Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Horasan beldesinde gayet âdil bir padişah ve o padişahın da her mâ'nada hesnâ-müstesnâ… — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 267

Horasan beldesinde gayet âdil bir padişah ve o padişahın da her mâ'nada hesnâ-müstesnâ bir kızı vardı. Bir dediği iki edilmeyen padişah kızı olduğu halde, fevkalâde mütevazi ve münzevi bir hayat sürer, odasından dışarı çıkmaz ve devamlı olarak ibadet ve tâ'atle meşgul olurdu.

Padişah kızı, muhteşem sarayının odasında ibadetle meşgul oldursun, şehrin dışında taştan oyulmuş bir magarada da. Edhem namında bir fakir saka. tıp ilmine âşinâ salih bir arkadaşı ile yaşar, gündüzleri her ikisi geçimlerini temin için şehre gelirler. Allahu tâlâ'nın kendileri için tayin ve takdir buyurduğu rızıklarını sağlayarak, mağaralarına döner, birlikte vivip içerler ve onlar da boş zamanlarını ibadet ve tâ'atle geçirirlerdi.

Günlerden bir gün, saka Edhem, kırbası ile su dağıtırken, farkında olmadan padişah sarayının önüne gelmiş ve bir yolcuya su vermek üzere elindeki tası doldurmuştu ki, tasın içinde ay yüzlü bir dünya güzelinin hayali belirmişti. Neve ugradığını bilemeyen Edhem, başını kaldırıp yukarıya bakınca. o gün nasılsa odasının penceresini açarak aşağıya bakan padişah kızını görmüş ve kalbine aşk ateşi düşerek, oracığa düşmüş ve bayılmıştı. Padişah kızı, hatasını derhal anlamış ve bir daha penceresini açıp dışarı bakmağa yemin ve istiğfar eylemişti, amma biçare saka Edhem'e de olanlar olmuştu.

O gün, daha fazla çalışmağa kudret bulamamış ve doğruca mağarasına dönerek, arkadaşı olan tabip gelinceye kadar iki gözünden kanlı yaşlar akıtarak ağlayıp sızlamıştı. Arkadaşının, bütün nasihat ve tavsiyelerine rağmen, Edhem'in göz raşları dinmiyor ve o dünya güzelini, dünya gözü ile bir daha görebilmek ümidi ile her gün sarayın önüne gidiyor ve akşama kadar bekliyor ve yine ağlayıp sızlayarak mağarasına dönüyordu.

Aradan yirmi gün kadar geçmiş, umutsuz âşık Edhem bir sabah yine sevgilisini görebilmek hayali ile şehre girdiğinde, minarelerde salâlar okunduğunu, çarşı ve pazarda da münâdilerin padişahın biricik kızının öldüğünü ilân ettiklerini duyunca, tekrar düşmüş ve bayılmış ve arkadaşı kendisini bin bir müşkilâtla mağaralarına taşımıştı.

Padişahin kızının cenazesi, halkın gözyaşları arasında kaldırılmış ve garip bir tesadüfle saka Edhem ve arkadaşının barındıkları mağaranın hemen önünde yaptırılan türbesine defolunmuştu. Herkes çekilip gittikten sonra, ayılıp kendisine gelen saka Edhem, bunu öğrenince arkadaşına yalvarmağa başlamış ve bulundukları mağaradan padişah kızının türbesine bir geçit açmalarını, tabutu çıkarmalarını ve sevgilisinin vüzünü bir kerecik olsun görürse, içindeki ateşin biraz olsun atışacağını teklif etmiş, tabip arkadaşı kendisini bu fikrin.

den vaz geçirmek için çok uğraşmışsa da muvaffak olamamış ve nihayet bütün tehlikeleri göze alarak:

- Dost yoluna ya postu veririz, veya bu biçareyi maksuduna erdiririz. diyerek onun teklifini kabul etmişti.

Iki arkadaş. hemen o geceden itibaren çalışmağa başlamışlar, geceleri kazmışlar ve gündüzleri çıkan taş ve toprağıgizlice dışarı atmışlar ve nihayet yedinci günü padişah kızının kabrine ulaşarak, tabutunu bu yer altı geçidinden mağaralarına taşımışlardı. Tabip, kızın yüzünü göstermek maksadiyle tabutu açınca, kızcağızda hayat belirtileri görmüş ve büvük bir sevinç ve heyecan ile arkadaşına:

- Çabuk bana neşterlerimi koyduğum torbayı getir, demişti. Saka Edhem, sevgilisinin cemaline kavuşmak sabırsızlığı içinde, sebebini sorunca:

- Müjde ya Edhem, diye ilâve etmişti. Bu kızda hayat eseri var..

Gerçekten, öldüğü sanılan kızın kolundan bir miktar kan almış ve aradan bir saat kadar geçtikten sonra uykudan uyanır gibi kımıldamağa başlamış ve nihayet gözlerini açarak şaşkın şaşkın etrafına bakınmağa başlamış olan padişah kızı nerede olduğunu sormuş, tabip de kendisini temin ederek şimdilik biraz dinlenmesini, sonra her şeyi öğreneceğini söylemişti.

Artık, mağarada üç kişi olmuşlardı. Tabip gündüzleri saka Edhem'i kızın hizmetine bırakarak şehre gidiyor ve ne kazanabilirse getirip hep birlikte yiyip içiyorlardı. Dördüncü günü, kızcağızın tamamen iyileştiğini gören tabip olup bitenleri kendisine anlatmış ve artık padişah babasının sarayına gidebileceğini, bu müddet içinde hizmette kusur edilmişse bağışlanmasını niyaz etmişti. Sâliha bir mü'mine olan kızcağız, bu macerayı dikkat ve alâka ile dinledikten sonra, artık babasının sarayına dönmeyeceğini ve onlarla birlikte mağarada kalacağını bildirmiş ve kendilerinden bu kadar iyilik gördüğü kimselere nankörlük edemeyeceğini, kaderine razı olacağını ve kendisini son derece seven saka Edem'le evleneceğini beyan etmişti. Kızın bu muvafakatı üzerine, tabip padişah kızı ile saka Edhem'i nikâhlamış ve böylece âşık mâ'şukuna kavuşmuştu.

Günler günleri, aylar ayları takip etmiş ve belirli müddet sonunda padişah kızının, saka Edem'den bir oğlu dünyaya gelmiş ve adını da Ibrahim koymuşlardı.

Çocuğun ismini Ibrahim koymalarının sebebi, Ibrahim aley.

hisselâm gibi mağarada dünyaya geldiğinden dolayı idi.

Küçük Ibrahim, mağaranın neş'esi, ümidi, sevinci her şeyi olmuş ve yedi yaşına basmıştı. Annesinin teşvik ve telkini ile sabahları babasıyla şehre gidiyor ve su dağıtıyordu. Onun mübarek elinden bir tas su içenler, bir daha içiyorlar, bir akçe yerine iki akçe veriyorlardı. Böylece kazançları artmış ve geçim darlıklan kalkmıştı. Halk Ibrahim'i o kadar sevmiş ve o kadar ısınmıştı ki, kendisini bir gören bir daha görmek istiyor ve âdeta yollarını gözlüyorlardı.

Bir gün, onun elinden bir tas su içebilmek için etrafına topananların fazlalığı, Horasan padişahının dikkatini çekmiş, sorup sebebini öğrenmiş ve bu çocuğu getirmelerini emretmişti.

Padişahın huzuruna getirilen Ibrahim'in yüzündeki saffet ve samimiyet, padişaha kızının acısını birden unutturmuş ve onu sarayında alıkoymağa karar vermişti. Fakat, küçük Ibrahim ana ve babasının yanlarına dönmek arzusu ile ağlamağa başlayınca dayanamamış babası saka Edhem'i çağırttırmış ve ona oğlunu her sabah getirip saraya bırakmasını ve akşamlam almasını tenbih etmişti.

Artık, Ibrahim padişahın ve hanım sultanın tek eğlencesi, biricik tesellileri olmuştu. Onu konuşturuyor, güldürüyor ve kızlarının acısını unutuyorlardı. Bir gün, kendisine annesini de saraya getirmesini söylemişlerdi. Annesi her ne kadar bu daveti kabul etmek istememişse de, oğlunun ısrarlarına ve aglamalarına dayanamamış ve mecburen oğlu ile birlikte saraya gitmişti.

Gözlerinin önünde ölen ve gömülen kızlarının benzerini karşılarında görüvermek, padişah ile hanım sultanı heyecanlandırmış, fakat kızlarının öldüğüne o kadar inanmışlardı ki, karşılarındakinin öz kızları olabilecegine ihtimal verememişler, bununla beraber onu da bagırlarına basmışlardı.

Gerek padişah ve gerekse hanım sultan, küçük Ibrahim'e ve annesine o kadar ısınmış ve alışmışlar ki, geceleri ayrılmalarına dahi tahammülleri kalmamış ve fakat saka Edhem ile anlaşmalarını bozmayarak gözyaşları ile bu kısa ayrılığa katlanır olmuşlardı.. Nihayet bir gece mağarada başbaşa veren üç kader yolcusu, artık hakikatleri padişaha ve hanımına anlatmanın zamanı geldiğine karar vermişler ve ertesi gün de bu kararlarını yerine getirmişlerdi.Kızlarının ağzından macerayı dinleyen padişah ve hanımı:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.