Sultan Mahmudu Gaznevi, Hindistan'daki Türk Imparatorlugu padişahlarından biridir. Bu zatı muhteremin ulena.
meşayih ve şûaraya olan hürmet ve sevgisini, bütün islâm âlimleri, şeyhleri, şâirleri, yazdıkları kitaplarında hayr ile vâd etmişlerdir. Kendisine rahmet okunmasına vesile olmuşlar namı ve nişanı kıyamete kadar, sonra geleceklerin nazarına arzetmişlerdir.
Ulemâya, meşayihe hürmet edeni. Allah yükseltmiştir. Zira, ulema ve meşâyih Resûlün vârisleridirler. Onlara hürmet.
Resûle. hürmet, Allaha hürmettir. Onlara ihanet Resûle ihanet, Allaha ihanettir.
Gazneli Mahmud; birgün ava çıkar. Bir geyiğin peşine düşer. Saatlerce at koşturur. Bir vâdiye geldiklerindc, geyik arkasına döner. Lisânı hal ile sultan Mahmuda hitaben: «Bu iş için mi yaratıldın?» der. Yâni, dünyaya av vurmaya mı geldin? demek ister. Bu sözü işiten hükümdar, geyiğin peşini bırakır. Kan ter içinde, önüne çıkan bir köye girer. Ilk tesadüf ettiği on yaşlarında bir çocuğa: «Evlâdım! bana bir bardak su ver» diye ricada bulunur. Çocuk: «Amca, babam su almaya gitti, çok kalmaz döner. Siz biraz burada istirahat ediniz.» der.
Hükümdar, attan aşağıya iner. Çocuk onu rüzgâr olmayan bir yere oturtur, atı alır. Biraz aşağı yukarı gezdirir. Hükümdar da at: da çok terlidir. Hem hükümdarın, hem hayvanın biraz "'ürgunluğu gittikten sonra, çocuk içeri girer, bir bardak su getirir. Sultan; «Hani bana burada su yok demiş, babanın suya gittiğini söylemiştin» der.
Çocuk: «Yalan söylemedim, babam suya gitti. şimdi nerede ise gelir. Siz, benden su istediğinizde, ben size suyu verseydim; ileride, bu terli haliniz ile içeceginiz suyun sizi hasta etmesi mümkün idi. Fakat, hararetiniz ziyade olduğundan bunu düşünecek halde değildiniz. Şimdi teriniz dindi. Ben de size suyu getirdim. Işte, babam da pınardan geliyor. Size istediğiniz kadar su vereyim.» dedi. O aralık sultanın vezirleri ve av arkadaşları da köye geldiler, sultanı orada buldular. Sultan bu köylü çocuğunun irfanına hayran olmuştu. Adını sordu? Ayaz olduğunu öğrendi. Üstü başı eski olan bu çocuk sanki içinde define gömülü bir virâne idi. Sultan, bu viranelikteki defineyi keşfetmişti. Ayaz'ın babası da elindeki su kabı ile oraya gelmişti. Sultan, kendi hüviyetini Ayaz'a ve babasına bildirdi.
«Ben sultanınızım» diyerek Ayaz'ın babasına hitaben: «Bu çocuğu bana vereceksin. Okutacağım ve kendime sohbet arkadaşı yapacağım» dediğinde, Ayaz'ın babası «Sultanım! Bu mülk senindir. Biz senin kullarınız. Canım ve evlâdım, her şeyim yoluna feda olsun» dedi. Çünkü, memleket meseleleri dururken geyik peşinden, av peşinden koşan, fakat o geyiğin ikazı ile aklını başına almış milletinin dertlerine kendi dertleri imiş gibi çare arayan bu müslüman Türk hükümdarını milleti çok sever, tab'asının, rahatlığını düşünen, onları zâlimlerin şerlerinden koruyan memleketi adl ile idare eden âlimlerin acı tenkitlerine tahammül eden bu padişaha karşı milleti sonsuz sevgi ve saygi gösterir, onun ugruna herşeyini feda ederdi.
Sultan, Ayaz'a hitaben: «Haydi; ata bin, benimle gel, eşya filân almana lüzum yoktur» dedi. Sultan, Ayaz'ı atının terkisine bindirdi. Tam hareket edecekleri sırada; «Af edin efendim. Bence çok kıymetli olan bir eşyamı almama müsaade eder misiniz?» dedi. Sultân: «Haydi! Çabuk al da gel» dedi.
Kulübesine giren Ayaz, elinde sarılı bir bohça ile çıkıp tekrar ata bindi. Sultanla beraber saraya geldi. Bir taraftan tahsil ettiriliyor, bir taraftan hergün sultanın sohbetinde bulunuyor. İltifatı padişaha nail oluyor, Ayaz'ın zekâsı ve irfânı terbiyesi Sultanı her geçen gün daha hayran bırakıyor, ve Ayaz gittikçe sultanın takdirini kazanıyordu. Bunu gören hasedciler, Ayaz'ın aleyhinde konuşmağa başladılar. Zira, Sultan iç hazinenin anahtarını dahi Ayaz'a teslim etmişti. Bu yeni vazife, hased edenleri deliye çevirmişti. Onun hakkında iftira hazırlıyorlar «Acaba ne yapsak ta Ayaz'ı sultanın gözünden düşürsek» diyorlardı. Nihayet, «Ayaz iç hazineden hırsızlık yapıyor» demeye başladılar. Bu söz sultanın kulagına geldi. Sultan bu dedikoduya fena halde üzüldü. Buna imkân mı vardı?
Ses çıkarmasa, bu iftirânın yayılması böyle bir olayın vukuundan beter olacağı için, Ayaz'ın haysiyetini kırabilirdi. Hasedcileri huzuruna topladı. «Ayaz'ın hırsızlık yaptığını nereden isbat edersiniz?» dedi. Onlar, «Aman sultanım! Sarayda herkesin odasının kapısı açık, Ayaz'ın kapısı daima kilitli.
Ayaz bu saraya geldiğinden beri, odasına hiç kimseyi almadı.
Kapısını da açık bırakmadı. Böyle kapısı daima kapalı olanın bir kabahatı olmalı ki, o kabahatını kimseye belli etmemek için bu şekilde yapıyor, kabahatini gizliyor» dediler. «Siz, iç hazineyi ona teslim ettiniz. Hazinede bulunan bunca kıymetli eşya ve taşların sayısı malûm degildir. Buradan çaldığı mücevheratı odasına gizliyor olmalı ki, odası daima kapalı. Oraya kimseyi kabul etmiyor» diyerek kendilerinin ne karakterde olduklarını belli etmiş oldular.
Insan, konuşmadığı müddetçe kapalı, mahiyeti bilinmeyen kitaba benzer. Konuşmaya başlayınca, kendisinin ne mal olduğunu ortaya koyar. Kişi nasıl ise, karşısındakini de öyle zanneder. Gözüne yeşil gözlük takan dünyayı yeşil; siyah gözlük takan siyah görür. Gözünde ve gözlügünde necaset bulunan ise, dünyayı pislik içinde görür. Gözünü ve gözlüğünü temizle ve dünyayı tertemiz gör! «Veçhini pâk eyle ki, mir'ata bühtân olmasın!» demişler. Ayna ayıpları göstericidir. Kendine bakanın yüzündeki karayı hemen yüzüne vurur. Yüzünde kara yok ise tertemiz gösterir. Öyle ise, sen yüzümdeki karayı gösteriyor diye aynayı kırmağa kalkma. Yüzündekini temizle. Ekseri insanların peygamberlere, ulemaya, evliyaya kızmaları ve onları oldürmeleri bu yüzdendir. Peygamberler ulema ve veliler, berrâk aynaya benzerler. Onlara bakan kendi noksanını görerek: «Şu aynayı kırayım da benim noksanımı göstermesin!» diye, kendi noksanını düzelteceğine ayna mahiyetindeki peygamberi, evliyayı, veliyi, yahud ulemayı katleder ve Allahın lânetine uğrar.
Bazı aynaların cilâsı bozuk, bazısı tozlu olurlar. Tabii, cilâsı bozuk olan aynaya itibar olmadığı gibi, tozlu aynanın tozu silinmeden göstermesine de imkân yoktur. Cilâsı bozuk olan ayna, ahlâksız âlim kişiye teşbihtir. Tozlu aynada, insanları irşâd etmeyen ulemaya teşbihtir.
Biz, gelelim Ayaz kıssasına:
Sultan Mahmud ne yapacağını şaşırmıştı. ses çıkarmasa sevdigi zat hakkında kötü şeyler söyleniyordu. Buna tahammül edemezdi. Ayaz'ın odasını aratsa, Ayaz sultana gücenecekti. Fakat çaresiz kalıp ikinci şıkkı kabul etti, bu hasedlerin iftiralarını yoketmek için Ayaz'ın odasını aratmaya karar verdi. Ayaz'ın gönlünü alacaktı. Hem de, Ayaz onu seviyordu. Bu cevrine tahammül gösterirdi. Ayaz'ın sarayda olmadığı bir gün, hasetçileri yanına çağırıp: Haydi, Ayaz'ın odasını arayınız. Hazineye ait ne bulursanız sizin olsun! dedi.