Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Vaktiyle, bir hükümdarın pek sevdiği bir hanım sultanı vardı. — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 195

Iş anlaşılmış ve hakikat meydana çıkmıştı. Hanım sultan hıçkırıklar arasında bütün olup bitenleri hükümdara anlattı.

Sonunda da, ayaklarına kapanarak affedilmesini, bağışlanmasını niyaz etti.

Hükümdar, bu çirkin işin kadınlık duygu ve gururu ile işlendiğine kanaat getirerek, karısını affetti.

Fakat, asıl mühim mesele, kızını sulünden olan yavrusu nu nasıl bulacaktı?

Günlerce düşündü, mahremlerine danıştı ve nihayet karara vardı. Altından bir araba yaptırdı. Şehrin surları önünde bir meydanlığa bu arabayı yerleştirdi. Bütün çingene kızlarını da.

bu altın arabayı seyretmek üzere toplattırdı. Hayran hayran arabayı seyreden çingene kızlarını birer birer çağırtıyor, bu arabanın kaç lira edeceğini soruyor ve onlardan bir kıymet biç melerini istiyordu. Birer birer bütün çingene kızları altın arabaya kıymet biçtiler. Kimi bir çuval altın eder diyor, kimi bir çuval arpa, kimi bir çift eşek edeceğini ileri sürüyor, akılla rınca bir değer söylüyorlardı. Yalın ayak, üstü başı yırtık bir kız daha getirildi. Kışın soğuğu ve yazın sıcağı ile kavrulmuş ve yanmış mâ'sum yüzünde bir ciddiyet ve vekar vardı bu kızın… Bakışları zarif, her hali ağır ve temkinli, hâsılı yürümesi ve konuşması bir başka idi. Bu hal hükümdarın dikkatinden

kaçmadı. Diger çingene kızları durdukları yerde duramadıkları, fıkır fıkır kaynaştıkları halde bu sâf ve mâ'sum tavırlı kızcagız, halinden müşteki ve hayatından bezgin bir edâ taşıyordu. Onun bu gamlı, hüzünlü ve dalgın hali karşısında hükümdarın kalbi sızlamış ve içi burkulmuştu. Diğerlerinin arasında, nasılsa kargaların içine düşmüş bir kumru kadar ürkek duran bu kızı da hükümdarın huzuruna getirdiler, hükümdar ona da:

- Bu altın araba, sana göre kaç para eder? diye sordu.

Kızcağız, vehleten cevaba kadir olmadı, durdu ve uzun uzun düşündü ve nihayet şu cevabı verdi:

- Efendim, biz dağda bayırda yaşayan insanlarız. Bu arabanın kaç para edeceğini nereden bileyim? Bunu, bizden soracağınıza çarşıda altın alış-verişiyle uğraşan esnafa sorsanız.

daha doğru bir fiyat biçerler, dedi. Hükümdar, yerinden kalktı vc kıza yaklaştı. Ona bir kerre dikkatle baktı ve artık tereddüdü kalmamıştı. Bu kızın evlâdı olduğuna kani olmuş ve anasının babasının bulunup getirilmelerini emretmişti. Derhal koşmuşlar ve kızcağızın ana ve babası olduğunu söyleyen bir kadınla bir erkeği, hükümdarın huzuruna getirmişlerdi. Hükümdar, onlardan sordu:

— Bu kız, gerçekten sizin kızınız mı? Bana doğrusunu söyleyiniz, dedi. Çingeneler:

— Hayır, dediler. Bu kızı, bizim oğlumuz dünyaya geldiği gün bize getirdiler, bir miktar altın vererek bizim oğlanla değiştirdiler. Fakat, bu kız benim mememi ağzına almadı ve bir yudum sütümü bile içmedi. Onu hep hayvan sütü ile besledik ve bu boya getirdik.. Ona kendi evlâdımız gibi baktık.

Hükümdar, gerçekten kızının bu kız oldugunu anlamış, onu bağrına basmıştı, kendisini yetiştiren ve.büyüten çingeneleri de münasip şekilde memmun etmiş. diğer çingene kızlarına da hediyeler dağıtmış ve kızını sarayına götürmüş, o zamana kadar şehzade diye bilinen çingene oğlanı da bütün kırlar ve ormanlar üzerine âmir tayin ederek eline ferman vermiş ve saraydan uzaklaştırmıştı. Kanarya kafesine girmiş, o zamana kadar onun kafesini işgal eden serçe de azat edilerek kırlara uçurulmuştu. Çingene delikanlısı için bahşolunan vazife hükümdar- Iktan daha güzel gelmiş ve böylelikle her şey yerini bulmuş, zavallı kızcağız da senelerce sonra yerine yuvasına kavuşmuş oldu.

Insanlar yaptıkları işlerle, söyledikleri sözlerle, kafalarındaki düşüncelerle hasletlerini meydana koyarlar. Konuşmayan bir insan, okunmayan bir kitap gibidir. Konuşmaya başlayınca, okunan kitap gibi mahiyyeti ve muhtevası anlaşılır. Bunlar, hılkatleri pâk olan kimselerdir ki, Fatiha'sı temiz kişilerdir. Bunlar:

Elestü bi-Rabbiküm kalû beld...

El-Âraf: 172 (Ben sizin Rabbiniz değil miyim? buyurmuştu. Onlar da EVET EY RABBİMİZ, demişlerdi.)

hitabında İLLÂ diyenlerdir. Netekim:

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.