Fakat, onunla kabrinde hiç kimse arkadaş olamamış.
kendisini tek ve tenha kabre koymuşlar, sırtında ettiği zulüm ve günah yükü olduğu halde kara topraklara karışmış. gitmiş..
Fe-iza câ'e ecelühüm lâ yeste'hirûne sâ'aten ve lâ yestakdimûn.
El-Â'raf: 34 (Ecel geldi mi, ne bir lâhza geri kalırlar, ne de bir lâhza ileri gidebilirler.)
Kâfirlerin, zâlimlerin ölümleri çok acı, çok korkunç ve çok fecidir. Kâfirlerin ve zâlimlerin, ölüm ânında çektikleri azabı, Kur'an-ı-kerim şu yolda haber vermektedir. (Allahu teâlâ'ya sığınırız).
Ven-Nâzi'ati garkan...
En-Nâzi'at: 1 (Kâfirlerin canlarını şiddetle alan melekler hakkı için..)
Ve lev terâ iziz-zâlimûne fi gamerât-il-mevli vel-melâiketü bâsitü eydiyhim ahricû enfüseküm el-yevme tüczevne azab-el-hûni bimâ küntüm tekuline alallahi gayr--el-hakkı ve kintim an âyâtihi testekhirûn..
El-En'am: 93 (Bu zalimlerin ölüm sekeratında kıvrandıkları ve meleklerin ellerini uzatarak: «Haydi bakalım, canınızı kurtarın, bugün Allahu teâlâ'ya karşı hak olmayanı söylediğiniz, onun âyetlerine kibirlenerek isyan ettiğiniz için, rüsvay edici azapla cezalandırılacaksınız..» dedikleri zaman hal.
lerini bir görsen..)
Okuduğum bu iki âyetten birincisinde (Kâfirlerin canlarını şiddetle, sertlikle alan melekler)in sayıları üç yüz altmış adettir. Bu melekler, kâfirin canını gazap ve sertlikle hulku ma (Boğaz, yemeğin mideye gitmek için boğazdan geçtiği yol)
getirir, Azrail Aleyhisselâm ruhu alır. Ruh göğe çıkar, kâfirin ruhu gökten tardolunarak cehenneme gönderilir. Cehennemden de iade olunarak, cesetle birlikte kabre girer ve orada hapsolunur, daracağına bakarak infaz saatini bekleyen idam mahkûmları gibi, göreceği azap kendisine gösterilir. Kıyâmet gününe kadar öylece bekletilerek azap olunur. Kıyâmet günü ise cehenneme atılarak, ebedi nârda kalır ki. bunun mutlaka böyle olacağını Kur'an-1-azim-üş-şân haber vermektedir.
Firavun ve avenesinin kabirlerinde akşam ve sabah ateşe arzolunarak azap çektiklerini de Kur'an-ı-mübiyn haber vermektedir. Kâfir ve zâlimler de, âl-i-Firavun gibi olduklarından, kabirlerinde bu minval üzere azap görecekler ve kıyâmet günü ebedi olarak nâra gireceklerdir.
Allahu teâlâ, cümlemizi iyman ile öldürüp, sâlihlere ilhak buyursun.. (Amin-Bi-hürmeti seyyid-il-mürseliyn..)
Ve lev terâ iz yeteveffelleziyne kefer-ül-melâiketü yadribüne vücühehüm ve edbârehüm ve züku azab-el-harıyk...
El-Enfâl: 50 (Katlolunan kâfirlerin melekler canlarını alırken, ateşten değneklerle yüzlerine arkalarına vurarak: «Tadın yakıcı ateş azabını, ki bu ateş cehennemin mukaddiniesidir..»
dediklerini görmeliydin..)
Bu kâfirler, rahat yataklarında dahi yatsalar, bu azabın şiddeti ile yerlerinden ok gibi fırlayarak azaptan kaçmak isterler. Fakat kurtulmanın imkânı yoktur, bu şiddetli azabı çeke çeke ölürler ve böyle ölmekten de kurtulamazlar. Bazs ahmaklar da:
— Öldü, kurtuldu.. diyorlar. Halbuki, dünyada çektiği azap, âhiret azabı yanında hiç mesâbesindedir. Zira, âyet-i celilede de işaret buyurulduğu gibi, meleklerin bu şiddetli azabı; ebedi azabın başlangıcıdır.
Gelelim mü'minlerin ölümlerine:
Allahu zül-celâl, bir mü'minin ruhunu kabzeylemesini, Melek-ül-mevte emr-ü ferman buyurur. Azrail Aleyhisselâm, bu mü'mini meselâ pazarda alış-veriş ederken bulur, kendisine selâm verir. Mü'min Azrail Aleyhisselâmın selâmını alır ve sorar:
— Bir emriniz mi var?
Melek-ül-mevt cevap verir:
— Ey Allah'ın has kulu.. Ben Melek-ül-mevtim..
- Mâşâ'Allah.. Ehlen merhaba.. Ruhumu kabzetmeğe mi geldiniz?
- Evet, Allah celle sana selâm etti.. Nerede istersen, ruhunu orada alacağım. Allahu teâlâ, sana mühlet veriyor.
— Aman emanetini al.. Şu dâr-ı belâdan saadet diyarına varayım, Resûlün cemalini göreyim, Rabbimin cennetine girip, ni'metlerine ereyim.. Durma, gel beni bu kesfetten azat eyle.. Ayrılık ateşi, fırkat nârı beni zaten harap etti.. Gurbette geze geze, çile çeke çeke kaddim eğrildi. Beni, bir an önce dost diyarına gönder Allah aşkına.. Madem ki, bana mühlet tanımakla emrolundun, namaza durayım da ruhumu öyle al.. Muradım budur, o namaz ki Habib-i Hüda'nın gözü nurudur, onda vuslât bulayım..
Mü'min derhal bir kenara çekilerek namaza durur ve ruhu tereyağından kıl çeker gibi kabzolunarak â'lâyı ılliyyine rücû eder.
Bir gün, Ashab-ı bâ'sefa aleyhisselâtü vesselâm efendimize sordular:
— Ey Allah'ın Resûlü.. Bize ölüm kerih geliyor.. Ölüm ânında ne yapacağımızı, ne yapmamız gerektiğini bize bildir.
Resülüllah sallallahu aleyhi ve sellem, saadetle buyurdular:
— Siz ashabıma ve iyman eden bütün mü'minlere, ölümleri ânında öyle bir makam gösterilir ki, ölüme koşa koşa, can atarak, büyük bir sevinç içinde varırsınız..
Işte, yukarıda okuduğum âyet-i kerimenin meali münifi de bunu te'yid etmektedir:
Şu kimseler ki, Rabbimiz Allah dediler, iymanda sâ bit oldular ve iymanın alâmeti olan istikamet üzere bulundular ve Allahu tâlâ'nın emirlerini ve nehiylerini severek, cana minnet bilerek yerine getirdiler, bu gibilere ölümleri anında başta Melek-ul-mevt olmak üzere müjdeci melekler gönderilir ve kendilerine bahş ve inayet olunan cennet makamı ile diğer ni'metler bildirilir ve gösterilir. Bu zevât-1 âli-kadre vukuu muhakkak olan o korkunç günden korkmaması, dünyada bıraktıklarından dolayı mahzun olmaması tebşir olunur ve bu müjdeci melekler.
kendilerine dünyada olduğu gibi âhiret hayatında da dost ve arkadaş kalacaklarını va'dederek mü'minleri dilşâd ederler.
Ne mutlu bu müjde haberini alanlara ve ne mutlu o mühlik ve korkulu ânda meleklerle dost ve arkadaş olanlara..
Allah celle hazretleri, Azrail Aleyhisselâma ruhları alma vazifesini tevdi buyurunca, Melek-ül-mevt niyazda bulunmuş:
— Yâ Rabbi.. Bana çok ağır bir vazife verdin. Kullar, bana buğzedeceklerdir. Allahu celle şânühu, buyurmuş:
— Yâ Azrail.. Kullarıma öyle dertler veririm ki, onlar ölümlerini senden değil, o dertlerden bilirler, seni onlara unuttururum.
Gerçekten de öyle olmaktadır:
— Kalpten öldü..
— Kanserden öldü..
— Beyin kanamasından öldü, der dururuz.
Halbuki; doğduğundan öldü, doğmasaydı ölmezdi..