Ara
Menü
5 dakikalık okuma

Kureyş'in edebsiz müşriklerinden beş kişi aşağıda anlatacağımız şekilde feci birer ölümle helâk olmuşlardır. — 1. bölüm

Müstakil anlatıMuzaffer Ozak, İrşad, Cilt 2 · s. 477

Kureyş'in edebsiz müşriklerinden beş kişi aşağıda anlatacağımız şekilde feci birer ölümle helâk olmuşlardır. Efendimizi izharı nübüvvetlerinden itibaren gördükleri yerde daima alay, istihza, seb ve kötü sözlerle inciten bu beş mel'un şunlardı: As ibni Vailli-sehmi, Esved-in-Matlap, Esved bin Abdi Yegus, Velid ibni Mugiyre ve Haris bin Kays idi. Bu herifler, efendimize inanmadıkları gibi, efendimizi daima hareket ve sözleri ile incitmişler, efendimiz ile alay edip; efendimize seb, şetim edeceklerin nasıl bir âkıbete dûçar olarak öleceklerine âyet olmak bedbahtlığına uğramışlardır.

Bir gün, efendimiz Mescid-i Haramda oturuyordu. Yanında, Allahın ulu meleği Cebrail aleyhisselâm vardı. İzni-ilâhi ile, efendimizi daima melâike korurdu. Bu beş şerir oradan geçtiler. Cebrail aleyhisselâm As'ın tabanina, Esved'in gözüne, Yegus'un başına, Velidin ayağına ve Harisin karnına işaret etti. Cenabı peygambere hitaben:

— Müjde olsun ya Resûlallah! Seni bu hâbislerin şerrinden, Allah seni halas etti. Bunlar bu günden sonra felâh bulamayacaklar, dedi.

O günden sonra, bunların herbiri feci bir akibet ile öldüler. Bunlardan As, iki oğlu ile ata binip Mekke'nin tepelerinde dolaşırken atından aşagıya indi. Ayagına diken battı.

(Aman beni yılan soktu) diyerek bagırmaya, feryat etmeye başladı. Yarada ne bir diken yarası, ne de yılan sokmasına ait bir işaret yoktu. Böyle olmasına rağmen As, ter ter tepiniyor, Efendimizi incitmenin azabını dünyada çekmege başlıyordu. Ayağı gün geçtikçe şişmeye başladı. Deve boynu gibi şişti. Yaptığının cezasını çekiyordu. İş, bununla kalsa idi çok iyi idi. Ayağının neden böyle olduğunu biliyor, «Kateleni Rabbi-Muhammed» yani Muhammedin rabbi beni öldürdü diyor velâkin bir türlü iymana gelemiyordu. Kibirli idi. Sonra, Mekke müşrikleri onun iymana geldiğini duyarlarsa ayıplarlardı. Eğer, iyman edip, Efendimize iltica etse idi; Eşfak ve rahîm olan efendimiz, Allah'ın Habibi onun bu derdine şifa olabilirdi. Bunu kendisi de biliyordu.

Ahhh. O kibir!

Şimdiye kadar alay etttigi insana, küfür ve şetim, sebeyledigini yalvarmak... Bu, ona bu azâbın acısından daha acı idi. Kıvrana kıvrana öldü, cehenneme yuvarlandı.

Diğer mel'un, Esved bin Mâtlap kâfiri ise: Mekke haricinde bir ağaç gölgesinde otururken, ansızın hakkı görmeyen gözleri kör oluverdı. Bir melek gelip, başını o agaca vurmaya başladı. Esved, başını vuran melegi görüyordu. Yanında olan köleleri vuranı görmüyorlardı. Kölelerine: (Aman beni bunun elinden kurtarın. Halâs edin. Sizleri azad ederim)

diye yalvarıyordu. Köleleri ise, Esvedi ağaca başını vurmaktan men'etmek için tutuyorlar, lâkin mâni olamıyorlardı. Esved'e olan olmuştu, o mütekebbir kâfir de (Beni, Muhammedin rabbi katl etti) diyor, lâkin iyman etmek ve Resûli-efham efendimizden af dilemek aklına getirilmiyordu. Eğer, Resûlü-müçtebaya sığınsa, kendisini bu azabtan kurtardığı gibi âhiret saadetine de erişebilirdi.

Imkânı mı var? Yaptığı fenalığın cezasını çekecekti!

Üç günlük dünya hayatına âhiretini satmış, mülkünün ve saltanatmın hep bâki kalacağma inanmış ve aldanmıştı.

O da cehenneme, cezasını çekmege sevk olmuştu. Azabı ebedi ve daimi idi.

Üçüncü mel'un Yegus; Mekke'nin haricinde bir iş için bulundugunda. Semum rüzgârına mâruz kaldı. Yüzü ve gövdesi simsiyah oldu. Kalbinin karası yüzüne vurup, dünyada iken azabı elime düçar oldu. Bu herif, Yahuda gibi şekli sıfatı değişip evine geldiğinde, ehli onu tanıyamayıp kapıyı açmadılar. Sanki simsiyah bir hınzır, domuz olmuştu.

— Ben Yegus'um, bu ev benim. Siz benim evlâtlarımsınız, diyordu. Ev halkı ise:

— Hayır! Biz seni tanımıyoruz, sen bizim babamız değilsin, geldiğin yere git! diyorlardı. Evine girmek için uğraşırken «Muhammedin Rabbi beni bu hale koydu» deyip kafasını kapıya vura vura cezasını buldu ve cehennemi boyladı.

Kays oğlu Haris mel'unu ise, tuzlu balık yedi. Kendisine acaib bir hararet bastırdı. Her zaman tuzlu balık yer, su içer.

Harareti zail olurdu. Bu sefer sanki karnı cehennem kesilmiş ti. Ne yaptı her ne kadar su içti ise bir türlü harareti geçmiyor, bilâkis artıyordu.

Içti, içti...

Suya kanmıyordu, içtiği suları da çıkaramıyordu. Sanki, idrar deliği tıkanmıştı. Velâkin harareti de kesilmiyordu.

İçmeye devam ediyor, içtikçe harareti artıyordu. Nihayet anladı ve oda «Muhammedin Rabbi beni öldürecek.» dedi.

çatladı. Resülü-erham efendimizden şefaat isteyemedi, belâsını buldu, nâra sevk olundu, ebedi azaba düçar oldu.

Mugiyre oğlu Velid'i-Pelid'de, bu mel'unlar gibi mel'un idi. Bir gün, bir okçu dükkânı önünden geçerken, ayağına bir okun baş kısmı battı. Orada bir takım kadınlar durmakta idi. Kadınlara karşı ayağına batan demiri çıkarmadı, yahut erkekliğinden böyle şeylere kıymet vermezdi. Mertliğine mağrur idi Bu batan ok, başka oklara benzemezdi. Tabiî, bunun farkında değildi, o; yaptıklarının sonu gelmişti. Rabbin ona verdiği mühlet nihayet bulmuştu. Ayağı öyle acıyordu ki.

feryadından Mekke'nin dağları inledi. Mahallede çocuklar onun taklidini yapıp alay ettiler. Elleri ile yerleri koparıyor.

yatakları parçalıyor ve «Muhammedin Rabbi beni öldürecek»

diyordu. Lâkin, iyman etmek aklından bile geçmiyordu.

O kibirli, mertliğine mağrur kişi, her gelenden imdat istiyor, yerın ve göğün sahibinden ve onun Habibinden şifâ dilemeği kendine âr ediyordu. Bu kibirli kâfir de Ahhh, Off diyerek ruhu habisi cehennem tarafına yollandı. Sükût etti.

Innâ kefeynâk-el-müstehzi 'iyn..

Hier sûreai: 95

«Biz, seninle alay edenlere kâfi geldik» âyeti bu anlattığımız kıssa'yı teyid eyledi.

Işte; Cenabı-fahri-âlemle ve onun getirdigi din ile, onun veliyleri eshabı, ensarı, evlâdı, ahfadı, ahlâfı, uleması ile alay edenler, bir derde mübtelâ olurlar ki, bir daha dünyada ve ahirette dertlerine çare bulamazlar. Duçarı felâket olurlar.

Yüzleri kara olarak âhirete sevk olunurlar.

Ezcümle, bir kimse Efendimizin aleyhinde olsa; Efendimize kuruyası ağzı ile seb etse; bu kimsenin, en azdan dünyada görecegi ceza; öldügü zaman ağzından pislik gelir. Bu kerrat ve merrat ile müşahede olunmuştur. Yine, eshabı kirama dilleri ile taarruz edip onları incitenler de, her biri dûçâ rı felâket olup bu dünyadan gitmişlerdir.

Evlâdı Muhammedi incitenler de, her biri felâketi âzime uğrayıp dâr-ı-bakayı boylamışlardır. Velilerle, Ulema ile alay edenler, son zamanlarında kendileri ile alay edilip, sülperinden gelen evlâtları aklen sakat olur, avâmın maskarası alup yaptıkları zulüm ile kendilerini ve evlâtlarını sebebi istihza eylemişlerdir.

Görenedir görene, Köre nedir, köre ne?

Okuma notu

Bu metin gelenek içinde aktarılan bir menkıbedir. Tarihî bir tutanak gibi değil; yolun hafızasını, değerlerini ve anlatı dilini taşıyan bir rivayet olarak okunmalıdır.