Ara
Menü
6 dakikalık okuma

Âriflerden bir zata sormuşlar: — Her ezanın, bir namazı vardır. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 3 · s. 11

Âriflerden bir zata sormuşlar:

— Her ezanın, bir namazı vardır. Doğduğumuz zaman kulağımıza okunan ezanın namazı yok mudur?

Hazret, hafifçe gülümseyerek cevap vermiş:

— Olmaz olur mu? demiş.. O ezanın namazı da, musallâ taşına konulduğumuzda kılınır.

O halde, böylesine fâni ve geçici ve bu kadar kısa ve kısır bir hayat için; Allahını ve peygamberini unutan, nefsini dünya zevk ve eğlenceleri ile avutup uyutan, haram - helâl ne bulursa yutan, ebedî saadet ve selâmetini, bir hiç mukabilinde satan kişi akıllı mıdır? Böylelerine akıllı demeğe, kimin dili varır?

Işte hayat, işte ölüm.. İşte dünya hayatı, işte âhiret saadeti.. Birincisinin sonu ölüm, ikincisinin ebedî hayat.. Birincisinin sonu ebedi ayrılık, ikincisinin sonu ebedî vuslât... Birincisinin sonu mülkün ebedi zevali, ikincisinin sonu ebedi ve zevalsiz mülk.. Birincisinin sonu ihtiyarlık ve düşkünlük, ikincisinin sonu ebedi gençlik ve zindelik..

Bütün bu ni'met ve saadetler; tarik-i-müstakim üzere bulunan, Allah'a, peygambere, kitaba, sünnete uyan, doğru yoldan ayrılmayan sâdıklar, sâlihler ve âbidler için hazırlanmıştır. Bütün nedametler, sefaletler ve zilletler. de âsilerin, zâlimlerin, yollarını ve yönlerini şaşırmış gafillerin nasipleri olacaktır.

Hal ve hakikat böyle iken, bu kısa ve fâni hayat için, yukarıdan beri saydığımiz ebedi saadet ve ni'metlerden mahrum kalmak; nedamete, sefalete ve zillete düçar olmak revâ mıdır?

Ey âşık-ı-sâdık:

Bugün tövbe edeyim, yarın tövbe edeyim diyerek ömürlerini hevâya verenler, bu ni'metlerden mahrum kalırlar. Yalancılıkla, düzenbazlıkla, hiylekârlıkla nefeslerini ve nefislerini tüketenler, ebedi hüsrana uğrarlar. Nefislerine zulmedenler o kimselerdir ki, Allahu teâlâ'yı inkâr ederler, Resûllerine tâbi olmazlar, hiç ölmeyeceklerini, dünya yüzünde bâki ve ebedi kalacaklarını sanırlar. Bu gibiler, bütün bu ni'metlere erişemedikten başka, azap günü gelip çattığında pek korkunç azaba uğrarlar ve o azap içinde ebediyyen kalırlar. Bu azabın dehşet ve şiddetinden kurtulmaya çalışırlar ama, bütün bu gayretleri boş ve beyhudedir. Zira, onlar bu azaba daha dünya hayatında iken istihkak kesbetmişler, ölümleri ânından itibaren de ebedi azaba mahkûm olmuşlardır.

Ey mü'min:

Ölüm günü gelip çatmadan tövbe et.. Yaptığın bütün kötülüklere, fenaliklara, kabahatlere, suçlara ve günahlara törbe et:: Bir daha işlemeyeceğine söz ver, nâdim ol, ağla ve göz yaşı dök, bir daha kötülük yapmamağa azm-ü-cezm eyle.. Allahu teâlâ, tövbe eden kullarını sever. Allahu teâlâ, kötülüklerden kaçınan, mâ'nen ve maddeten arınmasını bilen temiz ve tâhir kullarını sever. Ebedi saadet ve ni'metlerini de böylece tövbe eden, arınan ve kötülüklerden sakınan kulları için hazırlamıştır. Bunu bil, bu gerçeğe inan, Hakkın vâ'dine bağlan, gayret kemerini beline kuşan.. Tevhidi, tehlili, temcidi, doğru konuşmayı, hak söylemeyi diline vird edin.. Yalandan, gıybetten, boş ve faydasız sözden, seb'den, küfürden. haram yemekten, inciten ve kalp kıran acı konuşmalardan, şahitliği ketmetmekten dilini temizle ve koru. Gözlerinden gaflet ve hiyanet perdelerini kaldır. Gözlerini, gördüklerinden ibret alır hale getir.. Iyiyi, güzeli ve doğruyu görmeğe alıştır.. Kulaklarını hak kelâmına ver, Allahu tâlâ'nın sevmediği sözlere kulaklarını tıka.. Gıybete, kötü söze, boş ve faydasız konuşmalara kulaklarını kapalı bulundur. Agızdan alınan zehir:

vücudu ifnâ ettiği gibi, kulaktan alınan zehirli kelâm da insanın ruhunu ifnâ eder. İki çenen arasındaki et parçası ile, iki budun arasındaki et parçasına sahip ol.. Ayaklarını da daima dogru yolda bulundur.. Sapıkların, azmışların, fisk-u-fesat yolunda gidenlerin yollarına saptırma..

Unutma ki, ölüm bir gün bize de gelecek, bize de yetişecektir. Ölümden kurtuluş yoktur. Bir gün gelecek, bizi de alacaklar, evlât ve yalimizi yetim koyacaklar, kabrimize bırakıp savuşacaklardır. Kabir denilen yer, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yahut cehennem çukurlarından bir çukurdur. Işte, o çukurda amellerimiz ile başbaşa kalacak, ya feci bir azaba uğrayacak veya rahat ve güzel yeni bir âleme kavuşacağız. Orada, bizlere ihsan buyurulacak mükâfatları bekleyecegiz. Orada, bize verilen cennetleri, hurileri, vildan ve gılmanları, sarayları müşahede edecegiz ve kıyâmet gününe kadar bekleyeceğiz. Kıyâmet gü nü, hesaptan sonra o âna kadar seyrettiğimiz bütün bu ni'- metler bizlere ebediyyen bahş ve atâ olunacaktır.

Kabir azabı: kâfirlere, zâlimlere, âsilere, kötülere, valancılara, ahlâksızlara hazırlanmıştır. Dünya hayatının sonu mutlaka kabre varır. Kabir, âhiretin ilk kapısıdır. İşte, o kapıdan her birimiz muhakkak geçeceğiz. Bunu inkâra kimsenin cesareti yoktur.

Bir gün gelecek, güneş o gün de yine doğacak, fakat biz o gün artık güneşi göremiyeceğiz.

O gün, herkes yine konuşacak, fakat biz o gün konuşamavacağız. Belki, biz de bir şeyler konuşacağız ama, bizim knnutugumuzu insanlar duymayacak.

O gün, herkes yine işitecek, biz de işiteceğiz ama, bizim söylediklerimizi halk işitmeyecek.

O gün, insanlar yine dükkânlarına, vazifelerinin başına gidecekler ama, bizim yolumuz yalnızlık evi, amel sandığı olan kabre varacak..

O gün, sağ olanların yine elleri tutacak ve ayakları yürüyecek ama, bizim ellerimiz tutmayacak, ayaklarımız yürümeyecek..

Cansız at kapuya, taksimat tapuya gelecek.

O gün, yine ezanlar okunacak, namazlar kılınacak ama, biz artık o ezanlara icâbet edemeyecek, o namazları kılamavacağız. Başkaları, bizim namazımızı kılacaklar..

Her gece evine yuvana döndüğün, çoluğuna çocuğuna kavuştuğun halde, o korkunç yolculuktan evine dönemeyecek, ehline ve evlâdına kavuşamayacaksın...

O gece, yine her evde ışıklar yanacak, ama senin vardığın ev karanlık kalacak...

O gece, herkes evinde yün veya pamuk yataklarına uzanarak istirahate çekilirken, seni o kapkaranlık evde kuru toprağa yatıracaklar, urgansız ve zincirsiz bağlayacaklar..

Dönülmeyen yollara gideceksin, umulmayan, iyi olmayan

yaralarla yaralanacaksın.. Doymayan gözlerini toprakla, kan mayan ağzın çamurla dolacak... Kafa tasında, yılanlar ve akrepler yuva yapacak...

O günleri hiç düşündün mü? Bu dertlere çare aradın mı?

Bu yaralara merhem buldun mu? Konağın, hanın. hamamın:

apartmanın başkalarına kalacak.. Senin koltuğuna, senin iskemlene başkaları kurulacak.. En sevdiklerin bile. seni kısa zamanda unutacaklar. Yine yiyip içecek, gülüp eğlenecek.

bıraktıgın malı, mülkü, parayı har vurup harman savuracak.

lar...

Ebediyyet mi'marını buldun mu, bulabildin mi?

Yıkılacak evi bıraktın, yıkılmayacak eve sahip olabildin mi?

Geçici koltuğu, iskemleyi bıraktırdılar, ebedi makam kazanabildin mi?

Dünya, âhiretin tarlasıdır. Ebedi hayat, buradan kaza nılır. Şu var ki, bu ebedi saadeti, bu zevali olmayan bâki mülkü: fâni âleme tercih edenler altunu teneke ile değişen gafiller gibidirler. Her gün yakınlarından dostlarından, ahbap ve arkadaşlarından ölenleri gördükleri, dünya hayatının fâni ve geçici olduğunu da bildikleri halde, bundan ibret almayanlar.

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.