Halife Me'mûn, kendi aka'idine uymayan Ahmed Ibn-i Hanbel'i, ölünceye kadar dögmek üzere cellâda teslim etmişti.
Bu cezayı infaz eden cellâd. kamçıyı her vurdukça, Hazret-i İmam halifeden yevm-i kıyâmette dâvacı olmadığını söylüyor ve bu zulme rağmen ona hakkını helâl ettiğini tekrarlıyordu.
Onun bu hali. katı yürekli cellâdın bile dikkat ve rikkatini çekmiş olmalı ki:
- Seni, böyle bir zulüm ve kahr ile ölüme mahkûm eden halifeye mi hakkını helâl ediyor ve kıyâmette dâvacı olmayacağını söylüyorsun? ….
Hazret-i Imam, büyük ızdırabına rağmen şöyle buyurdu:
- Evet, halife bana ne yaparsa yapsın, ben yine de ona hakkımı helâl ederim. Zira, o aleyhissalâtü vesselâm efendimizin amcasının oğludur. Biz ise, ümmet-i Muhammedden âciz
bir ferdiz. Sulâle-i Nebiyye karşı başka bir şey söylemek haddimiz midir?
Ve, o muhterem ve mübarek zatın aziz ruhu, kamçı ıslıkları arasında cennete uçtu..
Teslim-ü-rizadır işi erbâb-ı kemalin, Olmaz alem-i hırs-u-tezellül ukalâda..
Ey invan-ı din-i mübiyn:
Allahu sübhanehu ve talâ'nın ilham ve inayeti ve sizlerin sabır ve hamiyetinizle cevaplamağa çalıştığımız İSLÂM ÂLİMLERİNE başlığı altında yayınlanan beyanname mi. sualname mi, cehilname mi, her ne ise işte o varakpâreye. karşılık verdiğimiz sırada, AZİZ MÜSLÜMAN başlığı ile ikinci bir broşür daha neşrolunduğuna muttali olduk ve ele geçirdigimiz bir nüshasını okuduk.
Bu ikinci beyannamede de sorulan sualler, birincisinin hemen hemen aynı idi. Şu farkla ki, ilkinden umulan ve beklenen tesir tahassül etmemiş bulundugundan, bunları yayınlayan veya yayınlayanlar, bu defa islâm alimlerinden ümitlerini kesmişler ve ilk sorularını biraz daha kısaltarak bütün müslümanlara hitabetmek ihtayacını, daha dogrusu zehirlerini ehl-i iymanın saf ve temiz gönüllerine akıtmak lüzumunu duymuşlardı. Ancak, unuttukları ve aldandıkları bir gerçek vardı:
Büyük müslüman topluluğu, dıştan gelen islâm düşmanlıklarına karşı ne kadar dikkatli ve uyanık idiyse, içten gelen iyman çapulculuklarına karşı da aynı derecede hassas ve müteyakkız bulunuyordu. Onlar, iyi biliyorlardı ki, kökü dışarıda olan islâm düşmanlığı ile, kökü içeride bulunan iyman çapulculuğu; müslümanları birbirine düşürmek, aralarındaki birlik ve beraberliği yok etmek. mü'minleri Allah'ın, Peygamberin ve Kur'anın emirlerine karşı gelmeğe, din namına dinden ve iymandan çıkarınağa çalışmak için sıkı bir işbirliği halinde bulunmakta ve bu uğurda maddi ve manevi hiçbir fedakârlıktan ve masraftan kaçınmamaktadır. Ortada ciddi ve
zaruri hiçbir sebep yok iken ve Allah'ın, Peygamberin ve kitabın emirleri ve hükümleri gayet sarih ve vazih iken, büyük paralar sarfederek on binlerce broşür bastıran ve dagitanlar, elbette ve elbette gizli ve hususi maksatlarla hareket eden bazı islâm düşmanı hainlerdir. Bir yandan milli birlik ve beraberliğimizi kundaklarken, bir yandan da iyman ve islâma karşı bu büyük sabotaj hareketine girişenler, hiç şüphe yoktu ki bir elden idare ediliyorlar, aynı meçhul kaynaklardan destekleniyorlardı.
Bu sebeple, degil böyle birbiri peşinden beyannameler neşretmek, sorular sormak ve suret-i haktan görünerek gerçekleri tahrif ve te'vile kalkmak; hatta gizli ve âşikâr bütün gelir kaynaklarını harcasalar ve bütün islâm düşmanlarını bir araya getirerek daha geniş mânada işbirliği yapsalar, bütün bu gayret ve faaliyetleri iyman kalesinin sarp ve aşılmaz burçlarına çarpa çarpa erimeğe ve sönmeğe mahkûmdur. Asırlar dır bu denemeyi yapanlar, aynı husrana uğramışlar, münhezim ve muzmahil olmuşlardır.
Bizim, bu beyannamelere cevap vermek lüzumunu duymamız, risâlemizin başında da belirtmeğe çalıştığımız veçhile, onlara kıymet ve ehemmiyet vermemizden degil, belki bu islâm ve iyman düşmanlarının iğvâlarına kapılan bazı saf ve mâ'sum insanları uyarmak ve gerçekleri onlara duyurmak içindir.
Bâtıl, hemişe bâtıl-u beyhudedir veli;
Müşkil budur ki, eder suret-i haktan zuhur.
Ilk beyannameye verdiğimiz cevapları, bu risâlemizi okuyacak müslümanları sıkmamak için mümkün mertebe kısalttık. Şimdi de, yine Allahu tâlâ'nın inayeti ile ikinci beyannamedeki soruları cevaplandıracagız:
Bu zâlim şeytan kölesi soruyor:
- Salâvat-ı şerifeyi yani ALLAHÜMME SALLİ ALÂ SEYYIDINA MUHAMMED sözünü, hiç arapça kelime kullar madan türkçeye çevirebilir misiniz?
Biz de cevaben diyoruz ki; salâvat-ı şerifeyi türkçeye çevirmek kabil degildir. Salâvat-1 şerifenin mânasını, kıymet ve ehemniyetini IRÂD'ın 1. cildinin 2. dersinde görebilir ve o zaman neden Türkçeye çevrilemeyeceginı de anlarsınız.
Söz, salâvat-ı şerifeden açılmış iken sizlere bir mûcize-ipeygamberiden haber vermek isterim:
Fahr-i kâ'inat aleyhi ve âlihi efdal-üt-tahiyyat efendimiz hazretlerinin, aşağıda sunduğum Hadis-i şeriflerini dikkat ve ibretle okuyunuz:
Rüviye an Ibn-i Abbas an ebâ Hureyre an Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ennehu kale: (lâ tekum-üs-sâati hattâ yahruce min ümmeti Esmüh sofiyyûne ve hüm yehudü ümmeti yahlıkune rü'üsehiim ve yerfe'ûne savtehim bi-zikrillahi yazunnûne tarik-el-ebrâr bel hüm adallü min-el-.
küflari ve hâulâi ehl-ün-nâri ve hüm yeşhekune keşeh-kil ahmâri ve amelühüm amel-Eş-şeytani ve hüm yünâ'zlune ma'al-ulemâ'i leyse lehüm iyma nün ve hüm yâcebîne fi â'malihim.)
Mâ'nayı münifi:
(Ümmetimden, kendilerine SOFİYYÜN ismini veren bir takım sapıklar çıkmadan kıyâmet kopmayacaktır. İşte, bunlar
ümmetimin Yahudileridirler.
Bunlar, kafalarını traş ettirirler, seslerini yükselterek bağırır gibi Allah'ı zikrederler ve kendilerini ebrâr tarikinden zannederler. Halbuki, bunlar kâfirlerden daha beter dalâleftedirler., Işte, bunlar cehennem ehlidirler. Bunlar, eşekler gibi anırırlar ve bunların amelleri şeytan amelidir. Bunlar, âlimlerle münaza'a ederler. Bunların iymanı yoktur, iymansızdırlar. Amellerinde de u'cuba düşmüş, kendilerini beğenmişlerdir.)
Ey sâlik-i aşk-ı ilâhi:
Bu hadis-i şerif, şeri'at-ı Ahmediyyeyi inkâr eden, din âlimleri ile münaza'a eyleyen, derviş kıyafetine bürünen, sofi kılığında görünen, arslan postu içinde gizlenmiş çakalların hallerini ne güzel, ne açık ifade etmektedir. Bu hadis-i şerif, Başkıran mı Dişkıran mı her neyse, baş kırmayı diş kırmayı mâ'rifet sayanların tarif ve tavsifidir ve bu gibileri tanımak ve tanıtmak için şaşmaz bir mehenk taşıdır, bir ibret aynasıdır. Zira:
— Sorularıma hiç bir din ve islâm âlimi, hiçbir imam ve müftü cevap vermedi, diye u'cuba düşmesi ve üstelik:
- Ben, âyetten gayrı delil kabul etmem, iddiasıyle Kur'- an-ı mübiynin tefsiri olan sahih Hadis-i şerifleri inkâra yeltenmesi, bu Hadis-i şerifin tarif ve tavsifine tıpatıp uymaktadır.
Böylelerinin iymandan nasipleri olmadığı; âlimler ile câhilâne münâza'a etmelerinden, hak kelâmı reddetmelerinden anlaşılmakta ve bunların yaptıkları zikr-i cehrinin kendilerine dünya ve âhirette hiçbir fayda ve menfaat sağlayamayacağı da kesin olarak bilinmektedir. Zira, şeri'atsız tarikat iddia edenlerin, yapacakları zikr-i cehri veya zikr-i hafiden feyiz alamayacakları ve aslâ karşılığını göremeyecekleri, bu durumda bulunanların bu ümmetin Yahudileri oldukları, zâhiren sofi kılıgına girseler de, hakikatte bu gibilerin yahudiden hiçbir farkları bulunmadığı tahakkuk ve tezahür etmektedir.