Bilindigi gibi, Uhud cengi sırasında kâfirler, aleyhissalâtü vesselâm efendimizin mübarek dişlerini kırarak şehit ettikleri zaman, Cebrail aleyhisselâm nâzil olmuş ve şöyle buyurmuştur:
— Ey Nebiler sultanı... Allahu zül-celâlin sana selâmı var.
Şayet, kanından bir damla yere düşseydi, Allahu azim-üş-şân yeryüzünde bir tutam yeşil ot bitirmeyecek, yerleri tamamiyle kurutacaktı.
Fahr-i âlem sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz, bu gazab-ı ilâhinin ümmeti üzerine inmesinden endişe ederek:
Allahümme ehdi kavmi fe-innehûm lâ yâ'lemün...
(Allahım.. Kavmime hidayet ver.
Çünkü, onlar beni bilmiyorlar.)
buyurmuş ve kavmine hayır dua etmişti, işte bu ulvi hareketi sebebiyle kendisine Allahu teâlâ tarafından ŞEFA'AT- KÜB- RÂ VE MAKAM-I MAHMUD ihsan buyurulmuştur.
Görülüyor ki, Nuh aleyhisselâm ile Enbiya'nın, serveri âşıkların rehberi, müttekilerin önderi âleyhissalâtü vesselâm efendimiz, söyledikleri bu sözlerle. mâna âlemine diktikleri tohumun meyvesini idrak etmişler ve her ikisi de ayrı ayrı tecellilerle semeresini görmüşlerdir.
Kâfirin ve âsinin sulünden geldiği halde, şeref-i iyman ile müşerref olan, ayni iyman nuru ile yaşayan ve iyman ile fenâdan bekaya göçen temiz ahlâklı mü'mine gelince; bu zat hiç şüphe etmemelidir ki, ilâhi nurdan nasibini almış ve bu dereceye o sayede yükselmiştir.
Kadir geceleri, Allahu teâlâ tarafından inzâl buyurulan bir nur vardır. Bu nur, bütün mü'minlere ve mü'min evlâtlarına taksim olunur. Her mümine dağıtıldığı halde yine de artar.
İşte, bu artan nur yine Allahu tâlâ'nın emr-ü fermanı ile, o gece ana rahmine düşen veya o gece doğan kâfir, fâsık ve âsilerin evlâtlarına bahş ve ihsan buyurulur. O gecenin nurundan hisse alan kâfir, fâsık ve âsilerin evlâtları mutlaka şeref-i iyman ile müşerref olurlar ki bu büyük bir ihsan-ı ilâhî ve tevfik-i Rabbanidir.
Bir de şöyle olabilir: Kafir, fâsık ve âsi olarak bilinen kimseler, bir iyilik ederler. O iyilikleri ind-i ilâhide makbul ve mergup olur. Bundan dolayı da mükâfaten ya kendilerine veya evlâtlarına iyman nasip olur. Allahu â'lemü bis-savâb.. Ehlullah, bu meseleleri böylece beyan buyurmuşlardır. Zira, Kur'- an-ı Kerim'in zâhiri, bâtıni, âfâki ve enfüsi mânalarına vakıf
olanlar, o kitab-ı mübiynden her türlü umuru tayine muktedir olurlar bi-iznillah..