Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Zalim bir hükümdar vardı. Milletine ve tebaasına yap madığı zulüm kalmamıştı. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 24

Zalim bir hükümdar vardı. Milletine ve tebaasına yap madığı zulüm kalmamıştı. Günlerden bir gün, bir yere gitmek istedi. Esvapçıları ve oda hizmetkârları, kendisine bir elbise beğendiremiyorlardı. Getirilen elbiselerden her birine bir kusur buluyor, mülevves vücuduna ipekten, sırma işlemelerle, göz nuru dökülerek dikilmiş elbiseleri lâyık görmüyor, her getirileni yerlere atıyor, çiğniyor, etrafına dehşet ve korku saçıyordu. Kendisini bir ilâh, ebedi bir varlık sanıyor, âkibetinin bir hiç olacağını aklına bile getiremiyordu. Kendi boş varlığına gururlanıyor, bu varlığını bâki ve ebedi vehmedi yordu. Bir hiç olan kimseler, ekseriya cehillerini ve noksan

Inkarını libas ile örteceklerini zannederler. Aslında, bu gibi ler insan değil, belki muzır bir hayvandan daha aşağı derekededirler.

Böyle olan kişiler; terzinin, berberin, elbisenin ve türlü süslerin insan ettiği zavallı mahlüklardır. Zira, insanlık padişah olmakla, vezir olmakla, paşa olmakla, hacı - hoca olmakla, mal mülk sahibi olmakla değildir:

Bed aslâ necabet mi verir hiç üniforma, Zer-düz palan vursan, eşek yine eşşektir..

Insan olmak; öyle mühim, öyle zor bir iştir ki, suretâ insan görünen, insan olamamıştır. Surette insan, yaşayışta hayvan ve dalâlette vahşi hayvanlardan da aşağıdadırlar.

Ne mutlu, insan görünüp insan olana..

Vay olsun, azap olsun, suretâ insan gibi görünen, hakikatte hayvan olana..

Hani; meşhur bir hikâye vardır: Vaktiyle, bir köylü oğluna:

— Sen, adam olamazsın, dermiş.. Çocuk, şehre gelmiş.

tahsil etmiş, mal mansıb sahibi olmuş, daha da yükselmiş zengin olmuş.. Vezir-i-â'zamlığa kadar yükselmiş.. Fakat, babasının: (Sen adam olamazsın..) sözünü de nasılsa unutmamış..

Kendi kendisine:

— Babam, bana adam olamazsın derdi. Işte, ilim sahibi oldum, mal-mülk sahibi oldum, mevki - mansıb sahibi oldum.

vezir oldum.. Bugüne bugün, koskoca bir ülkenin padişahtan sonra sözü geçer sahibi benim. Şu ihtiyarı getirteyim de. makamımı, ihtişamımı, kuvvet ve kudretimi göstereyim, bana adam olamazsın dediğini hatırlatarak şunu bir güzel utandırayım, demiş ve derhal emirler gönderip. babasının mevcuden getirilmesini istemiş. Emri alan memurlar. zavallı ihtiyarı tarlasında çalışırken yakalamışlar ve çalyaka İstanbul'a göndermişler. Neye uğradığını, buralara ne maksatla getirildiğini bilemeyen zavallı ihtiyar şaşkın ve perişan vezir-i-â'zamın huzuruna çıkarılmış.. Senelerden beri kendisinden bir haber alamadığı hayırsız oğlunu, huzurunda kat kat eğilen bir sürü biçarelere karşı zâlim ve mağrur bir debdebe içinde bulan bağrı yanık babaya, şımarık vezir yerinden kıpırdamadan hafifçe gülümseyerek:

- Hatırlıyormusun baba, demiş.. Sen, bana adam olamazsın der dururdun.. Bak benim devletime, debdebeme, sal tanatıma.. Görüyorsun ya vezir oldum, vezir-i â'zam oldum..

Nasıl; utandın mı bana söylediğinden..

Dertli ihtiyar acı acı gülmüş:

— Beni, demiş.. Köyümden yerimden yaka paça yakalatıp, günlerce yaya, aç ve perişan uzun bir yolculuğa mecbur ederek bu sözleri hatırlatmak için mi getirttin?

Mağrur vezir, ihtiyarı tepeden süzerek:

— Evet, demiş.. Haklı değil miyim?

Yaşlı ve bitkin baba içini çekmiş:

- Haklısın evlât, demiş.. Evet, haklısın.. Çünkü benim sözümü doğruladın.. Bak, yine tekrar ediyorum, vezir-i-â'zam olmuşsun amma, ne yazık ki, yine adam olamamışsın..

Biz gelelim asıl hikâyemize:

Bu şımarık ve mağrur hükümdar da, padişah olmuş amma adam olamamışlardanmış.. Her ne hal ise, zorlukla kendisine bir elbise beğendirebilmişler, ordusunun önüne düşmüş ve kemal-i haşmetle yola revan olmuşlar. Etrafında vezirleri.

kumandanları olduğu halde yollardan geçerlerken, halk gözüne sivri sinek. kadar görünüyor, kendisini dağlardan yüce biliyormuş.. Ve lâkin, başı yükseklerde gezen bu ahmak da, bir çokları gibi ecel kılıcının ensesinde olduğunu farkedemiyormuş. Halbuki, ömrü hitama ermiş, melek-ül-mevt ile karşı karşıya gelmiş imiş.. Öğle olduğu halde, her şeyin kendisine vedâ ettiğini ve büyük bir sür'atle ölüme doğru, hiç ölmeyecekmiş gibi gittiğini bir türlü anlayamıyormuş.. Bir aralık.

önüne üstü başı yırtık, binbir yamalı elbiseler içinde bir zal çıkmış. Mağrur hükümdar. hiddetle şiddetle gürlemiş.. Kimimiş bu adam? Ne cesaretle böyle bir harekete yeltenebilirmiş. Bu kendisine karşı apaçık bir isyan değil mi imiş? Te.

basından hiç kimse böyle bir küstahlıkta bulunamazmış..

Önüne çıkan zata, gazapla haykırmış:

— Çekil yolumdan, şimdi seni kahrederim..

O zat, kemal-i sükûnet ile cevap vermiş:

- Sen, bana hiç bir şey yapamazsın. Sen degil. bütün beşer bir araya gelse, bana bir zarar eriştiremezsiniz.

Hükümdar, bu sözleri işitince şaşalamış, kekelemiş. kurvetten, dermandan düşmüş, gazabı hilmiyyete tebdil olmuş.

Çünki, bu zatın yüzüne bakınca tüyleri diken diken oluyor. ve gayri irâdi tekmil vücuduna bir titreme geliyormuş.. O zat. aynı sükûnet ve vekar ile sözlerine devam etmiş:

— Sana, bir çift sözüm var, demiş.

Hükümdar:

- Bana müsaade et, şimdi yoluma gideyim. Dönüşümde sarayıma gel, ne işin ve hâcetin varsa yerine getireyim, diye yalvarmışsa da:

- Olmaz, cevabını almış.. Sana söyleyeceklerimi hemen söylemekle emrolundum. Beni, burada yalnız sen görüyorsur vezirlerin, kumandanların ve askerlerin beni görmüyorlar.

göremezler.

Zâlim ve mağrur hükümdar, artık köpekleşmiş:

— Acep kimsiniz? diye sormuş.. Sizi gördüğüm zaman bütün varlığım elimden gitti.

O zat-1-şerif cevap vermiş:

— Ben, ol kişiyim, o Allahü teâlâ'nın meleğiyim ki, canları alır bedenleri cansız hale koyarım. Servi boyları kırar, eyler kemân, eder hâk ile yeksân, vermez aman, haneler harap eder, evlâtları yetim koyar, kabirleri mâ'mur ederim...

Bülbül gibi dilleri susturur, gül yüzleri soldururum. Padişahların mülklerini ellerinden alır, hasımlarına devrederim. Gelin girmedik hane vardır, fakat benim girmedigim hane yoktur. Nice annelerin gelinlik kızlarını aldım, dizlerini dövdörttum. Nice kuzucukların analarını alıp onları oksüz bırakarak inlettim.. Elimden. ne cin, ne peri ne insan kurtulabilir.. Senden evvel padişah olan dedelerini ve babanı da hiç eden benim.. Şimdi, benim kim olduğumu ögrendin mi? Seni de onlar gibi öldürüp toprak edeceğim. Bana MELEK-ÜL-MEVT derler. Hiç amanım yoktur.

Bu sözleri, duyan hükümdarın, söyleyen dili söyleyemez, tutan eli tutamaz olmuş.. Ona, öyle bir kılıç vurulmuş ki, üç yüz kılıç darbesi gibiymiş.. Birden atından düşmüş ve yere yığılmış.. Maiyeti ve kumandanları, kalp sektesinden öldüğüne hükmederek, toprağa tevdi etmek üzere sarayına götür müşler. Hiç bir vasiyyette bulunamamış, sevdigı mülkü. sevmediklerine kalmış.. Düşmanları sevinmiş, dostları üzülmüş.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.