Ara
Menü
3 dakikalık okuma

Adamın birisi, tavuk almak maksadiyle bir tavukçu dükkânına girer. — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 127

Hep sen soracak değilsin ya.. Dur, ben de sana sorayım:

Hallac-ı idam eden Haktan gayrı mı idi? Eğer, insana ruh-u ilâhiden üfürüldü ise, aynı ruha Hallac-ı idama mahkûm eden

kadı efendi de sahip idi. Bu takdirde, asan da asılan da o olur. O halde, niçin Hallac-ı berdâr eden kadı efendiye kızıyorsun?

Ey gafil... Hallac'a idam hükmünü veren kadı efendi ile, Hallac'ı bir tutarsan, tevhidde ayırırsan şirkte olduğunu bil..

Yezid ile hazreti Hüseyin radıyallahu anh, Hz. Musa aleyhisselâm ile Firavun, Cenabı Fahr-i Risalet ile Ebâ-Cehil de aynı ruhu mu taşıyorlar? Bunlar bir midir, birde midir, yoksa ayrı ayrı mı idiler? Hepsine aynı ruhtan nefh olundu. Bu saydıklarımın hangisi hak, hangisi bâtıldır? Hepsi hak ise, neden Yezid'e, Firavun'a ve Ebâ-Cehil'e lânet ediliyor da, diğer zevata salâvat getiriliyor?

Bu sözlerimi de red ve inkâra takatin varsa, aksini Kur'an-1 kerîm ile ispat etmek yine sana düşer.

Mâ'hud beyanname mi, cehilname mi her ne ise, islâm âlemine ve islâm âlimlerine yayınladığın o meşhur hezeyannamende, açıkça söyleyemiyorsun ama, iymâ yollu belli ediyorsun ki, Hadis-i şeriflerle verilen cevaplan kabul etmezmişsin.

Allahu tâlâ'nın âyetleri, azameti, celâli ve cemali aşikârdır. Belki, Zât-ı ülühiyyeti de âşikârdır amma, körün karşısındakini görmediği halde, karşısındakinin körü gördüğü, körün ise ancak karşısındakinin mevcudiyetini sezdiği gibi, bizler de âşikâr olan Allahu teâlâ'yı göremiyor ve âyetlerini körün sezdiği gibi sezebiliyoruz. Zira, zatı akdesi ilâhiyyeyi idrak edebilmek nasibine ve mazhariyyetine erişmek muhaldir. Dünya hayatında, Allahü teâlâ'yı görmeği dileyen Hz. Musa aleyhisselâma bile nasip olmamış ve bu isteginden vaz geçmesi için daga tecelli buyurulmuş ve dağ bu tecelliyata tahammül edemeyerek parça parça olmuş, dehşet içinde kalan Hz. Musa aleyhisselâm bir müddet baygın kalmış ve ayıldıktan sonra da bu talebinin bir hata ve zelle olduğunu anlamış ve hakka tövbe etmiştir. Bu anattıklarımı, Kur'an-ı kerîm, aynen böyle haber vermektedir.

Evet; denizin içinde bulunan balıklar denizi bilmez ve görmezler. Görmenin şartları vardır. Pek yakın olan görülmez, sezilir. Balıkların da denizi görebilmeleri için, denizden gayrı bir

yere çıkmaları gerekir. Bizim de, bizi ihata eden haktan ayrılıp ancak o zaman hakkı görmemiz lâzım gelir. Allah celle âşikârdır. Bizim, göremeyişimiz onun âşikâr oluşunu inkâra sebep degildir. Allahu teâlâ, her şeyi kuşatmıştır. Şu var ki, senin beline doladığın kuşak veya kayış gibi degil.. Çünkü, sen ve senin gibiler kuşatmayı belinize doladığınız kuşak veya kayışla karıştırıyorsunuz. Allah celle celâluhu, bilinen ve bilinmeyen, görünen ve görünmeyen bütün âlemleri kuşatmıştır. Bu kuşatma, senin anladığın gibi değildir. Hiç bir nesne, Hakkın iradesinden harice çıkamaz ve her şey Allahu teâlâ'ya mahkûmdur. Allahu teâlâ ise, her şeye hâkimdir. Her şey, onun kahr-u galebesindedir.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.