Ara
Menü
4 dakikalık okuma

Kureyş'in edebsiz müşriklerinden beş kişi aşağıda anlatacağımız şekilde feci birer ölümle helâk olmuşlardır. — 2. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 477

Allah celle, kendi yolunda olanlarla alay edenlerin hakkından gelir. Bunu yakiynen bil! Şu şöyle yaptı da, ona bir şey olmadı, deme. İster iyilik olsun, ister kötülük olsun; önün de sonunda yapanın önüne çıkar. Iyilik yapanlar mükâfaatını, fenalık yapanlar da cezasını bulurlar. Sultan olsan da, bu böyledir? Zengin, fakir olsan da bu böyledir. Akıbet ölümdür. Bu igin sonu ayrılıktır. Her seyinden soyunmaktır. Evvelimiz bir hiç idi, yani nutfe idik, irençtik, sonumuz da bir hiç olacaktır.

Ne mutlu o kimseye ki; iyman etti. Allahın rizasında yürüdü, hayırlı işler gördü. Kendisini, dünyada hayır ile yâd ettirdi. Iyman ile göçtü, canl cennete uçtu. Cennet bullelerini biçti, kevser ırmagından, cennet nehirlerinden içti.

Ne kötü ve çirkin o kimseye ki; Allahı bilmedi ve inkâr etti. Onun nimetini yedi ona şükür etmedi. Kendi vücudunu gördü de, hakkı görmedi. Hakkın nimetlerini mügahede etti.

ve yedi de, hakka şâkir olmadı. Ölenleri gördü de, kendinin de öleceğini hatırına bile getirmedi. Dağılan haneleri, devrilen saltanatları, ağlayan ehil ve evlâtları gördü de, tendi hanesinin, kendi saltanatınun devrildiğini, kendi aile ve evlâdının ağladığını, ağlayacağı o karanlık günleri hatıruna getirmedi.

Güzel ameller yapmadı. Onu Allaha çağıranlar ile, kendini hakka dâvet edenlerle alay etti ve onları kendine düşman bilip onları kendine düşman ittihaz edip, onlarla ugraştı. Bu yaptığı kötülüğü de iyilik sandı.

Işte bir gün günes doğdu...

Lâkin, cansız cesedi üstüne.. Var sandıkları yok olmuş, yâr sandıkları düşman! Inkâr ettikleri var olmus. Bu âlem başka bir alem.. Rütbesi, diploması, masası, kesesi dünyada kalmış. Bunların vebâli kendisi ile beraber. Kendisini ipsiz, zincirsiz bağlamışlar. Meğerse, hiç bir geye kadir değilmiş.

Halbuki, dünyada iken çok şeylere kadir olduğunu sanıyordu. Kendisine verilen mühleti kendinden sanıyordu, bu mühletin haktan olduğunu bilmiyordu. Yahut, bilip, inaden Allaha hasım olmuştu.

Şimdi ne yapacaktı? Yalnızdı, karanlıkta idi. Yaptığı zulümler, hepsi korkunç bir şekle girmiş, onu tehdit etmekte...

Molla Câmi kuddise sırrahu hazretlerinin dediği kelâm gibi:

Hem akvâli, ahvali muddehar.

Rüveyda kerdet rûzi mahser.

«Her söz, her ahval toplanır, bir şekle girer, kıyamet günü önüne gelir. Onları orada görürsün.» mânasındadu.

İşte; her yaptığın fenalık, her söylediğin acı söz, bir gekle girmiş; onu tehdit etmede. Kimse, feryadına kulak vermiyor. «Aman yarabbi! Beni dünyaya cevir. Sana güzel ameller edeyim!» diye Allaha yalvarmakta. Faidesi yok!

Işte, inkâr ettiği kabir azâbı. Hayatında iken ölüm sözünden, kabir sözünden hiç hoşlanmazdı. Işte, öldü. Vücudunun her zerresi ölümün acısı ile sızlamakta. Kimbilir daha kaç sene sızlayacak? Kabir için söz etmekten nefret ederdi, işte kabirde idi. Ne çabuk da geçti, altmış sene, yetmiş sene...

yüz sene...

Hayatında iken cenazeye zor ile gelir, avâm müslümanların arasına girip namaz kılmaya utanır, âr ederdi. Peygamberlerin, ulemanın verdiği bu haberleri inkâr eder:

— Öldükten sonra kabir azabı varmış?..

— Melekler sual sorarlarmış? Bunların hepsi yalan! Kim gitmiş? Kim gelmiş? Giden gelmiyor ki; gidip gelenden haberi yoktu. Haberciyi tekzip ederdi.

Ölen ölür, gider. Yaptığı fenalıklar yanına kâr kalır. İşlediği zulümden soran olmaz diyordu. İşte, iki mehip melek zuhur edecek, yalanladıkları doğru; inkâr ettikleri sahih...

Kendisinin sandıkları mallar, paralar, binalar, rütbeler, kadınlar yok olmuş. Bunlar başkasının oluvermişti. Bir saat evveli kendisinin idi.

Her şeyden mahrumdu.

Ne olmuştu buna? Kim yapmıştı bunu böyle? Buradan nasıl sıyrılacak, nasıl kurtulacaktı? Eski saltanatına nasıl dönecekti? Sağında bir takım ejderhalar, solunda bir takım akrepler ağızlarını açmışlar, onu bekliyorlardı. Kaçmak istiyor, kaçamıyor.. Bagırmak istiyor, bağıramıyordu. Bağırsa da imdadına gelecek yok! Bu akrepler, bu ejderhalar kendisinin ameli idi, dünyadan bunları beraber getirmişti...

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.