksız olur. Nasılsa, bir emek ve gayret sarfedildiğine göre.
tarlanın tamamını kazmalı, yani yılın her gününü araştırmalıdır ki, hazine bulunabilsin.
Bazı ulemâ-i kiram, Leyle-i kadr ramazanın ilk gecesi, bazısı da on yedinci gecesi, bazıları da yirmi yedinci gecesi demişlerdir.
Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz de. Leyle-i kadrin ramazanın yirmisinden sonra tek gecelerde aranılmasını tavsiye buyurmuşlardır. Bu haberin, yalnız o yıla mahsus ve münhasır olması da mümkün ve muhtemeldir. Resûl-i zişân, ashabına ve ümmetine bir lûtuf olmak üzere o yıl için işaret buyurmuş da olabilirler.
Zira, Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, Kadir gecesinin ramazanın yirmi yedinci gece olduğunu veya yirmisinden sonra tek gecelerde bulunabileceğini kesinlikle işaret buyurmuş olsalardı, hangi âlim birinci, on yedinci geceleridir diyebilirdi?
Elbette, hiç birisi fikir beyan edemez ve mütalâalarda bulunamazdı. Aleyhissalâtü vesselâm efendimizin bu beyanları, ramazanın yirmisinden sonraki tek gecelerde kadir gecesi olmak ihtimalini belirtmek maksadına mâtuf olabilir. Netekim, Hz. Bayezid-i Bestami kuddise sirruhu:
— Ben, ömrümde iki defa Leyle-i kadre ramazanın yirmi yedinci gecesinde tesadüf ettim, buyurmuşlardır.
Bu dahi gösteriyor ki, kadir gecesi ekseriya ramazanın yirmisinden sonraki tek gecelerde vaki oluyor. Her yılın içinde bulunduğu muhakkak olan Leyle-i kadre Hz. Bayezid-i Bestami'nin yalnız iki defa mı tesadüf ettigini zannediyorsunuz? Belki de hazret, her yılın kadir gecesine ermiştir. Şu var ki, her erdiği kadir, aynı gecede olmamıştır. Üst üste erdiği iki kadir gecesi ramazanın yirmi yedinci gecesine tesadüf ettiginden dolayı böyle buyurmuşlardır. Bu itibarla, ramazanın son on günü içinde tek gecelerde ve bahusus yirmi yedinci gece daha uyanık bulunulması lüzumunu hatırlatmak istemiş olabilirler, ki bu haber Resûl aleyhisselâmı da te'yit ve tasdik mahiyetindedir. Diğer zevatın haberlerinde de Peygamber-i zişana muhalefet yoktur. Onlar da, kadir gecesinin ramazanın diğer gecelerinde olması ihtimaline binaen kendilerine bahşolunan keşiflerle birinci ve on yedinci
gecelerini işaret buyurmuşlardır ki, elbet bu da haktır. Zira. ramazanın on yedinci gecesi:
1) Bedir zaferinin sene-i devriyesidir.
2) Ramazan orucunun farz olduğu günün gecesidir.
3) İmam-ı Ali keremallahu vechehu efendimiz de, o gün şehit edilmiştir.
Bu itibarla, bu üç hadisenin aynı günde cem'olması, o gecenin kadre müsadif olabileceği ümit ve ihtimalini arttırmış olabilir.
Ey hak rizasını arayanlar:
Bütün bu ihtimalleri serdetmemiz, Kadir gecesinin fazilet ve ehemmiyetini belirtmek içindir. Kadir gecesi, ramazanın içinde elduğu gibi, dışında da olabilir. Fakat, ekseriya ramazanın yirmisinden sonra tek gecelerde olması, Resûl-ü efham efendimizin Hadis-i şerifleriyle sabittir. Allah celle, bizleri lûtfu ile kadre erenlerden eylesin. ÂMIN bi-hürmet-i seyyid-il-mürseliyn..
Her nebinin mi'racı ayrı ayrı olduğu gibi, herkesin kadri de ayrı ayrı olabilir. Netekim, her kul ayrı ayrı hadise ve sebeplerle hidayet ve saadete ermektedir. Kimisi, ramazanın birinci gecesi kadre erer. Kimi iki veya üçüncü gece.. Kimisi de, ramazanın diğer gecelerinde.
Ramazanın birinci gecesi, Allahu teâlâ kullarına, nazar-1 rah.
metle nazar eder. Bu nazar-1 rahmete mazhar olan kul, ebediyven azaba uğramaz. Allahu teâlâ, o kulunu nârından ve azabından azat eder. Bu saadete erişen kula, bundan büyük Kadir gecesi olur?
Demek ki, kadrin en yücesi nazar-1 rahmet-i ilâhiyye mazhar olabilmektir. Her kim, bu mazhariyete erdiyse, Kadir gecesine de erişti, demektir.
Leyle-i kadri ifade ve teşkil eden harfler, dokuz tanedir. Sûre-i Kadr'de üç yerde LEYLE'T-ÜL-KADR lâfz-ı şerifi zikrolunmaktadır. Üç kerre dokuz yirmi yedi eder. Her harf bir geceyi ifade ettiğine göre, Kadir gecesinin ekseriya ramazan-ı şerifin virmi yedisine tesadüf ettiğine kanaat getirilmiş de olabilir. Bütün islâm âlemi Leyle-i kadri ramazan-ı magtiret nişânını yirmi yedinci gecesi kutlamakta, o geceyi mânen ve maddeten ihya etmekte ve o mübarek gecede Rabbil-âlemiynden dünya ve âhiret
hacetlerini dilemektedirler. Mü'mine lâyık olan, her zamanda ve her mekânda, Allahu azim-üş-şânı unutmamaktır. Erhamer-râhimiyni, her nefes zikr-ü tesbih etmektir. Varlıkta, darlıkta, gecede, gündüzde, her nefes alış verişte, ramazanın içinde ve ramazanın dışında, bayramda yasta, sevinçte hüzünde mü'mine lâyık ve kulluğa muvafık olan Allahu zül-celâle gafil olmamaktır. Ona, hakkıyle kullukta bulunmaktır.
Bilinmesi ve bellenmesi gereken bir hakikat daha vardır: