Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Sultan Abdülâziz merhumun annesi Bezm-i-âlem valide sultan, ki Ortaköy cami-i-şerifinin ve Valide hastahanesinin… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 289

Sultan Abdülâziz merhumun annesi Bezm-i-âlem valide sultan, ki Ortaköy cami-i-şerifinin ve Valide hastahanesinin bâniyyesidir ve bu hayırlarını bakılması için vakıflara bırakmıştır.

Işte bu muhterem valide sultan, günlerden bir gün, bir yere giderken, şiddetli bir yağmura yakalanmış.. Bir anda boşalan sağnak neticesinde şehir sokaklarını seller kaplamış.. Bir kedi yavrusunu, sellerin sürüklemekte olduğunu görünce, arabasını durdurmuş ve arabacıya kedi yavrusunu kurtarmasını emretmiş, biçare hayvanı arabasına almış, kurutmuş ve besletmiş..

Irgâd, cild 3 - F 19

O gece, rüyasında kendisine:

— Yaptırdığın cami ve hastahaneyi kabul etmedik. Fakat kedi yavrusunu kurtarmakla affa mazhar oldun. müjdesi verilmiştir.

Cami ve hastahane gibi büyik hayratlar yaptırmak sadaka-i-câriyyedir Insan öldüğü zaman, amel defteri kapanır ve o andan itibaren hayır ve şerleri yazılmaz. Ancak, bu gibi hayratlar yaptıranların, yani sadaka-i-câriyyesi bulunanların, amel defterleri kapanmaz ve yaptırdığı cami ve müesseseden insanlar faydalandıgı müddetçe hayırları devam etmis olur.

Netekim, şer ve kötülük de böyledir. Ölen kimsenin amel defteri kapandığı halde. bir beldede herhangi bir şerri ve kötülügü yapan ve o şer ve kötülügü o beldeye aşılayanların şer def.

terlerine, o şer ve kötülük devam ettiği müddetçe seyyiat yazilir.

Bu sebeple; yukarıda anlattığımız Zühtü paşa ve Bezm-i alem valide sultan kısalarından yanlış mânalar çıkarmamalı, menfi hükme varmamalıdır. Bir kimse cami ve hastahane yaptırmakla affa mazhar olmayabilir. Fakat, yaptırdığı hayrattan dolayı sadaka-i-câriyyesi devam eder ve amel defterine hayrı yazılır.

Hal ve hakikat böyle olduğuna göre, bir karınca veya kedi yavrusuna merhametinden dolayı, kul affı ilâhiyye mazhar olabilir.

Bu sebeple, hayıın ve şerrin küçüklüğüne ve büyüklüğüne bakmamalıdır. Zira, mağfiretin nerede olduğu bizce meçhul;

gazab-l-ilâhinin büyük günahlarda mı, küçük günahlarda mı olduğu Allahu teâlâ'ca malûmdur.

Insana düşen vazife; zerre kadar dahi olsa hayrı işlemek;

zerre kadar bile olsa şerden kaçınmaktır. Kul, her hayırlı amelinden dolayı, o hayrının küçük veya büyük olmasına bakılmaksızın affı ilâhiyye mazhar olabilir. Cami ve hastahane yaptıran af olmayabilir, fakat o hayrattan dolayı mutlaka büyük ecirlere nail olur.

Beri tarafta. yüzbin karınca veya kedi yavrusunu kurta rır da, Rabbine secde etmediginden nâra müstehak olabilir.

Affı ilâhinin nerde ve nerede olduğu Allahu teâlâ ca malûm, kul için tamamen meçhuldür. Onun için, zerre kadarından başlayarâk, gücünün yettiği nisbette hayır yapmak kula düşen en mühim vazifedir. Günahlardan da en küçüğünden en büyüğüne ka dar kaçınmalıdır. Zira, gazab-ı ilâhinin de hangi günahlarda olduğunu hiç kimse idrak edemez.

Gaflet etmeyelim; Allah celle bahâ Allah'ı değildir, bahane Allah'ıdır. Kulunu mükâfatlandırmak için, bahane arar.

Bu olmuş vak'alar, ümit ederim ki sana ve bana kâfidir.

Yarın. o ulu kıyâmette, yaptıklarımızın ya cezasını veya mükâfatını göreceğiz. Dünya hayatı fânidir. Bir gün gelmez, ecel erişiverir. Kıyâmet de böyledir. Umulmadık, beklenmedik bir ânda kopuverir. Onun için. aklını başına al. Sevap kazanmağa bak, Hak rizasını gözet.. Senin kıyâmetin koptuğu gibi, bir gün de dünyanın kıyâmeti kopacaktır. Herkes hesaba çekilecek, hayır ve şerden sual olunacaktır. Bir gün, sûr üflenecektir:

9?0, Fi's Ve yeume yünfehu fis-sûri fejezi'a men: fis-semâvati ve men fil'ardi illâ men şâ'allah ve küllün etevhü dâhiriyn...

En-Neml: 87 (Sûr'a nefholunduğu gün, ancak Allahu teâlâ' nın dilediği kimseler müstesnâ göklerde ve yerlerde bulunanların hepsi dehşet ve korku içinde kalırlar. Ve her biri hakir ve zelil olarak Allahu fâlâ'nın emrine gelir, inkıyâd ederler.)

Evet; o sûr'un üflendiği gün sûr'un şiddetiyle yerler zelzele ile parça parça olacaktır. O zelzele, diger zelzelelere de benzemez. Çünkü, o kıyâmet zelzelesidir. Akıllar baştan gider, halk serkerdan olurlar. Yüklüler, yüklerini atarlar, dünyanın içi dışına çıkar. Emzikli kadınlar yavrularını yerlere savururlar. O günün şiddet ve dehşetiyle siyah saç ve sakallar ağarır, gençler ihtiyar olurlar. Baba evlâdını, evlât da babasını düşünemez.

Ana evlâdını, evlât da anasını tanıyamaz. Her nefs, kendi nefsine düşer.

O günler mutlâka gelecektir. Onun için, dünya hayatına aldanarak Allahu teâlâ'yı ve hesap gününü sakın unutma!...

Sûr üflenince sema ve semada olanlar, yani güneş, ay ve yıldızlar ve dünyada ne varsa hepsi helâk olacaktır. Hepsi yıkılacaktır. Bütün maklükat ölecektir. Yalnız Cebrail, Mikâil.

Israfil ve Azrail aleyhimüsselâm ile hamele't-ül-arş kalacaklar.

dır. Allahu teâlâ, bu meleklerin de ruhlarını kabzetmelerini Azrail aleyhisselâma emrederek ve melek-ül-mevt bu meleklerin de ruhlarını kabzedecektir. O zaman, Allahu azze ve celle Azrail aleyhisselâma:

— Hiç canlı var mı? diye soracak ve Azrail aleyhisselâm da:

- Ya Rab.. Sen bilirsin.. Sana gizli yoktur, cevabını verecektir. Yalnız, bu âciz ve zayıf kulun kaldı..

Allahu hayyü lâ yemût:

— Duymadın mı kelâmımı buyuracak ve:

Küllü nefsin zâ'ika't-ül-mevt..

Al-i-Imran: 184 (Her nefis, ölümü tadicıdır..)

diye ilân ettim. Sıra sende.. Ruhunu kendin kabzeyle, emrini verince, Melek-ül-mevt cennet ile cehennem arasında bir makama gelecek ve orada kendi ruhunu kabzederken öyle bir haykıracaktır ki, eğer o ânda mahlükat hayatta bulunsa, bu sayhanın şiddetinden hepsi ruhlarını teslim ederler.

Azrail aleyhisselâm, bu sayha esnasında şöyle diyecektir:

— Eğer, ölümün bu kadar elemli, bu derece şiddetli ve acı olduğunu bilseydim, mü'minlerin ruhlarını rıfk ile, yunıuşaklıkla kabzederdim..

Nihayet, Azrail aleyhisselâm da ölecek ve Allahu teâlâdan gayrı varlık kalmayacaktır. Dünya, kırk yıl kadar harap re issız kalacak ve cenâb-ı hayyü lâ yemût, dünyaya şöyle hitap buyuracaktır:

— Ey deni dünya. Hani, nerede Allah'lık dâvasında bulunan Firavun'lar, Nemrud'lar?.. Hani, ben padişahım mülk benimdir diyerek böbürlenen sapıklar nerede? Nerede o zâlimler"?

Nerede bugünü inkâr eden hainler? Hani, o güvendikleri orduları, malları, tahtları, sarayları ne oldu? Nerede benim rızkımı yedikleri halde, benden gayrısına tapanlar? Nerede beni inkâr edenler? Hani ENE RABBİKÜM-ÜL-Â'LÂ (Ben, sizin yüce Rabbinizim) diyenler ve kıyâmeti inkâr edenler? Bak, hiç cevap veren yok.. Mülk kimin imiş? Sizin mi, benim mi? Sizi, bir katre meniden halk ettim.. Ana rahminde, kudret fırçamla tersim eyledim.. Evvelinizi ve ne olduğunuzu, âhiretinizi ve ne olacağınızı bildiginiz halde, hiç ölmeyecekmiş gibi küfran-ı nimet ettiniz.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.