Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hayvanların dilini öğrenmek isteyen adam — 1. bölüm

Ben-i Israil'den bir kişi, Hz. Musa aleyhisselâma müracaat ederek: — Yâ Kelîmullah… Hayvanların lisanını öğrenmek istiyorum. dedi. Hz. Musa aleyhisselâm, kendisine her ne kadar: - Hayvanların lisanlarını Öğrenmeyi merak edeceğine,…

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 256

Ben-i Israil'den bir kişi, Hz. Musa aleyhisselâma müracaat ederek:

— Yâ Kelîmullah… Hayvanların lisanını öğrenmek istiyorum.

dedi.

Hz. Musa aleyhisselâm, kendisine her ne kadar:

- Hayvanların lisanlarını Öğrenmeyi merak edeceğine, kendi lisanını öğren tavsiyesinde bulunduysa da, o kişi:

— Yâ Kelîmullah… Ne olur, Allah'a söyle de bana hayvanların lisanını ögretsin, diyerek ısrarla niyazda bulundu.

Hz. Musa aleyhisselâm, ona:

- Hayvanların lisanından anlamaman, anlamandan hayırlıdır, buyurdu ve Tûr dağına gitti. Allah celle buyurdu:

- Yâ Musa.. Hayvanların lisanını öğrenmek isteyen kulumun, bu duasını kabul ettim. Bundan böyle, bütün hayvanların lisanını anlayacaktır. Fakat, çok temkinli olsun..

Hz. Musa aleyhisselâm. Tûr'dan döndü ve o adamı bularak, isteginin kabul edildigini bildirdi ve temkinli davranması lüzumunu da hatırlattı.

Ertesi sabah günlük işlerine başlamak üzere evinin ahırına giden adamcağız, öküzü ile eşeği arasında geçen bir konuşmayı dinledi. Oküz. ahır arkadaşına dert yanıyor ve:

- Ah, ah eşek birader, diyordu. Halimi hiç sorma?!.. Kış olunca kasabaya, yaz olunca tarlaya, güz olunca arabaya koşarlar beni.. Hastalığıma, sağlığıma bakmazlar, yarı aç yarı

tok yıllarca çalıştırırlar.. Biraz da yaşlanıp işe yaramaz hale gelince, kasaba verir kestirirler, derimden ayakkabı, boynuzumdan bıçak sapı yaparlar, etimi kavururlar.. Ah, ah bu insanoğulları yok mu? Bilemezsin onların elinden çektiğimi....

Eşek, ona cevap veriyordu:

— Sen aptalsın da, bütün bu meşakkatları ve eziyyetleri hep o ahmaklıgından başına geliyor. Her sürülen yere gidilir mi? Arada bir hastalanmış gibi yap, sahibimiz o zaman sana istirahat verir. Bir denemek ister misin? Yarın, seni sapana koşmak için gelince, hiç yerinden kıpırdama, sopa ile tekme ile vursa da istifini bozma.. Seni hasta zanneder, rahat bırakır, akşama kadar ahırda yan gelir geviş getirirsin..

Iki emektar hayvanın bu sohbetini dinleyen köylü, kendi kendisine:

— Ben, ikinize de gösteririm diyerek ahıra girdi ve her zamanki gibi öküzün yanına gelerek onu kaldırmak istediyse de. arkadaşının aldığı talimata uyarak oralı olmadı. Bir iki sopa, birkaç tekmeye rağmen hiç istifini bozmadı, yerinden kımıldanmadı. Köylü, sinsi sinsi gülerek:

- Vah, vah.. Galiba bu hayvan hastalanmış! Eh ne yapalım? Bugün onun işini arkadaşı görsün diyerek merkebi çıkardı, tarlaya götürdü, sapana koştu ve akşama kadar durup dinlendirmeden çalıştırdı. Zavallı eşek gevezeliginin ve ukalâlığının cezasını çekmiş ve öküze akıl öğrettiğine bin kerre pişman olmuştu amma, ne fayda?

Neyse, akşam oldu. Biçare eşek yorgun argın ahıra döndü ve arkadaşını sabah bıraktığı gibi, hayatından memnun ağzını yaya yaya geviş getirirken buldu.

Hayvanlarının önlerine birer miktar saman koyan köylü.

dışarı çıktı ve kapı aralığından onları dinlemeğe başladı. Eşek, öfke ile yan yan öküze bakarak söyleniyordu:

- Ben sıramı savdım arkadaş.. Yarın sabah işine hazırlan..

Öküz de ona şöyle cevap veriyordu:

- Yok arkadaş.. Ben, ancak rahata erdim.. Daha birkaç gün böyle dinlenmek niyetindeyim.

Eşek, bilgiç bilgiç başını sallayarak yine akıl öğretiyordu:

— Sakın bu oyunu bir daha tekrarlayayım deme.. Bugün senin yerine benim sapana koşulduğumu gören tarla komşuları, sahibimize seni sordular. O da onlara: (Bizim öküz hastalandı, eğer yarın da hastalığı geçmeyecek olursa onu keseceğim, zaten fenbeldi boşu boşuna besleyecek değilim ya..)

cevabını verdi. Onun için, yarın sabah yine hastalık icadedersen kendini kasabın önünde bil..

Öküzcük, bu sözleri duyunca aklı başından gitti, daha doğrusu aklı başına geldi ve ölmektense çalışmayı daha ehven bularak ertesi sabah daha sahibi ahıra girer girmez ayağa kalktı ve tarlanın yolunu tuttu.

Köylü ise, yol boyu kendi kendisine düşünüyordu:

— Peygamber, bana hayvan lisanını öğrenip ne yapacaksın? diyordu. Bak, daha ilk gününden ne kadar faydası oldu.

Kim bilir? Daha neler öğreneceğim ve ne kadar faydalanacagım..

Ertesi sabah, horozun sesi ile uyandığı zaman, bu sefer de horozu ile köpeği arasında geçen şu konuşmaya şahit olmuştu. Horoz, köpeğe:

— Müjde, diyordu. Yarın sana ziyafet var..

Köpek de kendisine soruyordu:

— Ne ziyafeti?

— Ne ziyafeti olacak? Efendinin öküzü ölecek, yüzecekler etiyle kemiği de sana kalacak.. Bundan derisini büyük ziyafet olur mu?

Köylü, bu konuşmayı duyar duymaz, hemen öküzünü pazara götürdü ve sattı, aklı sıra büyük bir zarardan da kurtulmuş oldu.

Daha ertesi sabah, yine horozla köpeğin konuşmalarını duyarak yatağından fırladı. Köpek horoza çıkışıyordu:

— Hani, ziyafet diyordun? Bak, öleceğini söylediğin öküzü sattilar.

Horoz da ona yeni bir haber veriyordu

— Ben sana ziyafet var dedim mi, bil ki mutlaka ziyafete konarsın. Efendi öküzü sattı amma, bugün kölesi ölecek ve onun ölümünden dolayı nasılsa konuya komşuya bir yemek yedirecekler. Sen de artıkları ile kendine mükemmel bir ziyafet çekersin..

Bu konuşma üzerine, köylü kölesini de pazara çıkararak sattı. Kendi kendisine de:

- Eğer hayvanların dilinden anlamamış olsaydım ne kadar zarara uğrayacaktım, diye teselli buluyordu. Fakat, rahatı ve huzuru da kaçmıştı. İşi gücü bırakmış, hep hayvanlannın konuşmalarını dinliyordu. Kölenin de satılması üzerine, ikinci ziyafet ihtimalinden de mahrum kalan köpek, horozu yalancılıkla itham ediyor ve:

— Oturduğun yerde binbir yalan kıvırıyorsun diyordu.

Hani, ne oldu ziyafet?

Horoz, kendisini şöyle savunuyordu:

- Bunda benim ne suçum var? Öküz ölecek dedim, sattılar. Köle ölecek dedim, sattılar. Lakin, bu defa efendi ölecek ve çoluk çocukları da komşulara elbette bir yemek yedirecekler.

Hiç merak etme, efendinin ölümünden sonra, beklediğin ziyafete nail olursun...

Köylü, neye uğradığını bilemedi. Telâş ve heyecanla Hz.

Musa aleyhisselâma koştu, olup bitenleri anlatarak ne yapması lâzım geldiğini sordu. Hz. Musa aleyhisselâm, kendisine:

— Üstüne lâzım olmayan şeye neden talip oldun? buyurdu. Sana gelecek kaza, malına gelecek ve sana kalkan olacak- t1. Eğer, hayvanların dillerinden anlamasaydın, gaflet içinde bulunacak, öküzünü kaybedecektin amma nefsini kurtaracaktın. Herkesin felaketinden saadet ve selâmet arayana ölüm yakışu..

Gerçekten köylü öldü ve gider ayak bu dünyada her şeyi Öğrenmenin ve bilmenin insanlara hiç bir faydası olmayacaganı da anladı.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.