Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Hidayete eren bir gayrı müslim ile. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 222

Hidayete eren bir gayrı müslim ile. onun hidayetine sebep olan zatın çocuğu yolda karşılaştılar. Şeref-i islâm ile müşerref olan bu zat, kâmil bir mü'min olduğu halde, kendisini hidayete ileten zatın oğlu da, li-hikmetin fâsık bir kişi idi. Bu fâsıkın babası, bir müşikin hidayetine sebep olmuş, fakat kendi oğlunu islâha kadir olamamıştı.

Muhtedi olan zat, mürşidinin fâsık oğluna nasihat etmek istedi:

— Bak, ben bir müşrik oğlu iken, senin muhterem pederine uymak sayesinde el-hamdü lillah iymana ve islâma kavuştum.

Babanın ve baban gibi sâlih kimselerin yollarından gittiğim için, Allahu teâlâ beni aziz etti. Ne gariptir ki, sen de muhterem babana uyacak yerde, benim kâfir babamın yolunda yürüyorsun, onun ahlâkı ile ahlâklanıyorsun. Bunun için de Allahu teâlâ seni zelil kıldı, dedi ve bu haklı sözleriyle o fâsık kişinin tövbesine sebep oldu.

Evet; insanların olduğu gibi, hayvanların da hilkat bakımından ve iklim yönünden aralarında asalet farkları vardır.

Insandan gayrı asil olan hayvanlar, madenler, nebatlar ve meyvelerle toprağın asaleti de iklimlerine bağlıdır. Allahu teâlâ, bütün mahlûkatını birbirleri üzerine derecat ile yaratmıştır.

Dünyada böyle olduğu gibi, âhirette de böyle olacaktır. Bazıları asil, bazıları sefil, bazıları güzel, bazıları çirkin, bazıları aziz, bazıları zelil, bazılan akıllı, bazıları ahmak, bazıları çalışkan, bazıları tembel olarak halkolunmuşlardır. Meselâ; at,

köpek ve kedi gibi hayvanlar da cins cinstir. Kediler, hılkatleri itibariyle terslerini örterler. Bazı kediler, fareyi tutar, boğar fakat yemez. Bazı kediler, aç dahi olsalar bir şey çalmazlar.

Bazları tok olduklar halde çalmadan yapamazlar. Köpekler de bu ve buna benzer bir çok farklar ve hususiyetler gösterirler. Atın asaletini ispat için şeceresinin muntazaman kayıt ve.

tesbit edildiğini elbette bilmeyen yoktur.

Şu halde, eşref-i mahlükat olan insanlarda da, hilkatleri ba.

kımından asalet aramak, insanlara lâyık olan bir haslettir.

Iklimlerin insanlar, hayvanlar ve nebatlar üzerinde tesiri olduğu gibi, yenen nesnelerin de insanlar üzerinde tesiri çok büyüktür. İşte, bundan dolayı Allah celle bize temiz, tahir ve tayyip şeylerin yenilmesini helâl kılmış, pis ve kötü şeyleri yemekten de men'etmiştir.

Allahu subhanehu ve teâlâ, bazı kullarını tam tâbiriyle hesnâ-müstesnâ seçerek halk etmiştir.

Innallah'astaja Ademe ve Nûhan ve âle Ibrahiyme ve âle Imrane alel-âle miyn...

Âl-i Imran: 33 (Gerçekten Allahu teâlâ, Âdem, Nuh aleyhimüsselâm ile Âl-i-Ibrahim ve Âl-i-Imran', âlemler üzerine mümtaz kıldı.)

Bu âyet-i celile, bazı insanların hesnâ - müstesnâ ve asil clarak yaratıldıklarına işarettir. Bunlardan gelecek ucuklar da, aynı asaleti muhafaza ettikleri müddetçe asildirler. Bunlar, beşerin kalbi, gözü, aklı ve tefekkürü mesâbesindedirler. Netekim, bazı kavimler de digerleri üzerine üstün kılınmıştır:

Yâ Beni-İsrail'ezkürü ni'metiyelleti en'am tü aleyküm ve enniy faddaltü.

küm alelâlemiyn.

El-Bakara: 122 (Ey Beni-İsrail! Hatırlayın o ni'meti ki size in'am etmiştim.

Ve o ni'meti hassatan ecdadıniza verip, onunla onları zamanlarındaki nâs üzerine üstün kılmıştım.)

Fakat, diğerleri üzerine üstün kılınan bu kavim, Allahu teâlâ'ya isyan ve peygamberlerini katleyledikleri için, Hakkın gazabına uğramışlardır:

Ve duribet aleyhim-üz-zilletü vel-meskenetü ve ba'û bigadabin minallah.

El-Bakara: 61 (Nimete küfran ettikleri için mücazat olmak üzere, üzerlerinize zillet ve meskenet vuruldu, Allahu tâlâ'nın gazabına da uğradılar.)

âyet-i kerimesi bunu açıkça beyan buyurmaktadır. Bu âyet-i celilenin iymâ ve işaret ettiği bir hakikat daha vardır: Hesnâ-müstesnâ yaratılanlar dahi, ahkâm-ı ilâhiyyeye sırt çevirdikleri takdirde zillet ve meskenete düçar olacaklar ve Allahu teâlâ'nın gazabına uğrayacaklardır.

Bu itibarla, insanların kerim ve asil olmaları, hılkatlerine bağlı olmakla beraber, Ailahu teâlâ'ya isyan eden ve ahkâm-ı ilâhiyyeye yüz çevirenlerin, asil ve necip bir insan iken hayvandan daha aşağı derekelere düşecekleri de mutlak ve muhak kaktır.

Buna binaen, kul olarak bize düşen vazife; Hakkın emirlerini hakkıyle yerine getirmek ve bu sayede sayılamayacak kadar çok nimetlere nail ve mazhar olmak, nehiylerinden de kaçınıp sakınarak yine sayılamayacak kadar çok felâket ve musibetlerden kurtulmaktır. Gerek emirlerine uymayı ve gerekse nehiylerinden kaçınmayı. Hakkın birer nimeti olarak bilmek ise. aklı başında kimselerin kârıdır.

Adem aleyhisselâmın oğlu Kâbil'in neden katil olduğu sarahatle meydana çıkmıştır. Nuh aleyhisselâmın tufandan önce oğullarından birisinin ve tufandan sonra da torunlarından birisinin kâfir olduklarını görüyoruz. Bunun sırrını ve hikmetini, ehlullah şöyle çozmektedirler:

Kâfir bir kimse, peygamber çocuğu dahi olsa, babası onu azab-ı ilâhiden kurtaramaz. Kaldı ki, kâfir olan evlât o peygamberin evlâdı da değildir. Zira, sulpten gelenin değil, ancak dinden gelenin, peygamberlerin yolundan gidenlerin onların çocukları olabileceği, yukarıda okuduğumuz (0, SENIN EHLIN DE- ĞİLDİR. ZİRA, O SALİH OLMAYAN iŞ İŞLEMİŞTİR.) âyeti ile sabittir.

Hatırlanacağı gibi, Nuh aleyhisselâm dünyada bir tek kâfir kalmaması için beddua etmişti. Halbuki, murad-ı ilâhi kâfir ile mü'minin kıyamete kadar yeryüzünde kalmaları şartiyle tecelli etmiştir. Cennet ve cehennem halk olduğuna göre, her ikisine de girecek kimseler bulunması zaruri ve tabiîdir. Gerçi, Nuh peygamberin bu duası, indallah kabul olundu ve ger- "çekten yeryüzünde bir tek kâfir kalmadı, hepsi boğularak helâk oldular. Ancak, ilm-i ilâhiyye göre dünyada mü'minin de Irgâd, cild 3 - F: 15

kâfirin de bulunmaları gerektiginden, kafiri Nuh peygamberin sulbünden meydana getirmiştir.

Yukarıda yenilen şeylerin, doğacak çocuklar üzerine müessir alduğunu açıklamıştık. Hemen ilâve etmeliyiz ki, yalnız yenilen şeylerin değil. çirkin ve kötü sözlerin de doğacak yavruların hılkati üzerinde tesiri vardır. Bunun için, ağızdan çıkacak sözlere de dikkat etmek, üzerimize vaciptir. unutmamalıdır ki, söz de bir nevi tohumdur. Söylenilen her sözle, mâna tarlasına o sözün tohumu atılmış olur. Yakın bir gelecekte de o tohumdan hasıl olan meyve elde olunur.

Bu sebeple, yemeğe ve içmeğe dikkat edildiği kadar sözlerimize de son derece dikkat etmek lâzımdır. Bir söz, Nuh peygamberin yevm-i kıyamette şefaatten mahrum kalmasına sebep olmuştur. Kâfır olan kendi öz evlâdına şefkat-i pederane ile kıyamadığı ve onu himaye ve siyanet ettigi halde kavmine ve kabilesine helâk olmaları için ettiği beddua, onu şefaat-i kübrâdan mahrum eylemiştir. Bahusus, bu pâye yalnız aleyhissalâtü vesselâm efendimize verilmiştir. Zira. Hz. Muhammed aleyhisselâm, kavmi kendisine bunca eza ve cefa ettigi halde, onlara beddua etmemiş bilâkis onların hidayet ve selâmetleri için dua eylemiştir. Onların helâk olmalarını istememiş, delâletten hidayete ve bâtıldan hakka dönmelerini niyaz etmiştir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.