Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Horasan beldesinde gayet âdil bir padişah ve o padişahın da her mâ'nada hesnâ-müstesnâ… — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 267

— A kızım, sekiz yıldır bu zahmetlere katlanmaya ne sebep vardı? Bizlere kendini niçin bildirmedin? demişler ve kızlarından şu cevabı almışlardı:

— Benim hayatıma sebep olan Edhem'e, beni lâyık görüp vermediğiniz takdirde o büyük bir hüzün ve ye'ise düşecekti. Kaldı ki, bu fâni dünyada herkes er veya geç ölümü tadacaktır. Sizlere bir kerre daha aynı ıstırabı tattırmamak ve âhir ömrümü ibadet ve tâ'at ile geçirmek için âhireti ihtiyar ettim.

Padişah, derhal damadının da saraya aldırılmasını emretmişse de, saka Edhem tabip arkadaşının da kabulünü şart koşmuş ve böylece hepsi saraya alınarak kendilerine tahsis olunan dairelere yerleşmişlerdi. Hükümdar artık yaşlandığını düşünerek torunu lehinde tac ve tahtından feragat etmiş ve Ibrahim Ibn-i Edhem bu suretle Horasan padişahı olmuştur, ki, sonradan saltanat ve servetini de terkederek mağarada doğduğu gibi bir aba ve bir kaba ile kalmıştır.

Ibrahim ibn-i Edhem kıssasını okuyanlara soruyoruz:

Onun gibi tâcınız, tahtınız, saltanatınız mı var? Dünya mülkü bâki mi sanıyorsunuz? Dünyanın bir kervansaray olduğunu neden düşünmüyorsunuz. Hele hele neyinize güveniyorsunuz?

Bir gün ölmeyecek misiniz? Kabir denilen âhiret kapısına girmeyecek misiniz? Münker-nekire cevap vermeyecek misiniz?

Azabı, hesabı, mizanı, sıratı görmeyecek misiniz?

O halde, Ibrahim ibn-i Edhem gibi, neden âhiret tedariki görmezsiniz? Uzun bir yolculuğa çıkacaksınız, neden yol hazırlığı yapmazsınız? Şuradan Ankara'ya veya Erzurum'a kadar gitmek için, beraberinize paket paket yiyecekler, köfteler, tavuklar, börekler alıyorsunuz da, o uzun yolculuk için neden azık edinmiyosunuz?

Dünyaya gelen, önünde sonunda ölecek, kabre girecek, kıyameti, haşrı, neşri, azabı hesabı görecektir. Bakınız, sırdaş-r Muhammedi Hz. Huzeyfe't-ül- Yemani radıyallahu teâlâ anh-ülbâri ne buyuruyor:

Bir gün, arkadaşlarla kıyameti müzakere ediyor, aramızda bu hususta görüşüyorduk. Resûl aleyhisselâm, bulunduğumuz yere şeret verdiler ve:

— Ne konuşuyorsunuz? diye sordular. Kendilerine kıyameti görüştüğümüzü arzettik. Aleyhissalâtü vesselâm efendimiz:

— On âyet görülmeden kıyamet kopmaz, buyurdular ve saydilar:

1) Duhân 2) Deccâl 3) Dâbbe't -ül-ard 4) Güneşin batıdan dogması 5) Hz. Isa aleyhisselâmın nüzülü (İnmesi).

6) Ye'cüc ve Mecücün çıkması 7) Şarkın (Doğunun) karanlıkta kalması 8) Garbın (Batının) karanlıkta kalması 9) Cezire't-ül-arabın (Arap yarımadasının)

karanlıkta kalması, 10) Yemen'den ateş zuhur ederek, insanları haşre sevk etmesi, Bu sayılan on alâmet, birer rümuzdur ki, hepsi de zuhur etti diyen ulemâ vardir. Bazıları zuhur etti, bazıları da henüz zuhur etmedi diyenler de mevcuttur. Meselâ; doğunun, batının ' ve cezire't-ül-arabın karanlıkta kalması, Allahu tâlâ'nın ilminden mahrum kalmalarıdır ki, ilmin zıddı cehildir. İlim nur, ce.

hil ise zulmet yani karanlıktır.

Öyle ise, irfan ve iz'anınıza hitap ediyorum:

Bu işler oldu mu, olmadı mı? Bir düşün ve iyice tefekkür eyle...

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.